Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Hesap; akıl baliğ olmuş mükellef insanların dünya hayatlarında tercih ettikleri iman, ibadet, ahlâk ve eylemlerinden dolayı ahirette hesaba çekilmesidir. Kelime olarak; saymak, hesap etmek, hesaba çekmek, sayma ve sayım anlamında sıfat ve isim olarak kullanılır. İnsanın dünya hayatı bir sınavdır. Ahirette ise insan, bu hayatın hesabını Allah’a verecektir. Çünkü hesap gününün maliki, hâkimi sadece Allah’tır. Allah, hesabı çok süratli olandır. Hesap günü; Allah tarafından insanların bu dünyada iken yaptıkları iyilik ve kötülüklerden dolayı ahirette hesaba çekileceklerine iman etmek, İslam’ın inanç esaslarındandır. Hesap gününe iman eden bir kimse, şartlar ne olursa olsun İslam’ca düşünür, yaşar ve ölür. Zanlarını, Allah ve Resulünün emir ve yasaklarının önüne koymaz. Çünkü hesap günü haktır ve yakındır. Ali İmran 30: “Herkesin yaptığı her hayrı ve işlediği her kötülüğü, önünde hazır bulacağı gün yaklaşmaktadır. O gün kişi, kendisiyle yaptığı kötülükler arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Allah sizi, kendisinden korkmanız için uyarıyor.” Hesap günü; kişi yaptıklarıyla yüzleştirildikten sonra, tartıya vurulmayan, cezası verilmeyen zerre miktarı hayır ve şerrin bırakılmadığı ince hesap anına geçilir. O dehşetli hesap gününde, Allah'ın mümin kullarına korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. Dünyada iken yaptıklarına karşılık Rablerinin kendilerine hazırladığı nimetlere sevinç içinde kavuşacaklardır. O dehşetli gün gelip de insanlar hesaba çekilmeye başlanınca pişmanlık duymanın hiçbir yararı olmayacaktır. Amellerin tartılması haktır. Amel defteri haktır. Öldükten sonra sorguya çekilmek haktır. Bu gerçekleri dikkate alarak İslam’ca yaşamak ve bunun mücadelesini vermek kurtuluştur.
HASİB
Hesap gören anlamında Allah’ın isim sıfatlarından biridir. Ahzab 39: “O peygamber, Allah'ın risaletini; emir ve yasaklarını tebliğ ederler, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter.” Allah, insanı yaratır ve henüz o, ana rahmindeyken ona suret verir. Her insanı özenle ve bambaşka bir yaratılışla dünyaya getirir. Allah, daha insan tek bir hücreyken bile, onun ilk haline şahittir. Çocukluk dönemi de aynı şekildedir. İnsanın hafızasında çocukluğuyla ilgili yalnızca birkaç anı kalır. Ama Allah, o bilmezken bile her an yanındadır, her yaptığına şahittir. Dünyada yaşadığı sürece otururken, konuşurken, yemek yerken, uyurken, gece gündüz her saniye işlediklerini tüm ayrıntılarıyla bilir, ağzından çıkan her konuşmayı, her lafı işitir, aklından geçirdiği her düşünceyi tespit eder. Hiçbir şey, O'ndan gizli kalmaz. Oysa insan, hayatı boyunca yaptığı işleri, söylediği sözleri unutur. Geçmişte yaşadıklarını saymaya kalksa ancak çok az şey sayabilir. Allah’ı hakkıyla tanıyan bir insan, Allah’ın hukukuna riayet eder ve hesaba çekilmeden önce sürekli kendisini hesaba çeker.
SORUMLULUK
Sorumluluk; kişinin kendi istek ve iradesi ile yaptığı ve yüklendiği işlerin hesabını vermesi bundan dolayı hesaba çekileceği şuurudur. İslam; her insanın bir iradesi ve seçme hürriyeti bulunduğunu ve bu iradesini kullanmak suretiyle yapacağı işlerin tamamından sorumlu olduğunu bildirmiştir. Bundan dolayı insanlar ve özellikle Müslümanlar, yapacakları her işte söyleyecekleri her sözde dikkatli olmak durumundadırlar. Şayet insan yaptığı her işten ve davranıştan, söylediği her sözden sorumlu olmasaydı, İslam’daki farzlar, haramlar, mubahlar olmaz ve emirlerle yasakların bir anlamı kalmazdı. Adil Düzen isteyenlerle, faizci kapitalist düzeni yürütenler arasında bir fark olmazdı. İslâm’da insan, kendi hür iradesini kullanarak yapacağı işlerden sorumlu tutulmuştur. İslam; insanlara hak yolu da batıl yolu da göstermiştir. İnsan, bu yollardan birisini kendisi seçtiği için sorumludur. Dünya hayatında İslam, insanın imtihan olduğu din ve düzendir. Ahiret ise din ve düzen olarak İslam’ın hesabıdır. İnsanın ahiretteki hesabı İslam’dan olunca, dünya hayatında İslam’dan başka bir yola kayarsa, bu felaket olur. İnsanlığın bugün unuttuğu şey budur. Ödül ve ceza, Allah'ın koyduğu hükümler doğrultusunda verilir.
TEKLİF
Teklif; zor olanı istemektir. Allah’ın yarattığı insana teklifi İslam’dır. Bu teklif; insanın nefsine ağır gelir. Teklifin temel şartı akıl ve idraktir. Çünkü teklif ile kast edilen şey, İslam’ın aslını anlamaya dayandığı gibi, onun detayını da idrak etmeye dayanmaktadır. Teklifin direği akıldır ve teklif Allah'ın hitabıdır. Akıl; yavaş yavaş gelişmekte, çocukluktan itibaren olgunlaşma seyrine devam etmektedir. Aklın yavaş yavaş gelişmesi gözle görülemeyen bir husustur. Çünkü o, bir zaman süreci içerisinde adım adım kemal noktasına ulaşmaktadır. Elbette bu noktayı gösteren maddi bir ölçünün bulunması gerekir. O da buluğ çağıdır. Buluğ çağı, aklın noksanlık ve kemâli arasındaki sınırı teşkil etmektedir. Kişi bu çağa ulaşınca ona teklif edilir.
Teklif, İslam’ın emir ve nehiy olarak muhataba yönelmesidir. Teklif yerine getirilirse, mükâfatı gerektirir, yerine getirilmezse, cezayı davet eder. Allah İslam ile insana; itikatta tevhidi, ahlâkta, Kur’an ve nebevi ahlâkı, ilimde, Allah ve insan bilgisini, iktisatta, adil ekonomik düzeni, hukuk ve hükümde adaleti, cemiyet hayatında ülfet ve samimiyeti, aile içinde hürmet ve merhameti, sevgi ve saygıyı, edep ve hayâyı, giyim ve kuşamda tesettürü teklif eder.
MÜKELLEF
Mükellef; yükümlülük sahibi kişi, yükümlü kılınan kişidir. Terim olarak mükellef; İslam’ın emir ve yasaklarının muhatabı olan ve bunlara uymakla yükümlü bulunan kimsedir. İslam, helal lokmayı emreder, haram lokmayı yasaklar. İslam, ticareti helal, faizi ve haksız kazancı haram kılmıştır. Bugün yaşanılan krizin özünde, mükellef olunan İslam’ın, fert ve toplum hayatında itibarsız hale getirilmesidir. Kurtuluş İslam’dadır. Bu kapıyı Millî Görüş tutmuştur. Selam hidayete tabi olanlara…