Anadolu’nun bağrından ne öyküler çıkıyor…
Hepsi de gerçek, hepsi de esaslı, hepsi de essah.
Adı bende saklı, halen de aktif olan bir Diyanet görevlisi anlattı…
“Yıllarca önceydi… İmam olarak Alevi bir köye tayinim çıktı. Köye bir şekilde cami inşa edilmiş. Diyanet İşleri Başkanlığı bu camiye kadro vermiş, ben de o camiye görevlendirildim. Köy sakinlerinin hemen hepsi gurbetçi ve hemen hepsinin altında lüks araçlar var ve zenginler, varlıklılar. Ben tabii 5 vakit ezan okumaya ve namaz kıldırmaya başladım. Fakat baktım ki camiye ne gelen var ne de giden! Ne yapacağımı bilemedim. O zamanlar internet daha yeni yeni yaygınlaşıyor. Camiye bir tane bilgisayar aldım, internet bağladım. Köy sakinlerinin çocukları internetten oyun oynamak için camiye gelmeye başladılar. Önceleri birkaç genç gelmeye başladı. Ardından bu sayı birkaç misline çıktı. Bir süre sonra bilgisayar oyununun ardından bu gençleri namaza davet etmeye başladım. Hep birlikte namaz kılmaya başladık…”
-Peki, köylüler bu durumu nasıl karşıladılar
-Tam da onu anlatacaktım. Tabii camiye pek yanaşmayan ailelerin çocukları namaza başlayınca köylüler bana hasım oldu. Hiç konuşmamaya başladılar. Hatta irtibatı tamamen kestiler diyebilirim. Bir gün hiç de hoş olmayan bir gelişme yaşadım…
-Nedir, o
-Bir namaz vaktinde camiye geldiğimde köylülerden bazılarının camiyi taşladığını gördüm. Çok korktum tabii olarak. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı şaşırdım. İl Müftülüğü’ne gittim ve durumu izah ettim. Hep beraber, “Acaba neler yapabiliriz, nasıl bir strateji izleyebiliriz ” diye kafa yorarken şunu yapmaya karar verdim; bir tabelaya, “Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali” yazdırdım ve getirdim bu tabelayı caminin girişine astım. O andan itibaren camiyi taşlamalar durdu, hatta ve hatta köylülerden camiye gelenler olmaya başladı…
-Sonrasında neler yaşandı
-Sonrasında elhamdülillah çok güzel gelişmeler yaşandı. Bana en fazla tepkiyi gösteren ailenin çocuğu bir gün rahatsızlandı. Ateşi yükselmiş. O anda da olacak ya köyde sadece benim arabam var. Hemen çocuğu ve ailesini arabaya atıp hastaneye yetiştirdim. Ailenin gözleri dolu dolu oldu. O ana kadar bana en fazla tepkiyi gösteren ailenin tutumu o günden sonra yüzseksen derece değişti.
-Bir de tayin meselesi var…
-Evet, işin en dramatik mi desem, sevindirici yönü mü desem tam da bu noktada yaşandı. Ben tabii yıllar süren bu mücadeleden kısmen de olsa yorulmuştum. Tayin istedim. Fakat ne oldu, biliyor musunuz
-Ne oldu
-O köye ilk imam olarak geldiğimde bana büyük tepki gösteren o aileler İl Müftülüğü’nü dilekçe yağmuruna tuttular; “Biz imamımızdan son derece memnunuz. Ne olur buradan almayın, devam etsin…” şeklinde. Ama bir kere böyle bir talep oluşmuştu. Diyanet teşkilatı da sağ olsun bu hizmetler karşılığında beni daha üst bir yere tayin etti. Halen de burada İslam’a hizmete devam ediyorum…
***
Tüm bu satırlardan sonra şunu söylemek istiyorum; ey okur, şunu unutmayınız ki işini iyi yapanlar, hele bir de Allah’ın (C.C.) rızasını merkez kabul edip işini gereği gibi yapanlara ne mutlu!
Peki, yukarıdaki nasıl bir öykü Siz ne diyorsunuz
BU KOTA NASIL KOTA!
ÖNÜM uçsuz bucaksız mümbit bir ova…
Bu ovada yer alan verimli topraklardan, çok değil yakın bir zamana kadar yüz binlerce aile geçimini temin ediyordu.
Şeker pancarı bu ailelerin en önemli gelir kaynağı idi...
***
Ne oldu, biliyor musunuz
Bülent Ecevit’in başbakanlığı sırasında şeker pancarı üretimine kota konuldu.
Kota konuldu da ne oldu Binlerce aile bu gelirden mahrum kaldı.
Düşünebiliyor musunuz; çiftçinin tarlası var, yeteri kadar toprağı ekme imkânı var ama deniliyor ki, “Sen sadece şu kadar şeker pancarı ekebilirsin…”
Böyle saçma bir şey olabilir mi
***
Hadi, diyelim ki Ecevit döneminde böyle bir kota geldi!
Hadi, diyelim ki Ecevit böylesi hatalı bir karara imza attı!
Hadi, diyelim ki Ecevit yabancı kartellerin ve baskı guruplarının, güç merkezlerinin etkisi altında kaldı!
Peki, ama sormak gerekmez mi; kardeşim Türkiye’yi Ecevit’ten sonra 13 yıldır yönetenler armut mu topladı Onlar neden bu kotayı kaldırmadılar, kaldırmıyorlar
Bilesiniz; son derece manidar bir konudur bu kota!
ÖZKÖK PAŞA’NIN RİCASI!
DÖNEMİN Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun telefonu çalar; Arayan Hilmi Özkök paşadır. Dönemin Genelkurmay Başkanı.
“Ziyaretinize gelmek istiyorum” der. Nedir ki acaba ziyaret-i sebebi Hazırlıklar yapılır, Özkök paşa, Diyanet İşleri Başkanlığı’na gelir. Rivayet odur ki, hoş beşten sonra Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’na şunları anlatır;
-Sayın başkanım, ben dini bir eğitim almadım. Tek dini eğitimim yaz aylarında mahallemizin camii imamından öğrendiklerimdir. O öğrendiklerim hâlâ belleğimde ve bu aldığım bilgiler bana hayatım boyunca çok yardımcı oldu. Sizden ricam şudur; yaz Kur’an kurslarını mutlaka daha da güçlü hale getirerek devam ettiriniz, lütfen!
NOT: Bugün, 28 Eylül 2015 Pazartesi. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!