Her gelen yıl gideni aratacak

Abone Ol

Ekonomik durum kötüye gittikçe sosyal ve siyasi

istikrarsızlık da artıyor, içine düşülen kısır döngüden çıkmak nerede ise

imkânsızlaşıyor. Soruların oluşması ve ağırlaşması, sistemik kırılganlığın

artması önlenemiyor. Geçtiğimiz hafta sonunda İtalya da yapılan seçimlerin

sonucu bu gerçeğin son örneği olarak önümüzde duruyor. Belli ki geniş seçmen

kitleleri ve finansal piyasalar arasındaki çıkar çatışması büyüyor ve siyasiler

uzlaşıya dayalı kalıcı bir çözüm üretme basiretini gösteremiyor. Finansal

piyasaların temsil ettiği yıpranmış ve yaşlanmış sistem fedakarlığı geniş

kitlelerden bekliyor ve geri adım atmıyor; seçmenlerin büyük çoğunluğu ise

giydirilmeye çalışılan deli gömleğini ya reddediyor ya da içine sığmıyor.

Merkez Bankalarının parasal genişleme yolu ile kısa vadede yarattığı ateşkesler

yolu ile kazanılan zaman ise değerlendirilemiyor, sorunların ağırlaşması

önlenemiyor.

Sırasıyla Yunanistan, İrlanda, Portekiz, İspanya, Fransa

ve İtalya da somutlaşan büyüyen bu istikrarsızlık yalnız Avro Bölgesi nin değil

küresel ekonominin de geleceğini tehdit ediyor. Zira ekonominin daralıyor,

faaliyet gelirlerinin eriyo, tasarruf açığının büyüyor olması ve bu tablonun

eşanlı olarak geniş bir coğrafyada yaşanıyor olması sistemik çözümsüzlük anlamına

geliyor. Bu durum sorunu, sıkıntısı bu boyutta olmayan ekonomilere de taşıyarak

büyütüyor. Sorunlu ekonomilerin geri ödenmesi imkansız borçları kaçınılmaz

olarak diğerlerinin yaşamını da sarsacak aynı sıkıntılar diğerlerini de benzer

şekilde etkileyecek. ABD veya Japonya gibi diğer gelişmiş ekonomik bölgelerdeki

durum da farklı değil. Bu tablo küresel ekonominin dalgalı bir şekilde

daralacağını, kredi krizlerinin kronikleşeceğini, siyaset yapma anlayışının

dramatik bir hızla değişmek zorunda kalacağını, ne kadar süreceği belli olmayan

kaotik bir dönemin bizi beklediğini söylüyor. Büyüme eğiliminde olan sivil

itaatsizlik tüm bu sürecin ilk aşamalarında belirleyici olacak gibi görünüyor.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız tablonun ekonomik

yansımaları hem uzlaşıya dayalı yeni bir düzen tesisini engelleyecek hem de

sıcak çatışmaları tetikleyecek gibi görünüyor. Muhtemelen ekonominin daralması,

işsizlik ve enflasyonun artması tepkiselliği besleyecek, korumacılık, ayrılıkçı

hareketler, ırkçılık gibi eğilimler yeniden güçlenecek. Bazı kesimlerin

açgözlülüğü yüzünden tarih kendini tekrarlayacak, İkinci Dünya Savaşı ndan bu

yana yaşanmamış felaketler yeniden sahne alacak. Geniş seçmen kitlelerinin

ihtiyaçlarını karşılamakla her geçen gün daha fazla zorlanan sistemin çöküşü

yıkıcı olacak ve hiç bir şey eskisi gibi olamayacak. Gerçekleri gizleyip yapay

beklentilerle günü kurtarmaya çalışmak bu sonucun ortaya çıkmasını

engellemeyecek, tam aksine kesinleştirecek. Birileri yerken diğerleri bakarak

sessizce ölümü beklemeyecek, kıyamet kopacak...

Seçmen kitleleri ile finansal piyasaların temsil ettiği

açgözlüler arasındaki büyüyen çıkar çatışmasına erken seçimlerle gelen

siyasiler çözüm üretemiyor ise Merkez Bankaları hiç yapamaz. Ekonomi daralır ve

ihtiyaçlar artarken oluşan ve büyüyen tasarruf açığı para basılarak

kapatılamaz, işsizlik ve enflasyonun orta vadede düşük kalması mümkün olamaz.

Ülkemizin etkili ve yetkili kesimleri küresel ölçekteki

bu gidişatı görmezden gelerek hiç bir sorunu kalıcı olarak çözemez ve gerçekçi

olamazlar; dalı kestiklerini kabul ettiklerinde ise iş işten geçmiş olur. Avro

Bölgesi nde kronikleşen erken seçimler, ABD deki ötelenen mali uçurumlar,

gündemden düşürülmeye çalışılan kur savaşları çok şey söylüyor. Atalarımızın

dediği gibi anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul düdük az geliyor. Bugünün

etkili ve yetkili kesimleri içinde durumu anlayanların korkup susması veya

açgözlülüğüne yenik düşmesi meydanı cehalete bırakıyor.

Küresel ölçekte ekonominin kötüye gidiyor olması

seçmenler ile sistem arasındaki çıkar çatışmasını derinleştiriyor ve uzlaşıya

dayalı çözümü imkansızlaştırıyor. Başka bir deyişle kendini merkez olarak

tanımlayan yozlaşmış sistem yanlısı siyasi anlayış iflasa koşuyor... Nefsine

hakim olamamanın telef olmak anlamına geleceği günler kapıyı çalmaya

hazırlanıyor...