Hekimoğlu İsmaile çok şaşırdığım an!

Abone Ol

Hafızam beni yanıltmıyorsa 1980li yıllardı...

12 Eylül askeri darbesinin hemen sonrasında...

Lise talebesi olarak o dönem Erzincanda -halen de- günlük olarak yayınlanan DOĞU Gazetesinde edebiyat köşesi hazırlıyorum...

Biraz da merhum Rıfkı Kaymazın iteklemesiyle...

Şiirler, öyküler, denemeler, fıkralar, Allah ne verdiyse köşeye alıyorum...

Birgün bir telefon geldi..

Arayan gazetenin Yazı İşleri Müdürü Halil İbrahim Özdemir;

- Adnan, yarın gazeteye gel. Hekimoğlu İsmail gelecek. Hem bir çay içeriz, hem de Hekimoğlu ile tanışırsınız...

Bundan daha güzel bir haber olamazdı...

Zira, Hakimoğlu İsmailin bir dönem yasaklanmış "Minyeli Abdullah" romanı ile "İlimler ve Yorumlar" kitabını yeni okumuştum..

Roman kahramanlarını çoğunlukla yazarı ile özdeşleştiririz ya, hani...

Hekimoğlu İsmail deyince bastığı yerleri titreten, haklıdan alıp haksıza veren, adeta bir halk kahramanı canlanıyor gözümde...

Bir Malkoçoğlu, bir Robin Hood gibi...

Neyse...

Ertesi gün birkaç arkadaşla birlikte -daha sonra depremde yıkılan- Birlik Çarşısının bodrum katındaki gazeteye gittik...

Halil İbrahim Özdemir ağabeyin odasında oturuyoruz, sohbet ediyoruz...

Odada tanımadığımız ufak tefek, bereli bir adam var...

Bir yandan da içim içime sığmıyor...

Birazdan Hekimoğlu gelecek, tanışacağız duygusunu, heyecanını bir türlü bastıramıyorum...

Derken, Halil ağabey o ufak tefek adama dönerek, "Ömer abi bu arkadaşlar da edebiyata, yazmaya-çizmeye meraklı öğrenciler, gazeteye katkıda bulunuyorlar, sizinle tanışmaları için çağırdım..."

Ömer abi dediği Ömer Okçu, yani Hekimoğlu İsmail...

Başımdan kaynar sular döküldü!

Minyeli Abdullahın yazarı bu sinek sıkletli adam olabilir miydi

Bu duygularımı fazlaca çaktırmadan sohbet ettik...

Hekimoğlu İsmailin o sohbette şunu söylediğini çok net hatırlıyorum;

"Çocuklar edebiyat iyidir, güzeldir, gereklidir ama tek başına karın doyurmaz... Kendinizi farklı alanlarda da hayata hazırlamanız gerekir..."

İki ders birden almıştım;

1) Görüntüye aldanma! Görüntü her zaman gerçeği yansıtmayabilir...

2) Edebiyat, okumak, yazmak elbette gerekli ama tek başına birşey ifade etmiyor..

Teşekkürler Hekimoğlu İsmail...

İlerleyen yaşına karşılık, halen yazılarına gazetesinde devam eden Hekimoğlu İsmaile buradan nice sağlıklı yıllar diliyorum..

İyi ki varsın...

İsmet Özel, nerelerdesin be abi!

İsmet Özel nerelerde

Neden artık toplanıp gidemiyoruz!

İsmet Özelin aslında tam da konuşmasının dönemi değil mi

Waldo sen neden burda değilsin demenin zamanı çoktan gelip de geçmedi mi

İsmet Özelin suskunluğunun nasıl bir gerekçesi olabilir

Çoğu kimsenin ya, neler oluyor dediği böyle karmaşık ve kafa karışıklığının yaşandığı bu zaman diliminde İsmet Özel neden hâlâ susuyor

İsmet Özel konuşmamak için birilerine söz vermiş olabilir mi

Sanmam...

Peki ama neden olaylar ve gidişata hiçbir yorum getirmez...

Özledim be abi analizlerini...

O en müşkül dönemlerde, Asıl başörtüsü takan hanımlar özgürdür... demeni özledim...

Uzun uzun cümlelerini özledim...

Bugün de entelektüel doyuma ulaştık, elhamdülillah! dokundurmalarını özledim..

Konuş artık be abi...

Unutma ki şairleri konuşmayan bir millet, hayat damarları kurumuş ağaçlar gibidir...

Kul dönmesi!

"Facebook da mahşerde şahitlik edecek" başlıklı yazım Milli Gazetede Adnan Öksüzün köşesinde yayınlandı. OdaTv, yazımı bir haber yaparak aklınca dalga geçmiş.

