Avrupa’ya, ABD’ye yaklaşımımız klişelere, ezberlere hapsoldukça hapsoluyor. Standart tespitler, bildik yorumlar, kopya öngörüler çerçevesinde bir değerlendirmeye takılıp kalmış vaziyetteyiz.
Elbette ki mesele çok orijinal, çok sıradışı, çok özgün bir şeyler söylemek değil, içinde bulunduğumuz durumun sağlıklı kavranması meselesidir. Türkiye ve tabii ki İslam dünyası, ABD’nin başını çektiği küresel emperyalizme ve kapitalizme karşı bildik ezberleri sıralamak dışında herhangi bir aksiyon alamamaktadır. Söylemdeki cevvallik ve cüret, eyleme hiçbir zaman yansımamaktadır.
ABD’deki seçimlerin neticesinde “kötünün de kötüsünün” seçilmesi, sürprizin büyüğüdür. Ancak, Trump değil de Hillary seçilse de aslında “kötünün iyisi” değil, yine “kötünün ta kendisi” seçilmiş olacaktı. Kirli ABD sistemi, elbette ki vicdan ve izan sahibi bir iradenin tüm her şeyi alt üst etmesine izin vermeyecektir ne de olsa.
ABD’deki gelişmeleri, ABD kamuoyunun gözüyle değerlendirmeye çalışınca tabii ki Hillary, “kötünün iyisi” olarak görülebilir. Ancak, seçilen kim olursa olsun emperyalizmin ve kapitalizmin ahlaksız ve vicdansızca dönen çarklarının bir dişlisi olacaktır.
Ancak bunu standart bir “ezber” olarak, “kuklalar değişiyor” ucuzluğuna indirgemek, yanlış neticelere götürür. Çünkü böyle bakınca, önceki dönemlerde sürdürülen “ortaklık” ve “müttefiklik” ilişkilerinin kesintisiz berdevamına da kapı aralanacaktır.
Bir halkla ilişkiler projesi olarak görülebilecek Obama dönemi, selefi Bush’tan farklı değildi. Yöntem değişti ama aynı ahlaksızlık ve vicdansızlıkla insanların hayatları ve ülkelerin akıbetleri karartılmaya devam etti. Beklenti odur ki, “yeni dönem”de pek bir şey değişmeyecek!
Ancak gelin görün ki, bugün “Obama şöyle zalimdi, Obama böyle eli kanlıydı” diyenler, “ABD kukla değiştirecek” öngörüsünde(!) bulunanlar, bu 8 sene boyunca eli kanlı ve zalim ABD idaresiyle geliştirilen “model ortaklık” ve “stratejik müttefiklik”e de tek kelime dahi etmediler. Birden bire müthiş bir anti-Obama söyleminde havalarda uçuşması, adeta söz konusu şahsın “gidici” olmasından ve artık ABD’yi temsil etmez oluşuyla alakalı sanki.
Neden böyle diyoruz? Çünkü, “sürpriz yumurta” gibi sandıktan çıkan Trump’ın gelmesinden ciddi şekilde (ama içten içe) umutlananlar bulunuyor çünkü. İşin garibi, bunların çoğu da “ABD kukla değiştiriyor” takımından kimseler. Trump gibi küresel kapitalizmin simge isimlerinden sayılabilecek sayılı kapitalistlerden birinden “müesses nizam”ı yıkmasını, ABD’nin Ortadoğu politikasını sil baştan yapmasını falan bekleyenler var demek ki. “Yeni dönem”den niye umutlu olunur ki durduk yere?
Tek bir mesele bile, Trump’tan umudu olanları hayal kırıklığına sürüklese yeridir: İsrail’in başkenti olarak Kudüs’ü kabul edip, ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşımak istemesi! Gerisi laf-ü güzaf kalır zaten.
Söylemde klişelere, ezberlere hapsoluyoruz, eylem noktasında da kağıt üstünde doğru olan sözlerimizle bile çelişiyoruz. Ortadoğu ve İslam dünyasına yönelen tasallutları “deşifre” eden edene, ancak iş eyleme gelince “21. Haçlı Seferi”nin müsebbiplerinin masasından kalkamamak da meselenin özeti!
“ABD kukla değiştiriyor” diyene, “kuklanın idare ettiği devletle müttefik olmaya var mı bir diyeceğin?” demek lazım herhalde… Ezberler, gerçekleri örtmek için perde olmuş maalesef.