Hem yap, hem de eleştir!

Abone Ol

Taksim’de yapılacak Topçu Kışlası’nın “AVM ve rezidans” olarak faaliyet göstereceği açıklanıyor. Kadıköy’deki meşhur Salıpazarı’nın olduğu alan da AVM yapılacak yerlerden birisi olarak gösteriliyor. Her ilçede, her semtte bir AVM’yi geçtik, neredeyse bazı semtlerde birden fazla AVM resmen şehri istila ediyor. İşin kötüsü, bunu ekonomik zihniyeti gereği destekleyen siyasi iktidarın, aslen bu kapitalist çılgınlık ve başıbozukluğa tepki veren bir gelenekten gelmesi. Tabii devir değişiyor, ne gelenek kalıyor ne ideal, ne de başka bir şey. Sadece ve sadece koyu bir “gerçekçilik”, “pragmatizm” ve “dünya gerçeklerine ayıkma” kalıyor geriye. Bu dünya gerçekleri ne diyecek olursanız; faiz, tüketim çılgınlığı, gösteriş, tüccar zihniyet vb. denebilir.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’un silüetini bozan gökdelenlerin müteahhidine “küsüp”, her ne hikmetse bu yapıya izin veren kendi belediyelerine hiçbir şey demeyenler, belki ileride “her yere AVM yapılıyor, çok yanlış” da diyebilir. Her tarafa çok katlı siteler, AVM’ler, rezidanslar yapılıp şehirlerin hem silüeti, hem kimlikleri “başkalaştırılırken”, bunu bir “modernite” ve “gelişmişlik” ibaresi gibi görenler, “iyi polis-kötü polis” oynayarak bir “tu kaka” edip, bir yere göğe koyamıyorlar olan biteni. Tam bir “cambaza bak” oyunu izliyoruz.

TOKİ’nin “çok katlı ve ruhsuz” beton yığınlarının kimliksizliği ve kişiliksizliğini tüm Türkiye’ye “tektip” olarak dayatmaktan rahatsız olmazken, bir anda gelen bir ilhamla yeni şehirlerin “az katlı ve yatay bir yapılanmaya uygun” olması gerektiğinden, merkezinde çocukların olmasının lüzumundan dem vurabiliyorlar. Şehirlerin özelliklerine ve çevreyle uyumuna bakmadan, tektip beton heyülaları her geçen gün daha da çok yükseliyor şehirlerde. Geleneksel olanın güzelliği ve doğallığı, bu yapay ve çirkin anlayışla yitip giderken, sırf tribünlere oynamak için edilen sözlerin samimiyeti de sorgulanıyor haliyle. Söze mi inanmalı, yoksa yapılan icraata mı Ne de olsa sözü ne hatırlayan ne de hatırlatan çıkacak ve yapılan icraatlarla muhatap olacak insanlar.

Halihazırda şişmiş ve patladı patlayacak bir hal arz eden İstanbul’u yeni hamlelerle daha da fazla şekilde bir “cazibe merkezi”ne dönüştürmek ne kadar mantıklı acaba Mevcut yerleşimler her yanı sarmışken ve şehrin belli yerler dışında yeşil alanı yokken, Avrupa ve Anadolu yakasına 1 milyon nüfuslu şehirler kurmak nasıl bir öngörünün ürünüdür Bu öngörüde veya vizyonda tek ölçüt yeni rant alanları açmak mıdır yoksa Eğer değilse bu hareketin maksadı nedir Zaten adım atacak yeri kalmamış şehri, güya “nüfusu boş alanlara yayıyoruz” gerekçesiyle daha da geniş bir alana yaymak pek de mantıklı durmuyor. Nüfus merkezden çevreye gitse bile şehir genişleyecek ve trafik hareketliliğinden yeni yapılaşmalara kadar şehrin büyümesi devam edecek.

Bir habere göre, İstanbul’daki Alibeyköy ve Elmalı barajlarının çevresine “şehir ormanları” kurulacakmış. Halihazırda su havzasında yer alan ve yeşillikler içindeki bir bölgeyi, “halkın hizmetine sunacağız” diyerek yapılaşmaya açmanın adımını atmak nasıl bir hizmet oluyor Örnek olarak da New York’taki Central Park verilmiş ki, ne ilgisi var diyor insan… Central Park, New York’un en civcivli yerlerinden Manhattan’da yer alıyor. Yani İstanbul’un Mecidiyeköy’ü, Levent’i, Maslak’ı gibi bir yerde (yani rantın bol olduğu bir yerde) yapılırsa, örnek doğru bir örnek olacak. Yapılaşmanın olmadığı bir yere “şehir ormanı” yapıp, orayı da yapılaşmanın kucağına atmak! Canına okunmuş şehre bir hançer daha yani… “Şehir ormanı” yapıp güya vatandaşın hizmetine(!) açana kadar şehrin merkezindeki vahşi yapılaşmayı dizginleyip, bir nebze de olsa yeşil alanlarla nefes aldırsanız çok daha fazla bir işlev görecek.

Bir yandan tam gaz yapılaşmayı ve rantı öncelleyip, öte yandan da tam tersi söylemlerle kamuoyunu yanıltmak, hiç ama hiç şık durmuyor.