Neymiş

ALLAH hangi videoyu paylaştığını mı soracakmış. Elbette soracak! Çok mu garibinize gitti Yoksa zorunuza mı gitti İslamı hayatın dışına atma anlayışı işte tam da budur. Oysa ki yüce ALLAH çarşı pazarın da Rabbidir, internetin de Rabbidir. Tuvalet ve yatak odası hakkında bile hükümleri olan bir dini siz hangi alandan soyutlayabilir ve "ben bu alanda kafama göre hareket ederim, buradan sorumlu değilim" diyebilirsiniz ki

Yerel bir sitede de köşe yazarının birisi yazıma atfen "Allahımla arama girme" diye yazmış. Buyurun ben girmiyorum o zaman "ALLAHınız" size neler söylüyor duyarsınız belki: (Facebook ve internet bir nimettir ve) "Sonra hiç şüphesiz o gün, verilen nimetler hakkında sorguya çekileceksiniz". (Tekâsur suresi 8) Yine kişinin ömrünü nasıl harcadığından da sorguya çekileceği hadis-i şerifte ifade edilmektedir.

Ayrıca ünlü Rapçi Kolera da bir parçasında bu konuya dikkat çekerek, "Sahipsiz değilsin, varoluşun göz hapsi. Sana söylemedim mi " diyor.

Bilmem anlatabildik mi

Neyse ki Milli Gazete vesilesiyle yazımız onbinlerce kişiye ulaşmışken OdaTv sayesinde birçok site de yazıyı akıllarınca dalga geçmek için alıntı yapmış (hatta sözlüklere bile konu olmuş) ve böylece yazımız inşallah yüzbinlerce kişiye ulaşmış oldu.

Oralarda okuyanlardan bir kişi bile "hakkaten de böyle midir acaba " sorusunu sorabildiyse ne mutlu bize.

Bizler, Kâlu Belada Rabbimize sözümüzü bir kul olarak veriyoruz.

Ama dünyaya gelince de bu sözü unutup hâşâ "Allahım sen Facee ne karışırsın, oraya ne karışırsın, buraya ne karışırsın" demiş oluyoruz.

Tabi bu direkt böyle söylenmiyor. Peki nasıl söyleniyor "Dini Facee alet etmek, dini şuraya buraya alet etmek vs. vs."

Dini hiçbir alanda istemeyenler bu sloganların arkasına sığınıyorlar. "Din ALLAH ile kul arasındadır" sloganına sığınıyorlar.

Hayır efendim, İslam dini, her yerde bunu yaşama ve yaşatma dinidir. Kul, Kalu Beladaki verdiği sözünden hiç döner mi

Dönerse de bunun adı "KUL DÖNMESİ" olur." (HASAN UZUN - KONYA / BEYŞEHİR)

Resen emekli mağdur askerler bakanla görüştü, ama!..

"16 mayıs 2012 çarşamba günü TBMM Milli Savunma Komisyonu Askerlik Kanununu görüşmek için toplandı. 7 kişilik bir mağdur heyet olarak Komisyona müdahil olmak istedik, izin vermediler...

Biz beklerken Komisyon toplantısı sona erdi. O sırada Milli Savunma Bakanı sayın İsmet Yılmaz Komisyondan çıktı. Sayın İsmet Yılmaza, "Resen emekli askerleriz ve mağduriyetimizle ilgili bir çalışma var mı " dedik. Bakan Yılmaz, "Bugünkü gündemde yoktunuz." dedi. Ve ekledi, "Sizler haklısınız.. Ama uzun soluklu bir çalışma gerekiyor sizin durumunuz için..." Bakan böyle söyledi.

YAŞla ilgili düzenlemenin üzerinden bir yıl geçti...

Bir yıldır başlamamış bir çalışmadan bahsediyor sayın Bakan!

Bu soluk ne kadar uzun bir soluk, merak ediyoruz...

Bakan İsmet Yılmazın ardından TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Oğuz Kaan Köksala yöneldik... Köksal da bize, "Komisyonda sayın Bakan sizden bahsetti, çalışma başlatıldığı bilgisini verdi... Ama uzun süreceğini söyledi..." dedi.

Hangisi tam gerçeği yansıtıyor, anlamış değiliz. Ama bizim mağduriyetimiz devam ediyor.." (ALİ DENİZ - BURSA)

NOT:  Bugün 20 Mayıs 2012. Demirbank iyi günler diler. 2012 yılında yeni Anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den 4 ay yirmi gün daha eksildi. Yeni sivil anayasanın yazımına nihayet başlandı, ilk cümleler ortaya çıktı... Ama takipçisiyiz...