“Her şey aslına döner”

Abone Ol

Tavuğun altına kartal yumurtası koymuşlar.

Bütün civcivler yumurtadan çıkınca hepsi birbirine benzerler ama bir tanesi, hiçbirine benzemezmiş.

Tavuğun eğitiminden geçen bütün civcivlerle beraber kartal yavrusu da eğitimini almış.

Keklik eti yerine arpa danesiyle beslenirken bir gün gelir, kanatları uzar, uçma hevesi başlar ve uçarmış.

“Her şey aslına döner” sözü gerçek olurmuş.

Zeytinci babadan dinledim, bütün zeytin ağaçlarının dibinden çıkan filizler, çıvgınlar veya şıvgınlar zeytin ağacının aslını korurlarmış.

O filizleri toprağa ektikten sonra hangi zeytini istiyorsan Gemlik veya Ayvalık aşılarsan ağaç onu verir ama o aşılı ağacın dibinden çıkan filiz, şıvgın yine aşılanmak zorundadır.

Yani asıl, Rabbimiz tarafından hep korunuyor.

İnsanlar da öyledir.

İslam fıtratı üzere doğarlar, anne ve babası Yahudi, Hristiyan, ateist, deist, komünist… yapar ama ondan doğan çocuk yine tertemiz İslam fıtratıyla doğar.

İnsanın ar damarını çatlatan, utanmaz, arlanmaz hale getirenlerin başında neler gelebilir?

Boyun eğdiren, “ağam, paşam” dedirten, her yanlışına alkış tutmaya mecbur edenleri bu hale düşürenlerin gerekçesi doğru olabilir mi?

Rabbimizin taliminin hemen ardından İblis de talimine başlamıştı.

Her çağda insanlar, peygamberlerin eğitimine uyarak Rabbimizin “Sıratı Müstekıyme” giderlerken bir kısım insanlar da İblis’in talim ettiğine uymaya devam ediyorlar.

Nesimi (1369-1417) yıllarında:

“Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi

İblis’in talim ettiği yola minnet eylemem.”

Yani, “Ben, beni yaratan Rabbimin gösterdiği Sıratı Müstekıym üzere yoluma devam ederim, İblis’in öğrettiği yola minnet eylemem” diyor.

Bu durumda olan on binlerce insanla karşılaştım şu seksen yıllık hayatımda.

Zalime boyun eğenler, kâfire şirin görünmeye çalışanlar, yanlışa alkış tutanlar bunu neden yaparlar? Derseniz benim görebildiğim kadarıyla ekmek derdi, makam derdi… gibi mazeretler gençlikte mantıklı gibi geldiği halde yaşlanınca anladılar ki, “evreni/kainatı yöneten, ekmek, makam, şan, şöhret gibi şeyleri de O yönetiyormuş” dediler ve babasının, annesinin, dedesinin, ninesinin yürüdüğü sıratı müstekıyma dönüyor ama ömrü fırsat vermiyor.

Onun için gençken biraz daha fazla düşünelim.

Sevgili Peygamberimizin yemek yedikten sonra yaptığı duasında:

عَنْ أَبِى سَعِيدٍ الْخُدْرِىِّ أَنَّ النَّبِىَّ -صلى الله عليه وسلم- كَانَ إِذَا فَرَغَ مِنْ طَعَامِهِ قَالَ

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِى أَطْعَمَنَا وَسَقَانَا وَجَعَلَنَا مُسْلِمِينَ

(Ebu Davud, Sünen, K. Etıme, bab 53, Tirmizi, Sünen, K. Etıme, bab, 56, İbni Mace, Sünen, K. Etıme, bab 16)

“Bizi doyuran, bizi içiren, bizi Müslüman kılan Allah’a hamd olsun” dermiş.

Arkadaşının evinde yedikleri yemekten sonra da aynı dua.

Kimin evinde, yenilirse yenilsin yine de yediren, Allah celle celalühtür.

Buğdayı kara topraktan yaratan Allah, suyu kayalar arasından fışkırtan Allah, bizim boğazımıza lezzetler bırakarak yutmayı kolaylaştıran yine Allah.

Rızkı veren Allah, eceli belirleyen Allah.

Buna yürekten iman eden bir Müslüman, ekmek ve ölüm korkusuyla kimsenin önünde eğilmez.