Hep söylüyoruz ama kime duyuracağız?

Abone Ol

IMF ile birlikte yürüyerek, bunun da ötesinde IMF programlarını uygulayarak insanımızı iş ve aş sahibi yapmamızın mümkün olmadığını yıllardan beri tekrarlıyoruz. Ekonomimizin öncelikli olarak IMFnin boyunduruğundan kurtarılması gerektiğini, bunun kurtuluş ve ekonomik bağımsızlık için olmazsa olmaz şart olduğunu belirtiyoruz. Ne var ki, şu anda seçim meydanlarında boy gösteren siyasi partilerin lider ve sözcülerinin Saadet Partisi yönetimi hariç tamamı IMFyi dünyanın vazgeçilmez, karşı konulamaz bir gerçeği gibi görüyor ve millete böyle takdim ediyorlar. Bu kafa ile nereye kadar gidilebilir.

Bugün aslında Oyakbankın yabancılara satışı üzerinde  duracaktım. Medyanın nedense olayın sadece bir boyutu üzerinde durduğuna ve "Askerin bankası yabancıya gitti" mantığı ile hareket ettiklerine dikkat çekecektim. Belli ki tüm bankalar yabancılara satılsa bile bu çevrelerin umurunda bile değil. Sadece asker bankasının yabancıya satılmasını içlerine sindirememiş görünüyorlar. Niçin sindiremiyorlar, maksatları nedir anlamak güç. Halbuki böyle bir hazımsızlığı dillendirene kadar, "Askerin bankası olur mu " sorusuna cevap bulmaya çalışsalar daha iyi olmaz mı

Her ne ise gelelim IMF konusuna..

Radikal Gazetesinin Pazar ki yazısında Ahmet İnsel, "IMF iflasın eşiğinde mi " diye soruyor ve şu görüşleri dile getiriyordu:

"IMF, Dünya Bankası, OECD gibi kuruluşlar çok ciddi bir meşruiyet bunalımı yaşıyor. Bugün IMFnin faaliyetlerinin önemli bir bölümünü Türkiyenin ödediği faizler finansa ediyor."

İnsel daha sonra şu soruyu dile getiriyor:

"IMFsiz günler mümkün ve elle tutulur kadar uzaktaysa, kalkınmakta olan ülkeler arasında istisna olarak kalmışsak, neden bunu konuşmuyoruz "

İnsel in değerlendirmelerine aynen katılıyoruz. Ancak Sayın İnsel galiba bu ülkede IMF ile ilişkilerin kesilmesi, kovulup gönderilmesi gerektiğini yıllardan beri savunanların olduğunu ya bilmiyor ya da bildiği halde bilmezden geliyor. Böyle olunca da IMFnin iflas etmiş ve Türkiyeyi sömüren bir kuruluş olduğunu sadece kendisinin tesbit etmiş olduğu gibi bir manzara ortaya çıkıyor.  Halbuki aynı görüşü paylaşanlar ideolojik ve siyasi görüşlerini bir kenara bırakarak ortak tavır sergileyebilseler ülkemiz IMFçıkmazından çok rahat kurtulabilir. Ne var ki, bu ülkede IMF ile ilişkilerin kesilmesini istemeyen dışa bağımlı kafaların sesi, kesilmesini isteyenlerden daha gür çıkıyor. Böyle olunca da kesilmemesi gerektiğini ileri sürenlerin söylediği doğru gibi algılanıyor. Kitleler yoğun haber bombardımanı altında neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamakta zorluk çekiyor, genellikle sesi daha yüksek çıkanların peşine takılıp gidiyorlar. Ülkemizin asıl çıkmazı da bu noktada ortaya çıkıyor.

Aslında ülkelerin tam bağımsızlıklarına kavuşabilmeleri sadece IMF ve Dünya Bankası gibi kurumları kovmakla da olmaz, daha doğrusu bu kurumları kovmak tam bağımsızlık için yeterli değildir. Bunun için zihniyet değişikliğine ihtiyaç vardır. Ülkeniz 75 milyar dolara yaklaşmış bir sıcak paranın baskısı altında, her an bu sıcak paranın ani hareketi ülkeyi bir krize sürükleyebilecek kabilliyete sahipse, iç ve dış borcunuz 400 milyar doları aşmışsa ve hâlâ borcun faizini borç ile ödüyorsanız o ülkede ekonomik bağımsızlıktan söz etmek mümkün olmaz.

Elbette olay sadece para ile de sınırlı değildir. Uygulanan dış politikalar ve dış politikalarda hakim olan ön kabuller yanlış ise  ülkeyi ayağa kaldırmakta yine zorlanırsınız.

Bu bakımdan olaya bir bütün olarak bakmak gerekiyor. Sömürülmekten kurtulmak hususunda kesin kararlı olmak ve gerekirse bu uğurda ödenecek bedele hazır  olmak şarttır. Yoksa olayların bir kenarından tutup didiklemek gerçeğin bütününü görmeyi engeller.