Hesap Günü ne deriz?

Abone Ol

Biz,
Helâl- haram demeden, yeriz-içeriz;
Ak-kara demeden-alırız-veririz;
Hak-hukuk demeden, asarız-keseriz...

Tabi gün gelir mizana çıkarız.
Hesap Sorucu, ifademizi alır.
O gün;
ebatlarımız,
ağırlığımız,
hacmimiz ne olur?
Hesabımız nasıl olur?
Hiç düşünmeyiz!
...
Şu kadar ki o gün kesinlikle boyumuzun ölçüsünü alırız...

Şunu diyebilir miyiz: "Ben, bunlara inanmıyorum, hepsi birer safsata..."
Tabi diyebiliriz, deriz...
Dilin kemiği yok ya... deriz işte
Yalnız, biz böyle dedik diye hakikatler yok mu olur sanki?

Şunu diyebilecek miyiz hesap gününde: 'Ey Mâliki yevmiddin! Ey bu din gününün Hâkimi! "Ben dünyada iken şu Senin sahibi olduğun hasap gününe inanmazdım. O halde inanmadığım şey üzerinden beni yargılayamazsın!"

Hayır!
Maalesef o gün sanık sandaliyesine oturduğumuzda, dilimiz savunmamızı yapamayacak.
O gün sair azalarımız, her biri birer savcı misali aleyhimize bütün suçlarımızı sayıp dökecek. "Ben avukatımı istiyorum" da diyemeyeceğiz!" ...

Nihayet karar!
Hesap Görücü defterimizi dürüp, sol elimize tutuşturacak.

Kim bilir o gün dilimizden dökülecek şu sözleri sadece kendimiz duyacağız: "Eyvah! Ben ne yaptım?!.

İstikamet Cehennem, o bol ateşli mekân. İnfaz memuru Malik, zebaniler ise gardiyan.

Tutup attılar mı içeriye, hak yerini bulmuş olacak. Artık sonsuza dek bir azap.

Hafifletici herhangi bir neden de yok maalesef. O, sadece günahkâr mümin kullar için geçerli.

Peki, koca bir ömrü burada hoyratça tüketmek,
Vur patlasın, çal oynasın debdebeli bir hayat sürmek,
Kulluktan bi haber yaşayıp Yüceler Yücesini bilmemek...
Değer mi bütün bunlar orada Hâk indinde mahçup olmaya?
Değer mi?..