Herkesin yaptığını yapmayın!..

Abone Ol

Yaşanan gelişmeleri kısa vadeli bir bakış açısı ile ve

olumlu tarafını abartarak değerlendirmek hiç bir zaman gerçekçi bir yaklaşım

olmadı, bundan sonra da olmayacak. Eğer tersi doğru olsa idi, son beş yılda

küresel ölçekteki olumsuzlukların hiçbirinin olmaması gerekirdi. Durum böyle

olunca her gelen yılın gideni aratabileceğini hesaba katmak gerekiyor.

Sürdürülebilir olmayan eğilimlerde ısrar etmenin, günü kurtarmak adına

sorunları ağırlaştırarak geleceği karartmanın çok büyük bedelleri olacağını hiç

akıldan çıkarmamanın hayati önem taşıdığını düşünüyorum.

Bugünün koşullarında geliri azalan harcamalarını kısmak

yerine daha büyük riskler alarak kumar oynuyor; gelirini arttırabilmek veya bu

yöndeki umudunu korumak adına maddi-manevi tüm birikimlerini kaybetme riskini

göze alıyor. Böyle bir yaklaşım ne işadamlığı veya profesyonellikle, ne de

insanlık ve inançla bağdaşan bir durum olamaz. Ne yazık ki bu tür olumsuz

yaklaşım 1995 yılı sonrasında dalga dalga yayılarak küresel ölçekte

kırılganlığın artmasında belirleyici oldu. Belli ki herkes kendini çok akıllı

sanıyor, diğer herkesi zihinsel açıdan küçümsüyor ve dramatik bir hata

yaptığını farketmiyor. Bir yanlışı yalnız bir kaç kişi yaparsa ciddi bir

sıkıntı olmaz, fakat aynı yanlışı aynı anda çok sayıda kişi birbirinden

habersiz olarak yapar ise hem hepsi büyük bir hayal kırıklığına mahkum olur,

hem de konuyla ilgili olmayan kesimlerin durumu da olumsuzlaşır.

Bu açıdan inşaat sektöründe yaşananlar ilginç bir örnek

oluşturuyor. Bu sektöre yönelik ilgi arttıkça önce yaşanması muhtemel durgunluk

bir süre öteleniyor; ancak eğilim güçlendikçe dengesizlik büyüyor ve normale

dönmek imkansızlaşıyor, sorunlar ağırlaşıyor, elini veren kolunu alamaz hale

geliyor. Belli ki nefsin akla hükmetmesi veya olduğundan farklı görünme

bağımlılığı ya da çaresizlik gibi faktörler yanlıştan dönmeye pek izin

veremiyor; başka coğrafyalarda yaşanmış benzer olumsuzluklardan ders

alınamıyor. 1997 yılında krize giren Uzak Doğu ekonomilerinin pek çoğunda bugün

İspanya ve ABD’deki sıkıntılar inşaat sektöründeki bu aşırılıklardan kaynaklanmıştı…

Atalarımız da belli ki bu tür olayları çok yaşamış ve veciz bir sözle gelecek

nesillere bilgi birikimini aktarmaya çalışmış: Nerde çokluk orda …

Yine bakıyorsunuz gelirini arttırmak üzere aşırı risk

alanlar ya reklama yükleniyor ya da yenilik peşinde koşuyor. Tüm sektörlerde

eşanlı olarak bu tür bir stratejinin devrede olması muhtemelen evdeki

hesapların çarşıya uymamasına izin verecek; batışlar, sorunlu krediler,

kurtarılması gereken banka ve devletlerin sayısı artacak. Küreselleşme ideolojisi

ile birlikte etkili olmaya başlayan arz yanlı iktisat anlayışı çok kötü

çuvalladı ama bu gerçek yıkıcı sonuçları nedeniyle şimdilik konuşulamıyor.

Mikro düzeydeki tutarlı görünüm makro düzeyde felakete dönüşmeye başladı. Bugün

yaşanan durgunluğun, olumsuz rekabet koşullarının gelir dağılımındaki

bozukluğun ve artan kırılganlığın temel sebeplerini başka yerlerde aramayın.

Arz-talep dengelerini gözetmemenin ve aşırılıklara izin vermenin bedeli her

devirde yıkıcı oldu, muhtemelen bundan sonra da öyle olmaya devam edecek.

Merkez Bankalarının sürekli para basması, bazı kurumlar ve devletlerin

kurtarılması gibi yaklaşımlar durumun daha kötüye gitmesini engellemeyecek.

Yanlış yapanları kılavuz olarak kabul edip onların peşinden gidenlerin başı

beladan kurtulamayacak…

Belirsizlik ve kırılganlığın çok yüksek olduğu ve yükselmeye

devam ettiği ortamlarda daha çok gelir adına büyük riskler almak çözüm

değildir; çaresizliktir, bataklıkta çırpınmaktır. Gerçek çözüm harcamaları

kısmak, taşınan riskleri azaltmak ve belirsizlik azalıncaya kadar az kazançla

yetinmeye çalışmaktır. Fakat bunun yaratacağı ekonomik daralmaya da ne herhangi

bir ülkenin ne de küresel ekonominin tahammülü yoktur. Belli ki insanlık kendi

yarattığı açgözlülük labirentinde hapis kaldı; ihtiyaçlar artarken imkanlar

daralıyor… Şapkadan daha fazla tavşan çıkarmak mümkün olamıyor!..