Her şeyi bilmek her şeye karışmak

Abone Ol

Öyle bir siyaset üslubu ve tavrı oluştu ki, önceki dönemlerin o çok suçlanan “tepeden bakan” üslup ve tavırdan hiçbir farkı yok. En az onun kadar “adam yerine koymuyor”; yetmezmiş gibi saldırgan, hırçın, devamlı surette kavga ve polemik çıkaran, sürekli olarak suçlayan, topluma her fırsatta haddini bildiren ve ders veren, insanları hiç olmadığı kadar kutuplaştıran, kamplaştıran ve birbirinden nefret ettiren bir tarz bu. “Benim” ifadesinin ardından gelen şeyi sahiplendiği algısını oluştursa da, aslında sahiplenmeden öte bir ekabirlik ve her şeyi bilme hali var.

“Benim valim” gibi bir ifade, devlet ciddiyeti ve kurumsal anlayışla nasıl bağdaşır bilinmez ama sahiplenir gibi dururken aslında kasttetiği şeyi gerçek bağlamından koparıp, sözün sahibinin şahsi malı konumuna indirgeyen bir çarpık anlayış vücut buluyor farkında olmadan. Devlet idaresinde şahısların gelip geçici, kurumların ve makamların kalıcı olduğu gibi yalın bir gerçeği bile alt üst ediyor bu üslup. “Bilmemne partisininin il başkanı” ifadesi valiler için konuşuluyor bu sefer.

Topluma karşı da sürekli ve hemen her şeye müdahil olan bir tavırla yaklaşmak, haklı olunan konularda bile resmen bir bıkkınlığa sebep oluyor. İğneden ipliğe, spordan ekonomiye, kültürden eğitime, gündelik hayatın en ipe sapa gelmez ayrıntılarından en komplike diplomasi meselelerine kadar akla gelen gelmeyen her konuda “aleme nizamat veren”, “her şeyin en iyisini ben bilirim” tavrı, artık ciddi olarak sıkıyor ve de geriyor. Haftanın her günü, ilgili ilgisiz her konuda, üstüne vazife olup olmadığına bakmaksızın konuşmak, her meseleye hem de hoyrat bir tarzda müdahil olmak, karışmak, ne kimsenin haddine ne de belli bir noktadan sonra bu ülkenin insanlarına saygısızlık açıkça.

Mesela, gençler arasındaki gayri ahlaki münasebetler, (varsa gerçekten) “kızlı erkekli” öğrenci evleri vs. tartışma konusu yapılabilir. Toplumdaki gayri ahlaki eğilimlerin, buna bağlı olarak zararlı alışkanlıkların artması, ahlaki yozlaşmanın alıp başını gitmesi de dert edilir haliyle. Ancak, bir taraftan zinayı suç olmaktan çıkarıp, öte taraftan da “ahlak zabıtalığına” soyunursanız, samimiyet noktasında ciddi sorunlar var demektir. Geçmişteki benzer meseleler de dikkate alınca, insan yine bir gündem oluşturma, toplumun zihnini daha önemli meselelerden alıkoyma hamlesi mi diye düşünüyor haliyle.

Bütün bu mevzi tartışmaları bir yana bırakıp, daha genel manzarayı görmek ve bir muhasebe yapmak gerek. O muhasebeyi yapınca ortaya çıkan tablo, bu ülkenin insanlarının gayet akıl-mantıkdışı bir şekilde ve hızla saflara ayrıldıkları, görüş ayrılıklarının derinleşip hoşgörünün ve saygının azaldığı, güçlü-güçsüz ilişkisindeki adaletsizliğin sadece tarafların değişmesi dışında aynı kaldığı şeklindedir.

Toplumun içinde bulunduğu durum, akıl, mantık ve sağduyunun giderek iflas ettiği, tarafların kıyasıya kutuplaştığı, birbirlerine karşı en ufak bir hoşgörü ve saygının kırıntısının bile artık kalmadığı bir ortamı yansıtıyor. İktidar ve karşıtları, kamplaşmayı kasıtlı şekilde arttırırken, hem saflarını sıklaştırıyorlar hem de toplumun farklı düşünen kesimlerini birbirine iyice düşman ediyorlar. Bu veballi bir iştir.

Kafalardaki bu olunca, meseleleri aklıselimle ve mantıklı bir şekilde halletmek de, başkasını kırıp dökmeden kendi düşüncesini medenice ifade etmek de hayal oluyor tabii. Siyasete de hakim olan bu yıkıcı üslup ve hoyrat dil, hem her şeyin en iyisini biliyor hem de herkesin her şeyine istediği gibi karışmaktan çekinmiyor. İktidar için geçerli olan hususlar, sırf iktidara karşı olacağız diyerek bu toplumun kutsallarına bile saldırabilen karşıtları için de geçerli.

Velhasıl-ı kelam, siyasetle iştigal edenler, dolayısıyla iyi veya kötü idareye soyunanlar, toplumu birbirine karşı kışkırtmak ve bunun siyasi rantını toplamak konusunda mahir olabilirler. Ancak bu işin vebali “her şeyi bilirim, her şeye karışırım” demek kadar kolay olmayacaktır.