Her şeyin bir hikâyesi vardır: Çubuklu

Abone Ol

Herkesin bir hikâyesi vardır. Semtlerin de Hep merak

ederim İstanbul daki semt isimlerinin hikâyesini Biraz kitap sandığımı

karıştırdım. Birazcık da artık naftalin kokan ansiklopedileri. Bulduklarımı

sizlerle de paylaşayım dedim. Ne dersiniz Hazırsanız sizinle şöyle bir

Feyzâbâd a doğru yola çıkalım. Sultan I. Bayezid in hüküm sürdüğü yıllara

gidelim. II. Bayezid, o zamanlar Trabzon valisi olan oğlu şehzade I. Selim

(Yavuz Sultan Selim) in bir davranışına kızarak onu İstanbul a çağırır. Bugünkü

Çubuklu semtinin bulunduğu yer o zamanlar padişahın av bahçesidir. Bu bahçede

II. Bayezid (Bayezid-i Veli) oğlu şehzade Selim e öfkelenip elinde bulunan

sekiz çubukla ona vurur. Sekiz çubuk ama ne çubuğu Kızılcık çubuğu. Kızılcık

sopası yani. Yanlarında Evliya Çelebi nin hikâye etmesine göre Kara Şemseddin

adında bir tasavvuf ehli de vardır. Onun yanında cereyan eder bu olay. Dahası

var. Bu vurduğu sekiz kuru çubuğu padişah oğlunun eline verir ve: Oğlum,

üzülme, zikr eyle, zikr tarihinden sonra te dibimle saltanat senindir. Biraz

evvel yediğin bu sekiz kuru çubuğu al yere dik. Sekiz sene meyvesini yiyesin

inşallah diye dua eder. Yavuz Sultan Selim de alır bu sekiz kuru çubuğu oraya

diker. Ve dua eder: Yarabbi! Bu kuru ağaçlara meyve ver. Ve meyvesini de

dünyaca meşhur eyle. Kendisiyle beraber, babası II. Bayezid ve Kara Şemseddin

Hazretleri de bu duaya âmin der. Bayezid-i Veli nin mi, Yavuz Sultan Selim in mi yoksa Kara Şemseddin

Hazretleri nin mi duası kabul olmuştur yani keramet kimdedir bilinmez, ama

bizim bu sekiz kuru kızılcık çubuğu zamanla yemyeşil birer ağaç olur. Bir meyve

verir ki sorma gitsin! Yanında Medine Hurması küçük kalır. Tatlı mı tatlı, iri

mi iri kızılcık meyveleri Her biri beşer dirhem ağırlığında II. Bayezid in

oğluna vurduğu bu sekiz çubuk dilden dile dolaşarak bu Hasbahçe nin adı da o

gün bu gündür ÇUBUKLU olarak anılmaktadır. Unutmadan söyleyeyim Çubuklu o

zamanlar köydür. O olaydan sonra da kızılcık ağaçlarıyla da ünlenir Yavuz

Sultan Selim e gelince; o da tam sekiz yıl hükümdarlık sürer Osmanlı tahtında

Sekiz çubuk sekiz yıla tekabül eder ve babasının dediği de hakikat olur

böylece

Çubuklu ile ilgili bir başka söylentiye göre de Çubuklu,

burada yapılan çubuk lülelerinden almıştır adını. Çubuk lülesi ne mi Bakın onu

da anlatayım: Osmanlı da tütün başta olmak üzere tiryak denilen afyon ve

benzeri keyif verici maddelerin içilmesi için kullanılan, uzun bir pipoya

benzeyen alettir. Lüle denilen kısım ise, ucuna takılan ve içine tütün koyulan

aparattır ve bu Çubuklu da bulunan kireç ocaklarından çıkarılan kireçli

topraktan yapılırdı. İşte bu çubuk ve lüleye kinaye olarak bu yerin adı Çubuklu

olarak anılmıştır.

Öyle ya da böyle Çubuklu Osmanlı da padişah bahçesidir.

Padişah bahçelerine o zamanlar Hasbahçe denirdi. Asıl Hasbahçe haricinde

İstanbul içinde yine padişahlara ait olan Hasbahçe veya Hadâik-i Hassa  denilen bu bahçelere Bostancı Ocağından

yetiştirilen ve Bostancıyân-ı Hassa denilen görevliler bakardı. Osmanlı

Sultanları zaman zaman fırsat buldukça Biniş-i Hümâyûn yaparlardı günü birliğine.

Biniş-i Hümâyûn da ne mi Biniş, binmek fiilinden türetilmiş bir kelime.

Padişahın gezi, dinlenmek, avlanmak ya da ziyaret amaçlı İstanbul dışında bir

yere gitmesi demektir. Hümâyûn ise padişaha ait manasındadır. Bu geziler

Biniş-i Hümâyûn dan başka Biniş-i Saltanat, Teşrif-i Saltanat adıyla da

anılırdı. Bu geziler küçük ama pek şatafatlı olurdu. Biniş Saltanat Alayı

özellikle pazartesi Perşembe günleri, geziye çıkılırdı. Hele bir de hava açıksa

denizden yapılırdı Saltanat Binişi .

