Şimdi bize düşen vazife, bu temizliğimizi muhafaza etmek ve kirlenmemeye çalışmaktır. Farzları yapmak, haramlardan uzaklaşmaktır. Kirlenirsek, yine yıkanırız, demeyelim. Çünkü ya nasib olmazsa!.. Sonra kirlenmemeye çalışmak, kirlenip temizlenmekten ve temizken tekrar yıkanmak da kirlendikten sonra yıkanmaktan daha faziletlidir ve daha kolaydır. Rabbimizin emirlerini muntazaman yerine getirip yasaklarından devamlı kaçınan müslümanlar, daima bu şekilde tertemiz kalırlar. Aksine hareket edenler yani farzları terk edenler ve haramları işleyenler manen ve maddeten kirlenirler. Ebu Zer (R.A.), Resûlullah (S.A.V.) efendimiz bana şöyle buyurdu:
"Nerede ve nasıl olursan ol, ALLAH Teâlâ dan kork, takva sahibi ol; işlediğin kötülüğün, haramın hemen arkasından iyilik yap, tevbe-istiğfar et ki, o kötülüğü yoketsin, silip süpürsün; insanlarla güzel geçin, insanlara iyi ahlakla muamele et. (Tirmizi, Birr: 55, No: 1987)
Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin özlü sözlerinden biri olan bu hadis-i şerifte üç önemli hususa tenbih ve ikaz buyurulmaktadır.
1- Her yerde ve her halde takva üzere olmak. ALLAH Teâlâ nın azabından korkup bütün emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmak suretiyle kişi ancak muttaki olabilir. Dinin temeli takvadır. Takvaya riayet etmeyen, dini; hayatında kamil olarak temsil edemez. Takva, ALLAH ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmakla gerçekleşen ve dinin temeli olan bir ilkedir. Buna ALLAH saygısı, ALLAH korkusu da denir. Takva çeşitli derecelere ayrılmaktadır. En alt tabakası şirkten uzak kalmak, en üst derecesi ise, ALLAH dan başka her şeyden (masiva) yüz çevirmektir. Takvanın birbirlerinden farklı dereceleri bulunmaktadır. Ancak onun tabii sonucu ilahi murakebe altında olduğu bilinci ile hareket etmekten ibarettir.
Takva, yalnızlıkta, toplum içinde, belâ ve musibet anında, bolluk ve refahta, yokluk ve darlıkta, sağlık ve hastalıkta, hasılı her durumda ALLAH a karşı saygılı olmak, sürekli uyanık, dikkatli ve şuurlu bulunmaktır. Bütün hallerde takva esas alınmalıdır. Böyle bir duygu ve halin sonuçları ise, yüce kitabımızda: ALLAH ın dostluğu, ilahî övgü, ALLAH ın yardımına ulaşmak, sıkıntılardan kurtulmak ve beklenmedik yerlerden rızka kavuşmak, amellerin ıslahı ve günahların bağışlanması, ilahî muhabbet, ALLAH katında makbuliyet, ölüm anında müjde, cehennemden kurtuluş ve nihayet cennette temelli mutluluğu buluş olarak belirtilmektedir.
ALLAH Teâlâ nın, gazabından sakındırması ve Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin: "Nerede ve nasıl olursan ol, ALLAH a karşı saygılı bulun" tavsiyesi, Müslümanları bu güzel sonuçlara davet etmektir. Böylece Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz, mü minleri:
"...Gerçekten ALLAH, üzerinizde gözetleyicidir." (Nisa Sûresi: 1) Âyetinin mânâsına uygun davranmaya çağırmış olmaktadır.
2- İşlenen haramların ardından hemen tevbe-istiğfar etmek, iyilik yapmak.
Takva, günah işlemeye, günah işlemek takva sahibi olmaya engel olmadığı için, insanlık gereği işlenecek günahların peşinden iyilik yapmak, o hata ve günahın sonuçlarını ve hatta bizzat günahın kendisini ortadan kaldırmak gerekmektedir. Zira ALLAH Teâlâ, iyiliklerin kötülükleri giderdiğini5 ve hatta iyiliklere tebdil ettiğini6 haber vermiştir.
Bu da murakabe şuurunun olumlu bir başka neticesidir. İyiliğin hatayı iyiliğe dönüştürmesi veya hiç değilse, kötülüğün sonuçlarının ortadan kaldırılması, hiç hata işlememesinin mümkün olmadığı dünyamızda, kötülüklere karşı müsamahasız olmayı öngörmek ve öğütlemek demektir. Günahların ve kötülüklerin tortularını, işlenen iyiliklerle dezenfekte edebilmek gerçekten çok büyük bir imkan ve şanstır.