Herkes biliyor

Abone Ol

Başta enflasyon ve kurdaki aşırı oynaklık olmak üzere ekonomik parametrelerdeki kötüleşme ve bunlara bir türlü çare üretilememesi, ortaya tam bir “kontrolden çıkmış” ekonomi manzarası sunmakta. Siyasi iktidar, öncelikle salim kafayla düşünse ve ekonominin içine sürüklendiği kriz ve çıkmaz halini bir kabul etse, belki bir yerden başlamış olacaklar çözüme giden yola. Ancak ne bunu yapıyorlar, ne de yanlış olduğu önceden de ispatlanmış şeyleri denemekten vazgeçiyorlar. Aynı yanlışı defalarca yapınca doğru olacağını zannetmenin faturası Türkiye’ye net olarak fakirleşme getiriyor. Halkın emeğinin heba edilmesi ve rantiyenin yattığı yerden kazanması hali derinleşiyor haliyle.

Ortada ekonomik başarısızlığın sebebi olanların, çözümün de bir parçası olmasını beklemek de akılla mantıkla bağdaşmaz aslında. Ancak en azından seçime kadarki dönemde hiç olmazsa dalgalanmaların yatışmasını, fakirleşmenin biraz hız kesmesini beklemek de anormal olmaz. İnsanlar artık çarşıya, pazara, markete her gittiklerinde hem aynı fiyatları bulamıyor hem de karşılarında “bu kadar da olmaz” dedirten fiyatlarla karşılaşıyorlar.

Belli bir kesim haricinde kimsenin geliri reel olarak artmıyorken, yaşanan fiyat artışlarının astronomik hal alması, fakirleşmeyi de gözle görülür hale getiriyor. Bu noktada, meseleyi üreticinin, esnafın, tüccarın “fahiş kar elde etmesi” gibi kısır bir yerden anlamaya çalışmak (ki fırsatçılık yapan ve fahiş fiyat uygulayan elbette cezalandırılmalı) çözüme katkı sağlamıyor. TÜİK’in açıkladığı üretici enflasyonunun tüketici enflasyonuna 30-35 puan fark attığı bir atmosferde, halka zamların bir çoğunun yansıtılamadığı zaten meydandadır. Zaman içinde bu zamların öyle böyle yansıtılacağı da devletin resmi rakamlarına bakınca bile görülmektedir. Ekonominin bu halinden sorumlu ve enflasyonu düşürmekle mükellef olanların, kalkıp da fiyat artışlarını esnaf, sanatkar, çiftçi, üretici, depocu vs gibi kime denk geldiyse artık yüklemeye çalışması ise ciddiye alınacak bir tavır bile değildir.

Yeni ekonomik modelden bahsediliyor, ki öyle bir şeyin söz konusu olmadığını en başta destekleyenler olmak üzere herkes biliyor. Neymiş bu? Yüksek kur-düşük faiz, yani AKP’nin her fırsatta övundüğü 2002-2009 dönemindeki (küresel ölçekte ucuz dövizin olduğu dönem) uyguladığı düşük kur-yüksek faiz politikasının tam tersi! İşin ilginci, bugün “tu kaka” ilan edilen düşük kur-yüksek faiz politikasının, o gün cansiperane ve ayıla bayıla savunulmasıydı.

O dönem yüksek faiz vererek ülkeye çektikleri dövizleri, inşaata, betona ve tüketime yönlendirdiler ve adeta “el parasıyla” bir büyüme trendi yakalandı. Akp hükümeti de bu büyüme rakamlarının ekmeğini iç siyasette her fırsatta yedi. Bugün refüze ettikleri ve sanki birileri kendilerine zorla uygulatmış gibi bahsettikleri ekonomi politikasını o dönem ve sonrasında da şeksiz şüphesiz savunmuştular halbuki.

2013’te kendi içlerinde ekonominin fazla ısındığı ve soğutulması gerektiği eleştiri ve uyarılarını da “büyümeden taviz veremeyiz” diyerek dikkate almadılar. Ta ki araba duvardaki toslayana kadar.. Adamakıllı bir ekonomi politikası yerine son derece popülist ve günlük, sadece seçim kazanmaya ve kamuoyunu birtakım algılarla oyalamaya yönelik büyüme vs gibi verilere dayanan bir tuhaf politika seti yürürlükte oldu hep. Ne zaman ki küresel sıcak para gelişmekte olan ülkelere verilen yüksek faize rağmen gelmez oldu, kör topal ilerleyen ekonomi de ciddi ciddi tökezlemeye başladı. Yurtdışından yüksek faiz karşılığı temin edilen borçlar, inşaat gibi üretken olmayan alanlarda heba edildiğinden ve ekonomik büyüme de tüketime endeksli olduğundan, dış kaynağın kesilmesi halının altına süpürülen sorunları da gizlenemez hale getirdi. Ekonomi istatistiki olarak büyüse de milli gelir azalmaya başladı, enflasyon kontrolden çıktı, döviz kuru kaynaklı riskler ve belirsizlikler ekonomiyi teslim aldı.

Açık bir başarısızlık tablosu var ortada, ancak bunun sorumlusu yok! Geçtiğimiz 1.5 - 2 senelik süreçte vatandaşın kriz barometresi olan döviz kurunu baskılamak için sıfırlanan, hatta eksiye düşürülen rezervler gibi akıl mantık dışı hamlelere “talimatla” enflasyonun altına indirilen faiz gibi tuhaflıklar eklendi. Rantiyenin talimatla inen faizden bile para kazandığını da hatırlamalı bu arada… Talimatla inen faizin sonradan daha da yükseğe çıktığını da gördük birkaç sene önce. Bugün yine aynı yanlış hamle bir daha deneniyor. Ancak bir fark var; bugün bu hareket “yeni bir model” gibi bir meçhulle ilişkilendiriliyor.

Hükümete yakın kurum, kuruluş ve STK’lar da her zamanki gibi hükümetin yine en doğrusunu yaptığını ve yanında olduklarını açıklıyorlar. Halbuki bugün eleştirilen ve sanki karanlık eller tarafından hükümete zorla uygulatılmış havası estirilen eski politikaları da o günlerde aynı hararet ve heyecanla alkışlamışlardı.

Sözün özü, ortada model falan olmadığını da, bu politikasızlıkla ve keyfilikle hiçbir yere varılamayacağını ve en önemlisi bugünkü ekonomik manzaranın müsebbibini herkes biliyor ama hiç kimse söyleyemiyor.