Nereden nereye geldik Biz yine dönelim Çubuklu konumuza.

150.000 m² lik alana yayılmış olan Çubuklu Korusu Boğaziçi nin en sevilen

mesire yerlerinden biriydi.  Başbakanlık

Osmanlı Arşivlerindeki Mevacib Defterleri ndeki (Osmanlı da memur ve askerlere

verilen maaşların yazıldığı defter) kayıtlara göre, 1574-1595 yılları arasında

III. Murad dan sonraki dönemlerde Çubuklu dan Bahçe-i Çubuklu diye

bahsedilmektedir. Çubuklu, 1703-1730 yılları arasında III. Ahmed zamanında imar

edilmiş, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa buraya büyük bir havuz ve güzel bir

çeşme yaptırmıştır. Bundan sonra da Çubuklu Mesiresi FEYZÂBÂD diye anılır

olmuştur. Feyzâbâd ismini taşıyan bu Çubuklu Mesiresi nden kala kala burada

bulunan namazgâhın mihrap taşı kalmıştır günümüze Bir de Nedim in Göksu nun

havasını nahoş bulduğunu, Çubuklu nun da yoğun, kalabalık olduğunu belirten ve

sevdiğine Sa d-âbâda kadar çekerek kayığı tenhalara gitmeyi teklif eden şu

beyti:

Göksu bir nâ-hoş havâ şimdi Çubuklu pek zihâm

Sevdiğim tenhâca çekdirsek mi Sa d-âbâda dek (Nedim)

Sadece Osmanlı döneminde değil Cumhuriyet in ilk

dönemlerinde de ünlüdür Çubuklu. Çubuklu da, iskelenin arkasında, şimdi sadece

asırlık ağaçları kalan ünlü Çubuklu Bahçesi, 1920 li ve 30 lu yıllarda başta

Hafız Burhan olmak üzere devrin büyük gazelhanlarının katıldığı Gazel

Geceleri ile meşhurmuş. Boğaz da yaz gecelerinin o muhteşem sessizliğinde,

Hafız Burhan ı, tabii ki mikrofon-hoparlör olmadan, Beykoz dan, Beykozlular

sükût ile dinler, mest olurlarmış. Son mısrası ile ünlü, Yahya Kemal Beyatlı nın

Çubuklu Gazeli ni Uşşak makamında gazel olarak Münir Nurettin Selçuk

tarafından bestelenmiş ve Çubuklu daki bu yerde Hafız Burhan tarafından aynı

şaheserlikte icra edilmiştir.  Nedim i

vermişken Beykoz aşığı Yahya Kemal Beyatlı nın bu ünlü gazelini de buradan

terennüm etmeden geçmeyelim:

GEZİNTİ

Kandilli den Çubuklu ya çıktık gezintiye;

Yalnız kürek sadâsı gelen bir kayıktayız.

Bizler mi vakti hoşça geçirmekteyiz bugün

Şüphem budur: Vakit mi geçirmektedir bizi

Zihnim neden kapıldı bu sonsuz düşünceye

Bir yanda boşluğunda hudûd olmayan semâ;

Bir yanda dâimâ uzayıp bitmiyen zaman.

İnsan bu tezad içinde fikirler mırıldanır.

Bâzan çöküntüler, kırışıklardan ürkeriz,

Bâzan de neş esizce: Vakit geçmiyor deriz.

Silkin ve sakin ol ! dedim, âvâre gönlüme,

Artık kederli hisleri bir bir içinden at !

Eylül ferahlığında giderken Çubuklu ya,

Geçmiş, geçen veyâ gelecek vakti duymadan,

Âheste çek kürekleri mehtâb uyanmasın ! (Yahya Kemal

Beyatlı)

Evet, aheste çek kürekleri aman Çubuklu uyanmasın!

KAYNAKLAR

Evliya Çelebi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi: 1.Kitap:

İstanbul: Topkapı Sarayı Bağdat 304 Yazmasının Transkripsiyonu Dizini, Haz.

Orhan Şaik Gökyay, İstanbul: YKY, 1996, 1. Kitap, s.s. 198-199.

Erdem Yücel, Çubuklu , Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi,

İstanbul: Tarih Vakfı; Ankara: Kültür Bakanlığı, 1994, c.II, s.s. 533-535.

Orhan Erdenen, Adım Adım İstanbul:  Rumeli Hisarı ndan Kızkulesi ne 2700 Yıllık

Bir Yürüyüş, İstanbul: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, [t.y.], s.s.233-235.

Dündar Ali Kılıç, Üsküdar Hasbahçeleri, Üsküdar

Sempozyumu: 3-5 Kasım 2006 Bildiriler, edit. Coşkun Yılmaz, İstanbul: Üsküdar

Belediyesi, 2007, c. IV, s.s. 425-433.