Hepimizin yazıcı melekleri ayrıdır

Abone Ol

Gözünüzü kapatın, hayal âleminde yolculuğa çıkın ve o güne kadar yiyemediğiniz yemekleri yiyin, içemediklerinizi için, giyemediklerinizi giyin ve ondan sonra gözlerinizi açın.

Göreceksiniz ki, göz yummadan önceki halinizden daha aç olduğunuzu hissedeceksiniz.

Hayalde yenilenler, hakikatte yenilenler gibi olmaz.

Hayal karın doyurmaz.

Başkasının yediği de sizin karnınızı doyurmaz.

Başkası, sizin adınıza yemek yiyemediği gibi, bir başkası sizin adınıza namaz kılamaz, oruç tutamaz.

Mazeret nedeniyle bazı ibadetlerin vekâlet yoluyla yapılması hariç.

Biz, her sabaha gözümüzü açtığımızda ilk yapacağımız, bizi uyutan ve uyurken kalbimizi, kalıbımızı, kanımızı çalıştıran saçımızdan ayak tırnağımıza kadar her hücremizin gıdasını gönderen Allah’ımıza teşekkür için onun istediği şekilde iki rekâtlı sabah namazının farzını kılacağız.

Farz namaza kendimizi hazırlamak için Sevgili Peygamberimizin kıldığı iki rekâtlı sünneti kılacağız.

Gece yatağa girinceye kadar elle, dille, ayakla, parayla, malla, makamla, atla, arabayla Hakk’a ve halka karşı görevlerimizi yerine getireceğiz.

“Eğitim şöyle olsaydı, yönetim böyle olsaydı…” sözünü senden önce söyleyen çok oldu.

Laf etmekten başka hiçbir şey yapamadan gittiler.

Herkes kendi gücünü, her saat ve saniyede Yaratan’ın kuralları içinde geçirmeye çalışmalı.

Yolda giderken insan ve arabaların yolunu tıkayacak, zorluk çıkaracak her türlü yanlıştan kaçındığı gibi arabaların tekerine, insanların ayağına dokunacak şeyleri kaldırmalı.

Sevgili Peygamberimiz, bu türlü sevap getiren amelleri/işleri imandan saymıştır.

Dostlarla beraber bir parkta otururken parka girmek isteyen bir yaşlı bey, 25 santim yükseklikteki kaldırıma çıkmakta zorlanıyordu. Eşinin desteği ona fayda vermiyordu.

Hemen kalktım ve diğer kolundan da ben tuttum ve parka girmesini sağladık.

Kaldırımın kenarında, o ihtiyara benden daha yakın bir adam oturmakta idi.

Görüntüye göre benden daha genç ve atletik yapılı biri.

Dostlarım dedikoduya başladılar: “Sapasağlam adam. Gözünün önünde kaldırıma çıkmaya çalışan ihtiyara yaldım etmediği gibi kılı da kıpırdamadı” dediler.

“Biz ondan sorumlu değiliz. Neden yardım etmediğini de bilemeyiz. Biz, kendimizden sorumluyuz.

Rabbimiz, her gün yatsı namazından sonra okuduğumuz ayette:

‘Allah, kişiye ancak gücünün yeteceği kada­rını teklif eder. Kişi­nin yaptığı iyilik kendine­dir, iste­yerek yaptığı kötülük de kendi aley­hine­dir…’ (Bakara süresi ayet 2/286) buyuruyor” dedim.

O atletik yapılı adam kalkmaya başladı ama yerinden zor kalktı.

Sandalyesinin arkasına dayadığı koltuk değneklerini aldı ve ayakta titreyerek yoluna devam etti. Dostlarımın suizannı/kötü varsayımı kaldı geriye.

Her senenin, ayın, haftanın, günün, saatin, dakikanın ve saniyenin kendine ait görevleri var. Vücudumuz bize bu konuda örnektir.

Kalp, beyne beş saniye kan göndermezse vücut felç oluyor.

Her hücremiz kendi görevini her saniye yapıyor.

Görevini ihmal edene bakarak diğer hücrelerimiz görevlerini bırakmadıkları gibi o tembelin de harekete geçmesi için ona sinyal gönderiyorlar. İhmal edenler hastalanmamıza sebep oluyor.

Şu anda dünyanın başını ağrıtanlar, teröristler değil, kapitalizm ve komünizm kıskacında eğitim yoluyla onları terörist yetiştiren, cebine para veren, eline silah tutuşturan, sırtını sıvazlayıp katil yapanlardırlar.

Onun için genelde sekiz milyar insanın özelde her Müslüman’ın her biri kendine düşen görevi yerine getiriverse dünyayı gülistan ederiz ve ahiretin tarlası olan bu dünyada ahiretimiz için de güller ekeriz.

Amellerimizi yazan meleklerimiz hepimiz için ayrı ayrıdır.

Benim meleklerim benim yaptıklarımı yazıyor, onun melekleri onun yaptıklarını yazıyor.

Onun için İslam’ın bize yüklediği görevleri gücümüz oranında yapmaya çalışalım.