"CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, o gün TBMMdeki odasına uğramamıştı. Masasındaki özel telefonu uzun uzun çaldı. Yan odada oturan grup katibi, odaya girip, telefonu açtı:

- PTTden arıyorum. Telefonunuzun borcunu ödemeniz gerekiyor. Bütün telefonların borçlarını düzenli biçimde ödediklerini bilen Katip şaşırmıştı:

- Ama ihbarname gelmedi...

PTT görevlisi, bu yanıtı anlamamıştı. Sinirli bir sesle konuştu:

- İhbarnameye lüzum yok kardeşim, orası MİT Müsteşarlığı değil mi

Katibin şaşkınlığı daha da arttı. Ne diyeceğini bilmez bir halde telefonu kapattı. Hemen Genel Sekreter Orhan Eyüboğluna koştu; konuşmayı satır satır anlattı. Eyüboğlu, karar veremedi. Bu bir ihbar mı, yoksa bir yanlışlık mıydı En iyisi durumu Genel Başkana iletmekti.

Telefonun zamanlaması da çok ilginçti. Ecevit daha iki gün önce MİTi eleştirmişti.

Madanoğlu davasında Mahir Kaynakın MİT ajanı olduğu açığa çıkmış; Ecevit, buna tepkisini dile getirmişti:

"Önemli devlet kuruluşlarının kışkırtıcı ajan kullanmak gibi hiçbir demokratik hukuk devletinde kabul edilemeyecek bir huydan ve uygulamadan vazgeçtiklerine henüz güvenmiyoruz. Vatandaşlar, kışkırtıcı ajanlara karşı uyanık olsun."

Ecevit, bir süre önce de "MİTin ne yaptığı karanlıklar İçindedir." açıklaması yapmıştı.

Eyüpoğlu, 18 95 24 numaralı telefonun faturalarının bulunmasını istedi. Ama telefonun bir tek faturası bile yoktu.

Telefon, Ecevitin İsmet İnönüyü devirip Genel Başkan seçilmesinden kısa bir süre sonra bağlanmıştı. Ama CHP, bu telefonun faturasını hiç ödememişti! Genel Sekreterin kuşkuları daha da arttı. Artık durumu Genel Başkana aktarmalıydı.

Ecevit, Eyüpoğlunu dinledikten sonra hemen harekete geçilmesini istedi. Araştırma için, partili milletvekilleri

Mehmet Ergül ve Yılmaz Alparslanı görevlendirdi. Alpaslan, PTTye giderek 18 95 24 numaralı telefonun hesabını ödemek istedi. PTT görevlisi, faturaları şöyle bir karıştırdı:

- Bu telefonun borcu yok.

Alparslan, bu yanıtla yetinemezdi. Israrla sordu:

- Borcu olması lazım. Bu telefonun faturasını kim ödüyor

Memur, inatçı vatandaşı başından savmak istiyordu:

- Bu telefonun kayıt belgesi yok. Hem zaten tanımadığımız birisi gelip ödüyor. Biz kimin ödediğini nereden bilelim

Yanıt tatmin edici değildi. "Bu, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevitin makam telefonu. Nasıl kaydı olmaz "

Memur, bu sözlere karşı çıktı:

- Hayır. Bu telefon CHPye ait değil.

Alparslan doğru iz üzerinde olduğunu anlamıştı. Kimliğini gösterdi. "Ben CHP milletvekiliyim. Bu telefon bize ait değilse kimin üzerine kayıtlı " PTT görevlisi, suç üzerinde yakalanmış çocuklar gibiydi:

- Bu telefon MİTin.

Olay üzerindeki sis perdesi aralanmaya başlamıştı. Milletvekili, bu bilgileri, Ecevite anlattı. MİTin kendisini dinlediği ortadaydı. Artık olay gizlenemeyecek hale gelmişti. 13 Aralık 1973 perşembe günü gazete manşetleri, Ecevitin telefonuna ayrılmıştı:

- Skandal: "Türkiyede Watergate; Ecevitin telefonu MİTe ait."

Telefon olayı günlerce manşette kaldı. Ulaştırma Bakanlığı, üzerini örtmek isledi: "Olay basit bir yanlışlık."

Ecevit kızgındı:

- Kafamın içini okuyacak bir alet bulsalar da rahat etseler...

Tartışma uzadı. Başbakan Naim Talu soruşturma açtırdı. CHP, soruşturmayla yetinmedi, mahkemeye başvurdu.

