Hep Birlikte Konuşacağımıza Teker Teker Susalım ki Ne Dediğimiz Anlaşılsın

Abone Ol

İnsan kendi değerini en iyi başkasında görebilir.

Değeri bir insanın üzerinde göremeyen hayatın içerisinde

nasıl görsün

Değer yargılarının hızla aşındığından şikâyet ediyoruz.

Sebebini hiç düşünmeden bir sürü mazeret sıralayıp duruyoruz.

Çok kötü zamanlarda yaşadığımızı mı dersiniz, yoksa

dünyanın bir türlü tutmayan çivisini mi

Kimsenin aklına dünya hep aynı, değişen insanın

kendisidir gerçeği gelmiyor.

Bütün yapıp ettiğimiz kendimize yüksek fiyatlar biçmekten

ibaret.

Mukayese öyle bir hale gelmiş ki terazinin ağır gelen

kefesinde herkes kendini görüyor.

Şayet bir değer sorunundan dem vuruyorsanız yapmanız

gereken bellidir: Karşınızdakinin değerini bilmek.

Göz nasıl kendini göremezse insan da kendi değerini

kendinde değil başkasında görür.

Ne denli kıymetli olduğunu bilmek istiyorsa başkasındaki

değeri göremeye çalışmalı insan.

Eğer gerçekten bir şeyi muhafaza etmek istiyorsanız onu

üzerinizde taşıyınız. Yoksa daha çok şikâyet edersiniz.

Nesnelerin değerlerinden önce fiyatlarını soruyorsak

değeriniz üç paralık olmuş demektir. Evet, bir değerler aşınması olduğu gerçek.

Böylesi durumlar ispata gerek duymazlar. Yaşadığınız dünyanın ağırlığı ikide

bir sırtınızdan kayıyorsa şirazesiz bir hayata hazır olmalısınız.

Soluduğunuz hava, konuştuğunuz insan, aldığınız ücret,

gördüğünüz muamele değerler skalasının ne tarafına düştüğünüz hakkında yeterli

bilgi verecektir.

Hayata ve insana dair bu hızlı çürüme karşısında yapılan

şeyler nedense hep aynı. Istırabını duyup şikâyetçi olduğumuz hususu

karşımızdakini bıktıracak kadar konuşmak.

Sanki yapacak başka bir şey yokmuş gibi sorumluluğumuzu

konuşarak yerine getirdiğimizi zannetmek.

Paneller, konferanslar, sempozyumlar, vaazlar hep bunun

için organize ediliyor.

Sözün tükendiği yerde bile yine sözden yardım istiyoruz.

Değerler eğitimi başlığı etrafında başta okullar olmak

üzere birçok kurumda yapılmaya çalışılan şey de bu nafile söz turlarından başka

bir şey değil.

Kendini hayatın içerisindeki örnekliklerle hissettirmesi

gereken değerleri bile söz turnuvalarına alet ettik ya, doğrusu bravo

bize!  

Değerlerin insanı hilkatiyle buluşturma vasıtası olduğunu

ve ete kemiğe bürünmesi gerektiğini bu etkili ve yetkili zevata acaba kim

hatırlatacak

Sözgelimi doğruluk gibi bir değeri genç kuşaklara

aktarmanın yolu bu konuda bol miktarda doküman çıkarıp görünür yerlere asmak ya

da hayatta hiç karşılığı olmayan afakî cümlelerle güzellemeler yapmak mı Hiç

sanmıyorum.

Kimi zaman anlatmamak ve söylememek anlatıp söylemekten

daha etkin olabilir.

Tebliğ, irşat ve terbiyenin konuşmaktan daha etkili

enstrümanları da vardır. Örnek mi istiyorsunuz, hemen söyleyeyim: Konuşmamak!

Çünkü konuşmamak insana konuşmaktan daha önemli

sorumlulukları olduğunu haber verir. Konuşmanın tekelini kırdığımızda bir

şeyler yapmak gerektiği sonucuna ulaşırız.

Dillendirdiğiniz meselede samimi iseniz bir şeyler

yapmak gerek; ama ne safhasında takılıp kalmadan hemen bir şeyler yapmalı

aşamasına geçmek zorundasınız.

Değersizliğin hâkim olduğu yaşam alanı bulduğu- bir

ortamda değerlerin konuşulma ve seslendirilme imkânına kavuşmasının ne önemi

olabilir ki

Üzüm demekle üzüm yemek aynı şey değildir.

Tam tersi olmalı değil midir Yani değerler yaşam alanı

bulmalı değersizlikler söz konusu edilmelidir.

Hayat değerlerimizin olsun, mikrofon ve kürsü

değersizliklerin.

Evde anne baba, okulda öğretmen, toplumsal ortamlarda

akil kişiler ve kanaat önderleri iyinin, güzelin ve doğrunun yaşanabilir bir

şey olduğunu tavır ve davranışlarıyla göstermelidir.

Negatif örnekler ise körpe dimağlara tebelleş olmasın

diye sorumluluk sahiplerince dile getirilmelidir.

Peygamberimizin doğum gününü ufkundan, evrenselliğinden

ve bağlamından yalıtılmış  kutlu doğum

kutlamalarıyla törenselleştirmek tam da böylesine bir iyi niyetli yanılgıdır.

Değerlerimiz farkında olmadan hayattan koparılıp törenselleşip, müsamere

unsurlarına dönüşüyor ne yazık ki.

Hayatla ilişkisi kesilmiş, pratiğe dönük yüzü olmayan her

türlü değer vurgusu ve söylemi bir canı önce öldürüp sonra dillere destan anma

merasimi yapmak gibidir.

Hayata dikkatle baktığımızda göreceğimiz şu ki,

değerlendirdiğimiz şeyler ancak değerini bildiğimiz şeylerdir.