Rus edebiyatının önemli isimlerinden birisi olan Gogol’un, öykü anlamında bir devrim yaptığı edebiyatla ilgilenenlerin malumu. Edebiyatçılar tarafından, Rus edebiyatını Batı edebiyatının etkisinden büyük oranda kurtaran Gogol’un romantizmden gerçekçiliğe doğru bir dönüşüm yaptığı ifade edilir. Gogol’un eserlerine baktığımızda öykülerin gündelik hayatın içerisinde şekillendiğini görürüz. Çoğu edebiyatçı, sıradan insanları öykülerine ilk taşıyan yazarın Gogol olduğunu söylerler. Dostoyevski gibi büyük bir yazarın başlıktaki sözü söylemesindeki temel saik de bu olsa gerek. Yani kendilerini büyük oranda etkileyen edebi akımın kurucu yazarı Gogol’dur.
Aslında yazının başlığı, Dostoyevski ve Gogol’dan aldığımız palto metaforundan hareketle kurucu isimlerin oluşturduğu toplumsallığı açıklamaya dönüktür. Hayatın toplumsallıkla irtibatlı her alanında bir oluşma süreci vardır. Tarihe baktığımızda siyasi, sosyal ve ekonomik bütün toplumsallıklar kurucu liderin paltosundan çıkmıştır. Bir fikrin, bir akımın, bir ideolojinin toplumsal karşılık bulabilmesi için öncü bir liderin etrafında kitleselleşmesi gerekir.
Bu açıdan baktığımızda kurucu liderin ortaya koyduğu proje, gösterdiği vizyon ve sürekliliği sağlayan eyleme biçimleri liderin şahsi özelliğiyle ortaya çıkar. Lider bu vasfını devam ettirdiği sürece hareketlerin eylemine yön verir. Bu açıdan liderin etrafında kümelenmek, onu önemsemek, onun sözlerinden yola çıkarak tavır belirlemek olağan akışa uygundur. Lider her ne kadar hareketin temel dinamiği olsa da, donanımlı bir ekip olmadan varlığını güçlü bir şekilde devam ettirmesi pek olası değildir. Çünkü ortada kurumsal eyleme biçimleri değil, liderin karizmatik karar mekanizmaları vardır. Kurucu ve karizmatik lider güçlü bir karakter olarak hareketin başında olduğu sürece, hareketin tam anlamıyla kurumsal kimliğe sahip olmasını zaten bekleyemeyiz.
O yüzden lider, hareketin sürekliliğini sağlayabilmek için kurumsal yapıya ihtiyaç duymadan kararlar alabileceği ve eyleme geçirebileceği donanımlı öncü bir ekibe ihtiyaç duyar. Liderin tedrisatından geçen bu öncü kadronun en büyük özelliği, liderin yokluğunda hareketin kurumsal kimliğini oluşturacak adımlar atma potansiyeli ve donanımsal güce sahip olmasıdır. Bu öncü kadrolar için temel sorumluluk hareketin istikametini kurucu liderin vizyonuna uygun bir şekilde kurumsal yapıyı inşa etmektir.
Eğer bu öncü kadro kurucu liderin misyonunu yüklenmeye başlarsa bazı sorunlar da kendisini gösterir. Yeni liderlik iddiası kurucu liderin karizmasının altında kaldığı sürece hareketin sürekliliğine ve bütünlüğüne zarar verecektir. Fakat öncü kadrolar kendi yokluklarında karar mekanizmalarını sağlıkla yürütebilecek kurumsal kimliği inşa etmeyi başarabilirlerse hareket, varlık amacından ve vizyonundan kopmamış olur. Yoksa kurumsal kimliğin inşası bir sonraki kuşağa kalırsa kurucu liderin vizyonuyla yeni kuşak arasında boşlukların olması kaçınılmazdır. Bu boşlukların doldurulması farklı anlayış biçimlerini de beraber getireceğinden hem zihinsel parçalanmışlığa, hem de hareketin varlık amacından kopmasına neden olabilir.
Netice itibariyle kurucu liderin paltosundan çıkan öncü kadrolar da kendi paltolarından kurumsal kimlik, kurumsal hafıza ve kurumsal aidiyet çıkarmayı başarmalıdır.