“Ben Müslümanım” diyen, kendisine “Sen kâfirsin” dediklerinde, kanı beynine sıçrayan ve bundan çok rahatsız olan herkes dininin adamıdır.
Bildiğimiz kadarıyla yaşamaya çalışacağız, her gün yeni şeyler öğrenmeye devam edeceğiz.
Hadis kitaplarında Hazreti Ali, İbni Ömer, Haseni Basri, Ebu Hazim gibi değerli zatların sözü olarak kabul edilen kelam-ı kibarda:
“İki günü denk olan aldanmıştır” buyurmuşlar. Allah hepsinden razı olsun.
Ticarette her günü aynı olsa, adam ticareti bırakır.
Ana sermayeye her gün ilave olmuyorsa zarardadır.
Bu kelam-ı kibarda “zarardadır” dememiş, “aldanmıştır” demiş.
Ticarette bugün kaybeden yarın daha fazlasını kazanabilir ama giden gün, geri gelmez.
Hepimiz, dinimizin adamıyız. Bildiğini her gün artıranlar, zamanla din adamı olmazlar, zaten din adamıdırlar ama âlim olurlar.
Onun için Diyanet ve Diyanet dışında imam-hatiplerde, ilahiyyat fakültelerinde, medreselerde hocalık yapanlara “din adamı” demeyelim, “İslam âlimi” diyelim.
Hepimiz, bildiğimizin âlimiyiz.
Bildiğimize sahip olalım, bilmediğimizi öğrenmeye çalışalım.
“Kelime-i Şehadet”, “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasülühü/Ben şahitlik yaparım ki, Allah’tan başka yaratan, yaşatan, yöneten ve donatan… yoktur. Ben yine şahitlik yaparım ki, Muhammed, Allah’ın kulu ve Rasülü’dür” diyen ve buna yürekten inanan bir Müslüman fakir, zengin, öğrenci öğretim üyesi, er general, ırkı, rengi, dili ve hali ne olursa olsun, bu haliyle dünyada teslis/Allah’ı üçleyenlerle Allah’ı yok sayanların sayısı ne olursa olsun onların hepsinden üstündürler Allah katında.
Bu bildiği Kelime-i Şehadet’in gereğini yapmak için Kur’an’ı, Sevgili Peygamberimiz’in anlattığı ve yaşadığı şekilde öğrenmeye başlaması her Müslüman’ın görevidir.
Dinimize sataşanlara cevapla vakit öldürmeden o söylediğinin doğrusunu söylemek ve yapmak her Müslüman’ın görevidir, çünkü her Müslüman, dininin adamıdır.
Malını korur gibi, canını korur gibi, namusunu korur gibi, dinini koruma konusunda omuz vermek, her Müslüman’ın görevidir.
Hadis kitapları, Kur’an-i Kerim’in, nerede, hangi olay üzerine indiğini, Sevgili Peygamberimiz’in o ayeti nasıl tebliğ ve tebyin/açıklama yaptığını ve nasıl yaşanacağını bize öğretir.
Bildiğimiz Besmele’yi yani Bismillahirrahmanirrahim ayetini evimizde doğru bir şekilde söylemeye çalışmak, bilmeyenlere öğretmek, manasını da öğrenip ona göre her işimize onunla başlamak ibadetimiz olsun.
Kelime-i Şehadet’i ailenin her ferdine/bireyine öğretmek, manasını ezberletmek de görevimiz olsun.
İşyerinde koşularımızla sohbet konumuz dilimizi yaratan olsun. Bir et parçasına milyon ayrı tadı seçme özelliğini veren bizim sohbet konumuz olursa o günkü zikrimizi yerine getirmiş oluruz.
Dairede, kışlada, karakolda, parti salonunda bir araya geldiğiniz her yerde onun bunun dedikodusunu yapacağımıza, seni, beni, onu, bunu ve aldığınız havayı yaratanın nimetlerini saymaya devam ederseniz ibadet olur.
Elli yıldır ağzındaki dişleri inci gibi dizivereni, sızısız bir hayatı lütfedeni unutup, ağız ve diş bakımına dikkat etmemekle kendi kusurumuzla sızlayan dişi çekivereni anlatmanın hiçbir anlamı yokken “Senin doktorun değil, benim doktorum daha iyi” yarışının da bize hiçbir katkısı olmaz.
“Unutuyoruz, günlük manasız konuşmalarla zamanı tüketiyoruz” diyenlere, eliniz, ağzınız, ayaklarınız, dilleriniz, kaşlarınız, her organınız hepimize hatırlatıcı olarak da yaratılmıştır ama görmenin değerini kör olunca anlıyoruz.
İmplantla otuz iki dişinizi pırlantadan yaptırsanız, hiçbir zaman çektirdiklerinizin tadını bulamayacağınızı da hatırlayıp dişlerimizi diziverene şükretmek için namazlarımızın ardında 3 defa Sübhanellah, 33 defa Elhamdülillah, 33 defa Allahü ekber deyiverelim.