1962 yılı,
27 Mayısın ikinci yılı... Bir başbakan ve üç bakan asılalı altı ay olmuş.
"Yaşı dolayısıyla asmadık" dedikleri Bayarın bir hastaneye sevki üzerine bakınız neler yazmış CHP kalemşörleri: (Önce maaşlılardan N. Arzık)
"Turp gibi!
Emniyet Müdürü (Ankara Emniyet Müdürü) ambulans kapısının açılmasını bekliyordu ve heyecanlanıyordu biraz da... Ben de olsam heyecanlanırdım... Siz de olsanız... Sedyeler üstünde çıkacak eski bir Cumhurbaşkanıydı... Emniyet Müdürü dikleşerek ambülânsın açılan kapısına baktı, gayri ihtiyari yardıma koşmak için bir hareket yaptı ve geri çekildi: "A... aaa!.. dedi içinden, turp gibi, turp!"
Turp gibi olan, sedyeler üzerinde çıkacak diye beklediği eski Cumhurbaşkanıydı. Hastalığı dolayısıyla nakledilmişti başkente. Yardımsız indi arabadan... Daha da şişmanlamış, daha da sıkılaşmıştı... Yardımsız geçti hastahanenin kapısından, mermeri titretir adımlarla hastahanenin merdivenlerini çıktı, şöhret merdivenini tekrar çıkarcasına!..
Emniyet Müdürü baka kaldı ve içinden: "Turp gibi... Allah Allah, turp gibi!.." demeğe devam etti."
İhtilale maruz kalmış ve biçilen cezayı çekmek üzere Kayseri Cezaevine kapatılmış Cumhurbaşkanı Bayarın sağlıklı (!) görünmesi ne kadar şaşırtmış, hayrete düşürmüş onları.
Asmadıysak da bu kadar "Turp gibi" olunmazki... Yaptığımız insanlıktan haberi olsa bari...
CHPliler kendilerine insancıl, hümanist gibi sıfatlar takmaya galiba buralardan başlamışlardır.
Özellikle mi seçtiler "Turp gibi" sıfatını, sorusu gelmez mi aklımıza Cevabı içindedir yazılarının.
Et yiyicilik günlerinden, ot yiyicilik günlerine erdik mi deseydiler yani...
Gerçi "Turp gibi" olmak da onlarca zor hazmedilen bir durumdur. İşte misali:
O günlerde "DPliler af edilsin" söylentisi dolaşmasın mı halkın arasında; çıldırmamaları mümkün değil. Döktürüvermiş gazete sahibi, CHP eski Milletekili ünlü İnönücü. (Patron Y.Z.O)
"Bayarın hasta olduğunu herkes biliyor. Kaç kere doktorlar geldi, kaç kere yattı, kaç kere kriz geçirdi malûm..."
"Ne oldu!.. Beyazıt Meydanında at nalları altında ezilen kızlarımız unutuldu... Üniversite bahçesinde süngülenen gençlerimiz unutuldu... Kızılayda yaka paça sürüklenen Üniversitelilerimiz unutuldu... Yaylım ateşe tutulan Siyasal Bilgiler unutuldu... Sıddık Saminin kanlı gömleği unutuldu... Seksen yaşını zindanda kutlayan Hüseyin Cahit unutuldu... Düşman kumandanının esir aldığı memlekette kafası yarılan İnönü unutuldu!..
Eeee, hakkı var, çok hakkı var Bayarın, çooook!.. Onu affetmek mi .. Hangimizin haddine .. Gidelim, kapısının pervazını milletçe ağlama duvarına çevirelim de o bizi affetsin!.. Her şeyi unutan bizi! Hafızasını kaybetmiş bizi! Erken bunamış bizi!"
Hatırlatmaya bir daha bakın. Üstünden iki koca yıl geçmiş 27 Mayısı bu ülkenin insanları anlamadı sanıyor, diye düşünüyorsanız yanılırsınız.
Herkes her şeyi anlamış, ihtilalciler ve CHPliler ortalıkta çırılçıplak kalmışlardır. CHPli kalemşörün yaptığı onlara lojistik destek sağlamaktır. Madde madde sayarak, diyorki: Buralardan bastırın ve susturun.
