Ancak hakimlik amirlik vasfını da yaratıcı olarak Allah kendi nezdinde bulundurmuştur. Kula sorumluluk bildirilmişse de insan iradesini kullanmakta serbest bırakılmıştır. Ancak insanın nihayi hedefi kul olmaktır. Sorumluluk almadığı yani Rabbine kulluğa yanaşmadığı müddetçe zahirde başıboştur. Bu durumda, gayesiz bir süretle yaşar, yer içer nefsi arzularını tatmin eder ve insani varlığını hissedemeyerek göçer gider. İnsanın ölümle gerçeğe yaklaşımı ve mekan değişikliği onun Rabbine boyun eğmesinde yardımcı olur. İnsanoğlu kendisinin başıboş bırakılmadığını kabirde ve mahşerde anlayacaktır. Resulullah ise hepimiz çobansınız güttüklerinizden mesulsünüz buyurmaktadır. Sorumluluğunu bilen Müslüman, varlığını adayan ve Allah‘a kul olabilen kimsedir. O, tereddütsüz kabul ettiği imanın gereği olan mesuliyetin evvela şahsına verdiği direktif ile irade ve ihtiyarını nefsinde kullanır. İnsan olmanın ilk adımını atar, mücadelesini başlatır. Çünkü yalnızca inandım demek yetmiyor aynı zamanda, şuurlu bir Müslüman olabilmek için de çaba sarf etmek gerekiyor. İslam nefis terbiyesine önem verir ve kişinin evvela kendi hayatını kritik etmesinin doğru olacağı bildirir. Şu mubarek Ramazan ayı bunun için iyi bir fırsattır iyi değerlendirilmelidir.
Kıskançlığın tedavisi teslimiyet
Kıskançlık insanın doğasında var. Ancak kişi kıskançlığını kendi çabasıyla iyileştirmeli ve bundan doğabilecek etkilerden kurtulmalıdır. Aksi takdirde kıskançlık hem kıskanana hem de kıskanılan kişiye zarar verebilir. Hall Kıskançlığın etkilerini azaltmanın sabır ve çaba gerektirdiğini ifade ediyor. Kıskançlığın temelinde aynı kaygılar yatar ancak kıskanılan şeyler farklı olabilir. Kim hangi noktada kendini eksik hissediyorsa o konuda kıskançlığa kapılabilir. Kimisi güzelliğe, kimisi paraya kimisi kariyer ve mevkiye eğilim gösterebilir ve bu imkanlara sahip olan kimseleri kıskanabilir. Ne olursa olsun, kıskançlık habis bir duygudur ve kişiye zarar vermektedir. Ancak gıpta etmek bundan farklıdır, burada kişi sahip olmaya istediği şeye ulaşmaya çalışır.
Kıskançlık, kişide öfke, acı, üzüntü, hased ve aşağılanma duygusuna sebep olmaktadır. Bu duygulara sahip olan insan, kendini suçlu hisseder, karşısındaki kişiyle rekabete girer, kendini kıyaslar ve ilişkilerinde başarısız olur.
Kişi yaptığı işle tanımlanır
Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine çalıştığı konut yapım işinden ayrılarak eşi ve büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek istediğinden söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Ne ne var ki emekli olması gerekiyordu.
Meteahhid iyi işçisinin ayrılışına üzüldü ve ondan kendine bir iyilik olarak son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve işe girişti fakat gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne büyük talihsizlikti.
İşini bitirdiğinde işveren evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. Bu ev senin dedi. Sana benden hediye marangoz çok şaşırdı. Çok utanmıştı. Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi o zaman böyle yapar mıydı?
Hikayeden iki sonuç çıkardım. Birincisi, Gündelik hayatımızda aksattığımız elimizden geldiği halde savsakladığımız bir çok şey vardır. Oysa her birimiz yaptığımız işin bir parçasıyızdır. Bu nedenle her işi hakkını vererek yapmalı ve emeğe saygı göstermeliyiz.
İkincisi, insan kendi işini önemserken başkalarının işini baştan savabiliyor. Küçüklüğümde hatırlıyorum da, sebze meyve üretimiyle meşhur olan memleketimde, insanlar ürettikleri ürünlerin bir kısmını kendilerine ayırırlar ve bu alana mümkün olduğunca kimyasal ilaçlar ve hormonlar kullanmamaya gayret ederlerdi. Ama satılacak sebze ve meyvelere her türlü ilaçları kullanırlardı. Oysa, insan başkalarına duyarlı olduğu kadar insandır ve insanı sevmeyenin şefkati eksiktir.
Başıboş bırakılmadık
Kıyamet günü insanoğlu beş şeyden sual olunmadıkça Rabbinin huzurundan ayrılmaz. Ömrünü nerede harcadığından, gençliğini ne ile yıprattığından malını nerede kazanıp nerede harcadığından ilmi ile ne yaptığından sorulacaktır. Nefsi eli murakabe ederek hesaplaşmasını bilen kimse kendini aşarak sosyalleşme sahasında da yerini bulur. Her insan kendi yolunu seçer.
Bir kimsenin trafikte, gerekli talimatlara uymaması kazalara yol açabileceğinden, birinin onu uyarması ve eğer bu şekilde devam ederse kaza yapabileceğini söylemesi büyük yardım olur. Aynı şekilde, dünya ya da ahiretine zarar getiren kişiyi de uyarmak ve doğru olanı ifade etmek önemlidir. Çünkü insanın bilgisizliğinden meydana gelen zarar kişinin aleyhinedir. İnsanların özel hayatlarına karışma hakkımız yok ama İslami ve insani konularda uyarmak her birimiz için bir sorumluluktur.
Şöyle ki, Rabbini tanımadığından dolayı ters istikamete giden ve yolunu bulamayan kimseleri İslama yönlendirmekle mesuluz. Bu müslümanların sorumlulukları arasındadır. Ve hayatın zorlaştığını fitnenin arttığını belaların üzerimize geldiğini zamanın ve insanın bozulduğunu gördüğümüz halde birbirimizi uyarmazsak hataya düşebiliriz. Böyle bir zamanda birbirimize destek vermeli mümin kardeşimizin sıkıntılarına ortak olmalıyız. Bu da büyük bir yardımdır.
"Kim bir müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Cenabı Hak da kıyamet günü onun bir sıkıntısını giderir. Kim darda kalmış birinin işini kolaylaştırırsa Allah da dünya ve iharette onun işini kolaylaştırır. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünya ve ahiretti onun ayıbını örter. Kul mümin kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımcısıdır" (Sahih-i Müslüm)