Her türlü baskıya karşı çıkmak!..

Abone Ol

Yargıtay,  eşini örtünmeye zorlayan kocaya karşı açılan boşanma davasının kabul edilmesi gerektiğine hükmetmiş. Gerekçe olarak da bir kadının örtünmeye zorlanmasını sosyal şiddet olarak belirlemiş. Elbette baskının hiçbir türü kabul edilemez. Olaya baskı açısından bakıldığında adalet her türlü baskıya karşı çıkmayı gerektirmez mi

Konu ile ilgili haberleri gazetelerde "Örtün zorlaması boşanma sebebi. Örtün baskısı Sosyal Şiddet" gibi benzer başlıklar altında görünce aklıma ilk gelen soru, "Peki!.. Açıl baskısı sosyal şiddet değil mi " oldu.

Meseleyi bir Yargıtay kararı olarak değil toplumumuzun bir problemi olarak ele aldığımızda ortaya ciddi bir toplumsal çelişkimiz çıkıyor.

Bir bakıma toplumun bir kesimi örtünmenin gerekliğini savunurken bir başka kesimi de açılmayı savunuyor. Açılmayı savunanlar kendilerine göre bir takım gerekçeler bularak örtünmeye karşı çıkıyorlar, örtünmeye taraf olanlar da buldukları gerekçeler ile açılmaya karşı çıkıyorlar. Bir diğer ifade ile bu çifte standart bir tarafta başı örtülü genç kızlarımızı başını açmaya zorlarken, bunu bir sosyal şiddet olarak görmüyor. Halbuki eğer bir insan inancı ve fikri yapısı gereği örtünmek istiyor da bunun aksi davranmaya, açılmak isteyeni örtünmeye zorlamak da aynı şekilde nitelendirilebilir. Ama, başı örtülülere açılmayı dayatacaksın, aksi halde eğitim hakkını elinden alacaksın ve bu dayatmayı bir takım gerekçelerle haklı göreceksin, ondan sonra da bir koca eşinden başını örtmesini istedi diye bunu sosyal şiddet olarak nitelendireceksin, bunun ciddi bir dayanağı olamaz.

Hemen belirteyim ki başı açık olarak evlenmiş bir erkeğin bir süre sonra eşinden başını örtmesini istemesinin bana göre eleştirilecek bir yanı yoktur. Ancak, eşin bu isteği dayatma kabul edip boşanma davası açması da onun hakkıdır. Şahsen böyle bir isteğin boşanma sebebi olup olamayacağı üzerinde duruyor değilim. Buna mahkemeler karar verir. Elbette mahkemeler karar verirken bir takım ideolojik yaklaşımlardan uzak ve yürürlükteki kanunlar çerçevesinde karar vermek durumundadırlar. Bu arada boşanma sebepleri arasında bir erkeğin eşinden başını örtmesini istemesi ve bunun sosyal şiddet olduğuna  dair bir hüküm var mıdır bilemiyorum.

Üzerinde durmaya çalıştığım husus bir erkeğin eşinin başını örtmeye ya da açmaya zorlamasının aynı şekilde değerlendirilmesi gerekir. Zorlamak tabirini özellikle vurguluyorum çünkü,  bir eşin diğer eşten bir talepte bulunmasını zorlama olarak nitelendirmek evlilik müessesesini temelden sarsar. Elbette "istemek" ile "zorlamak  arasında önemli bir fark vardır. Üzerinde durmaya çalıştığım husus eğer bir talep eşlerden birisi tarafından zorlama olarak nitelendirilmişse  ve o da mahkemeye başvurmuşsa bunun zorlama olup olmadığına mahkeme karar verir. Ancak, her türlü zorlamanın aynı şekilde değerlendirilmesi  gerekir. Yani bir eşin eşinden başını örtmesini  istemesi "Sosyal şiddet" olarak nitelendiriliyorsa bunun doğru ya da yanlışlığı üzerinde durmuyorum- başörtülü öğrencilerin üniversitelerde önünün kesilmesi, ancak başlarını açtıkları takdirde okuyabileceklerinin dayatılmasına ne demek gerekir Söz gelimi sosyal şiddet mi diyelim, Devlet dayatması ya da şiddeti mi diyelim .. Yoksa devlet faşizmi mi

Sanıyorum ülkemizin ana sorunu da bu noktada ortaya çıkıyor. Her kesim kendisine göre bir değerlendirme yapıyor. Herkesin hak anlayışı farklılık arz ediyor. Bir başka ifade ile her kesim sadece kendi anlayışına ve inancına özgürlük istiyor. Bir diğer ifade ile demokrasiden ve özgürlükten anlaşılan sadece herkesin kendisine yönelik oluyor. Kanun maddeleri kişilere göre farklı yorumlara uğrayabiliyor.

Halbuki her türlü baskı aynı tarife tabi tutulmuş olsa ortada bir çelişki olmayacak.. Bunu bir türlü beceremiyoruz. Aslında toplumsal şiddetin temelinde de bu çifte standart yatıyor. Çünkü karşılıklı tahammülsüzlük ister istemez çatışmayı gündeme getiriyor.