Kısacası hadis-i şerifte hem dünyayı ma mur etmeğe teşvik
vardır. Çünkü bununla, bizden sonra gelecek olan nesil faydalanacaktır. Hem de
zühde de teşvik bulunmaktadır.
Dinimiz kazanç konusunda nötr bir yaklaşım getirmiyor.
Bunun yerine, helal kavramını merkeze alarak meşru bir yoldan kazanç sağlamayı
emrediyor.
Müslümanlıkta kesb, yani kazanç sahasına atılmak, esasen
bütün müslümanlara ait, pek ehemmiyetli bir vazifedir. Abdullah b. Mes ud
(R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
Kazanç aramak her Müslüman üzerine bir farzdır. buyrulmuştur. Çünkü herhangi bir Müslüman,
mükellef olduğu vazifeleri ancak kazanç sayesinde yerine getirebilir. Bu
vazifelerin yapılması kuvvet ile sıhhate bağlıdır. Kuvvet ve sıhhat ise, gıdaya
ve diğer hususlara bağlıdır. Gıda ve diğer hususlar ise, ancak kazanç
vasıtasıyla elde edilebilir. Bu sebeple kazanç meydanına atılmak da mühim bir
vazifedir, bir farzdır. Şöyle ki:
Herhangi bir Müslüman için kendi nefsini ve nafakaları
üzerine lâzım gelen kimseleri geçindirmeye ve borçlarını ödemeye yetecek miktar
helâlinden kazançta bulunmak bir farzdır.
Fakirlere yardım, gariplere iyilik yapmak için yeterli
miktardan fazla kazanç, övülmüştür, güzel görülmüştür. Böyle bir kazanç nafile
ibadetten daha faziletlidir. Çünkü bunun faydası başkalarına da dokunmaktadır.
Geniş bir imkana sahip olmak, daha fazla nimetlenmek için
daha çok miktarda kazanmak, mubahtır. Amr b. Âs (R.A.)den rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu:
Ey Amr! Salih mal, salih insan için ne güzeldir.
Halka karşı kibirlenmek ve övünmek için yapılan kazanç
haramdır. Hatta helâl bir yolda yapılmış olsa, bile. İnsanlara karşı
servetiyle, mevkii ile çalım satan kimseler, yarın ahirette Hak Tealâ
Hazretleri nin gazabına uğrayacaklardır.
Mal ve mülk helâl yoldan kazanılmalı ve meşru şekilde
harcanmalıdır. Unutmayalım ki kıyamet gününde hesap haktır. İnsanların kıyamet
gününde, hesaba çekilecekleri hususlardan biri mal dır. Abdullah b. Mes ud
(R.A.) den rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V.) şöyle buyurdu:
Kıyamet gününde, şu beş şeyin hesabı sorulmadıkça,
hiçbir insanın ayağı rabbisinin katından ayrılamayacaktır, kıpırdayamayacaktır.
1- Ömrünü nerede tüketti,
2- Gençliğini nerede yıprattı,
3- Malını nereden kazandı,
4- Malını nereye harcadı,
5- Bildiği, öğrendiği konularda ne gibi işler yapığı.
Görüldüğü üzere sorulan soruların üçüncüsü ve dördüncüsü
de maldır. Binaenaleyh o malı nereden ve nasıl kazandın; haramlardan mı;
hırsızlık veya eşkiyâlık yapıp ta mı veya faizlerle mi Veya ihtikârlarla mı
diye ince ince sorulacak sonra da bunları nerelere harcadın; hayırlara mı,
yoksa günah ve şer yerlere mi Bunların cevabı öyle kolay olmaz zannederim.
İslâm dini,
insanın mal kazanması ve zengin olmasına engel olmaz. Tam aksine, çalışıp çabalamayı,
elinin emeğiyle geçinmeyi ve başkasına muhtaç duruma düşmemeyi tavsiye eder.
Bütün bu konularda koyduğu tek prensip, malı ve mülkü helâl yollardan kazanmak,
haram yollara sapmamak ve malın hakkını vermektir. Fakat sadece meşru yollardan
kazanmakla iş bitmemekte, kazancın nereye ve nasıl sarf edildiğinin de bilinci
içinde olunması gerekmektedir. Bunlar yerine getirildiği takdirde, kişinin
Allah huzurunda hesap verebilmek için üzerine düşen asgarî şatlara uyduğu
söylenebilir; istenilen de bundan ibarettir.