10. Asliye Hukuk yargıcı, bir elektrik mühendisini bilirkişi olarak yanına alıp, avukatlarla birlikte PTTye gitti. Durumu tespit ettiler. Ecevitin telefonu, PTT belgelerinde MİTin üzerinde görünüyordu. Ulaştırma Bakanlığı, bu kez biraz daha ayrıntılı bir açıklamayla durumu kurtarma çabası içine girdi:

- 18 95 24 numaralı telefon önce MİTe aitti. Sonra MİT bu numarayı bıraktı. Talep üzerine bu telefon, TBMM İdare Amirliğine verildi. Ancak PTTdeki fiş üzerinde gerekli değişiklik yapılması unutuldu. Bu nedenle de faturalar yanlışlıkla MİTe gönderildi. Telefonun paralelinin MİTte olmasına imkan yoktur."

Ancak Başbakanın açtığı soruşturmada ortaya çıkan bilgiler, bu açıklamayı yalanladı. Her şeyden önce TBMMnin dosyalarında bu telefonun sözleşmesi yoktu. Telefon, 30 Mart 1972 tarihine kadar MİT Müsteşarlığı tarafından kullanılıyordu.

Nasıl olmuşsa, telefon, 22 Haziran 1972 gününden itibaren Ecevitin masasına konmuştu. CHP adına

da bir sözleşme yapılmamıştı. MİT, o güne kadar geçen süre içerisinde Ecevitin yaptığı telefon görüşmelerine ait faturalar için tam 3 milyon 607 bin TL ödemişti.

Tepkilerin yoğunlaştığı dönemde, Özgür İnsan dergisinde Ecevitin bir yazısı yayımlandı: "Bantlı dünya teorisi." Bu teori, gizli saklı faaliyeti olmayan politikacıların konuşmalarının dinlenmesinin sakıncası olmadığı tezini savunuyordu.

CHPliler, bu tezi benimseyince, olayın üzerine de fazla gitmediler.

Sonuçta, dosya, tarihin raflarına kaldırıldı. (Gizli Kulaklar Ülkesi-Faruk Bildirici)

Ben olsam hakan fidana bunu sorardım!

Takdir ettiğim, dil aşığı kültür adamı anlatmıştı.(Adı bende saklı)

Kültür Bakanlığı bünyesinde bir birimin amiri olduğu dönemde yanında sürekli biri gezinmeye başlar.

Okuduğu kitaplardan, yazdıklarına kadar neredeyse tüm özelleri ile ilgilenir..

Sinir bozucu bir durumdur...

"Yahu adam her dem yanımda..." diye gelene geçene yakınır...

Üstelik bu kültür adamı önemli bir siyasi liderin çok tuttuğu ve sevdiği bir isim olmasına karşın...

Gel zaman git zaman bir rehâvet ortamında bu gizemli kişi istihbarattan olduğunu, görevinin de kendisini izlemek olduğunu açığa vurur...

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bir memurun, öğrencinin ya da bir başkasının hangi kitabı okuduğunu, namaz kılıp kılmadığını, oruç tutup tutmadığını, hangi fikirde olduğunu takip eder mi

Denilgelere ve rivayetlere göre her memurun, öğrencinin, siyaset adamının, işadamının, gazetecinin (vb) MİTte bir dosyası bulunuyor.

Ve diyelim ki kişi dindar ise karşısında yeşil işaret, sol fikirler taşıyorsa kırmızı nokta konuyor...

Gerçekten doğru mu bunlar

Özal zamanında TRT Genel Müdür yardımcılığına atanan ve radikal sol gelenekten geldiği için eleştirilere uğrayan gazeteci-TVci Nuri Çolakoğlu için dönemin Kabine üyelerinden Mustafa Taşar, "MİTten sorduk, temiz çıktı." demişti..

Milli İstihbarat Teşkilatının, kendi vatandaşını yalan-yanlış fişlemek yerine ülkenin ulusal çıkarlarını gözeten, dünyadaki gelişmeleri ve istihbaratları kozmik süzgeçten geçirerek devlet yetkililerine anında ulaştıran bir mekanizmaya dönüştürülmesi lazım...

Çalışkanlığı ve ataklığı ile takdir toplayan MİT Müsteşarı Hakan Fidan 5 Ocak günü (yarın) Ankarada gazete ve televizyonların yöneticileri ile buluşacakmış.

Ben davet edilseydim Fidana bunu da sorardım...

Soracağım başka şeyler de var. O da bir sonraki yazıda...

Peki, ya siz!