Zaman‘dan Bülent Korucu, ‘HSYK krizinin faydaları‘ yazısında, HSYK ile ilgili gelişmelerin, en azından insanların böyle bir organın varlığının farkında olmaları açısından bir faydası olduğunu vurguluyor.
"Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu‘nda yaşanan krizin bazı hayırlara vesile olacağını düşünüyorum. Öncelikle insanlar böyle bir organın varlığından haberdar oldu.
Sayıları 10 bini bulan hâkim ve savcının meslekî kariyerleriyle ilgili tek yetkili kurul, bugüne kadar bilinmezlik perdesi arkasındaydı. Rutin prosedürleri takip eden bir bürokratik yapı sanılıyordu. (...)
Yargı mensuplarını, mahkeme ve temyiz yolu kapalı olarak ‘infaz‘ etme yetkisine sahip kurulun ‘korkutucu/yıldırıcı etkisi‘ hak ettiği eleştirilerle karşılaşmadı. Hatta Adalet bakanı ve müsteşarının kurulda yer almaması gerektiği fikri epey taraftar topladı. (...)Birçok gerçek solcu ve liberal aydın, son günlerde yaşananlardan sonra ‘iyi ki bakan ve müsteşar kuruldaymış‘ deme noktasına geldi. (...) Anayasa‘mıza göre ‘egemenlik‘ millete ait ve millet yetkili organlar eliyle bu yetkiyi kullanıyor. Yasama yetkisini kullanan, millete vekâlet eden organ yani parlamento doğrudan halkın tensibi ve denetlemesi altında. Yürütme yetkisiyle donatılan ‘hükümet‘ de bu durumda. Aynı şeyi yargı yetkisini kullanan organlar için söylemek mümkün değil. ‘Millet, yargı yetkisinin kullanımında vekâleti hangi süreçte veriyor ve kötüye kullanıldığında nasıl denetliyor?‘ sorusunun cevabı yok. Ortaya çıkan sonuç ‘halktan bağımsız yargı‘ oluyor. Bunu demokrasiyle bağdaştırmak imkânsız. Doğrudan seçimlerle yapamıyorsak, dolaylı yoldan yani parlamento eliyle ilişkiyi tanımlamak zorundayız. Sayısı artırılmış kurul üyelerinin bir kısmının Meclis eliyle seçilmesi kaçınılmaz. Anayasa Mahkemesi için de aynı şeyi söylemek mümkün.
HSYK, milletten olduğu kadar kendi tabanından da kopuk. Üye seçiminde sadece Yargıtay ve Danıştay üyesi yüksek yargıçların oy hakkı olması camiadan kopukluğu doğruyor. En azından birinci dereceye ayrılmış hâkim ve savcıların belli orandaki üyelikler için temsil ve oy hakkı sağlanmalı.
(...) Ayrıca idarenin bütün işlemleri yargı denetimine açıkken, sadece Yüksek Askerî Şûra ve HSYK‘nın muaf tutulması da doğru değil. Şemdinli Savcısı Sarıkaya‘nın ihracı AK Parti‘nin demokratikleşme karnesindeki kırık notlardan biri. Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek‘in katılmadığı toplantıda müsteşar Fahri Kasırga‘nın çekimser kalarak zımnen onay verdiği karar eleştirilmeseydi; idarenin bugünkü direnişini göremeyebilirdik. Diğer HSYK üyelerinin bütün eleştirilere rağmen geri adım atmaması, ‘halka hesap verenle vermeyen‘ arasındaki farkı gösteriyor."