Beyazıt meydınında at nalları altında ezilen kızlarımız... (Nerde o atlarımız, nerde o kızlarımız Neden yok 27 Mayıs medyasında bir fotoğraf karesi)
Üniversite bahçesinde süngülenen gençlerimiz... (Süngü askerde olur. İhtilali de o yapan asker... Acaba o günlerde gerekçeler böyle mi idi.)
Kızılayda yaka paça sürüklenen gençlerimiz... (555 K kahramanları yalan mı idi Kızılayda Menderesin yakasından tuttuğu reklam edilen Baykal, Menderes yürüyüp giderken yerlerde mi sürünmüştü Peki bu olayın kaseti nerede )
Yaylım ateşe tutulan Siyasal Bilgiler... (Polisin bir tabancası vardır. O da ateş alırsa yaylım ateş filan yapmaz. Yaylım ateş olmuşsa asker yapmış olmaz mı Ateş yapanlar nerede yargılandı )
Sıddık Saminin kanlı gömleği... (Hangi temizlikçiye verildiği mi unutuldu, yoksa temizlikçiden almak mı unutuldu İyi ama bunun DPlilerle ne ilgisi var Her burnu kanayanın gömleğine bir kaç damla kan düşer. Adı Sıddık Sami olunca, ihtilal mi yapmak gerekir.)
Seksen yaşını zindanda kutlayan Hüseyin Cahit... (Ulus başyazarı. 1954 yılında 79 yaşında bir kaç gün içeride kalması vurgulanıyor. Eğer onlardansa kisi Hüseyin Cahit gibi, yattığı yer zindandır. Eğer onlardan değilse, Celal Bayar gibi, yattığı yer şişmanlanacak, sıklaşılacak, turp gibi olunacak bir yerdir. Ve ihtilalciler 1954 yılında başlamışlar ihtilalin notunu almaya.)
Düşman kumandanını esir aldığı memlekette kafası yarılan İnönü... ( Hayatınızı İnönüye borçlu olduğunuzu unutmayın. Bu bir. Düşman kumandanını esir almasaydı haliniz nice olurdu Bir taşla kafa yarmanın bedelini üç başla ödediğinizi unutmayın. Bu iki. Taş atanın CHPli olduğu Mobese kameralarına bakılarak tespit edilecek günlere çok var. Bu üç.)
1962 yılındaki CHP medyasının karakteri, kafa yapısı böyle idi de, sonraki yıllarda değiştiler mi
Hayır!
Böyle idiler, böyle kaldılar. 1962de ne idiyseler, 2012de de öyleydiler.
"Onlar patates dinindendir, dedi" iftirasının, "Susurluk fasa fisosudur, dedi" iftirasının, "Kanlı konuştu" iftirasının bir tek sahte belgesini dahi üretmek ihtiyacını hissetmeden tankları yürütmeleri sokaklarda, güçlerini hep koruduklarını göstermez mi, ispat etmez mi
Onların yazdıklarından ve söylediklerinden ilk ihtilal 27 Mayısı tekrar tekrar anlatmamızın bir sebebi vardır. Uyanık olmaya davet etmek.
Üç baş aldıkları 27 Mayıs öyle sürüp durmuşken, RP iktidarı yıkılmısına rağmen, mağlup oldukları/sayıldıkları 28 Şubatı o noktada unutacaklarını sanmak safdilliliktir.
Bir gömlek üstünsek, çıkardık, eşit mi olduk
Bozbeygirliye yol ver yarabbi
(1973 yılında Taksimde miting yapan
MHPnin bir konuşmacısının duasından...)
Kotkunun Namazı
"Nurettin Topçuyla Cuma vatki oturuyoruz. Zahit Kotku Hocaefendi de hutbede. "Muharrem ayında oruç tutarsanız bin oruç sevabı var, filan gün tutarsanız 1500 gibi rakamlı konuşuyor. Topçu kulağıma eğildi "Bu adam bakkal. Her şeyi tartıyor. Kalk gidiyoruz dedi."
Kim anlatıyor bu olayı Nerede anlatıyor
Ferruh Bozbeyli geçen haftanın Star Gazetesinde anlatıyor: Sağcı, dindar ve sosyal devletçi diye tanımlanarak, tarifi edilerek, övülerek...
Bin aydan hayırlıdır Kadir Gecesi ayetini biliriz. Şevval ayında 6 gün oruç tutunca, bütün seneyi (365 günü) oruç tutmuş gibi olur müjdesinin verildiği hadis-i şerifi biliriz. Cuma namazlarının bir haftalık (7 günlük) günahlarımızı affettireceğine inanırız, Efendimiz öyle buyurduğu için...
Daha çok örnek verir ve bizi aydınlatır hocalarımız; gerektiğinde rakamları konuşturarak.
Nurettin Topçu bilmez mi bunları Mehmet Zahit Kotku gibi bir rahmet deryasının hutbesini anlamaktan aciz midir
Elbette hayır!
Ne Kotku Hazretlerini, ne anlattıklarını, ne Nurettin Topçuyu ve onun kastettiğini anlamamış olan ve geçen onca seneye rağmen hâlâ anlamayan kimdir
Ferruh Bozbeyli.
İnönünün, adını Demirelle birlikte anarak, artık rejim oturmuştur, endişem yok deyip övdüğü ve teminat bildiği adam...
1973 seçimlerinde MSPnin, APden fazla oy ve milletvekili alarak meclise girmesini önlemek için kurdurulmuş Demokratik Partide başkanlık yapmış adam...
Onu o partiye başkan yapan ve geçtiğimiz günlerde vefat eden Sadettin Bilgiçin bir röportajında "Adam sandık" deme pişmanlığını çok kişi okudu, bu ülkenin gazetelerinde. Mezbaha doktoru sıfatı ile siyasete başlayan merhum Bilgiçin bu yanlışlığa düşmemesi gerektiği ayrı konudur.
Anlatılan olaya dönelim:
Nurettin Topçu mimberdeki hocaefendinin cemaati tek tek tarttığını gördü, hissetti. Yanındaki Bozbeylinin de kafasında bakkal hesabı küçük rakkamların cirit attığını da...
Gel dedi Nurettin Topçu yanındaki zata. Cemaate göre çok hafif kaldığını herkes bilmesin. Gel, bakkal hesabını dışarıda yap.
4 yıllık bir Hukuk Fakültesini on senede ancak bitiren biri, Kotku hazretlerinin hutbesini bir dinlemede mi anlayacaktı Topçunun sıkıntısının kaynağı burada.
Olay budur.
Peki onca yıl sonra, (yaklaşık 60 yıl) niçin hatırladı bu olayı sayın Bozbeyli
Kendini anlatmak için...
Mehmet Zait Kotku Hazretlerini ve Nurettin Topçuyu bu ülkede herkes bilir, zira.
Değer mi
Hükümet memur zamlarını açıkladı: 4 4.
Refah Partisinin herkesi şaşırtan memur, işçi ve Bağ-Kurlu zammını; bir TV kanalınada yüksek rütbeli bürokrat nasıl mı anlamıştı Yüzü kızarmadan konuşuyordu.
Sesi hala kulaklarımdadır.
- Maaşlarımızı iyileştirererk, yüksek zam vererek bizi satın almak istedi.
O mantıkla bu gün kendisine dönüp baktığında şunu mu görür o zat
Satın alınmaya değer olmadığını.
Bakma yanarsın
16. Asırda Bursada yaşamış bir güzel insan Aşık Çelebi.
Medrese tahsili görmüş, müderrislik yapmış, şiirler yazmış, zarif bir meclis adamı olarak kanaat ve kibarane yaşayıp geçmiştir.
Onun hayatından bir çizgi anlatalım bugün.
Bir güzele gönül vermiş, uğrunda cayır cayır yanmaya başlamış. Fakat sevdiği dilber güzelliğine mağrur, biçare Aşık Çelebinin yüzüne bile bakmaz, onu bir tebessümle dahi taltif etmezmiş. Bir gün yâranından biri:
- Yazık değilmi ki böyle bir vefası yok, cefası çok dilber uğruna kül olursun !.. Diye sormuş.
Aşık:
- Sevdiğimde aradığım vefa değil, cefadır... Demiş...
- Ama senin se vgilim dediğin, senin yüzüne bile bakmaz...
Zarif adam:
- Efendi, efendi!.. Demiş, sen cahil ve gafil imişsin. Sevgilim yüzüme bakmaz değil, aşkımın şaşaası gözlerini kamaştırır, bakamaz...
Sohbetin Sırrı
Feyz almalı ebeveyn, bir ehl-i sohbetten,
Ki feyz almalı o hane ehli, sohbetten...
Ekrem Şama