Ebu Sufyan Müslüman olmadan önce ticaret yapmak için Şam‘a gittiğinde Bizans İmparatoru ona Hazreti Peygamber için şu soruları sormuştu:

- Peygamberlik iddiasında bulunan bu kişinin daha önce hiç yalan söylediğini duydunuz mu? Ebu Sufyan hayır deyince imparator, "Eğer bu zat Allah hakkında yalan söylemiş olsa idi, daha evvel insanlara da yalan söylemiş olması gerekirdi demiş ve hazreti Peygamberin gerçekten peygamber olduğunu ifade etmişti. Bilindiği üzere hazreti Peygamber, Mekke halkını İslam‘a davet için toplamış ve Safa tepesine çıkarak onlara "Ey kureyş halkı, size bu dağın arkasında bir düşman ordusunu geldiğini söylesem bana inanır mısınız? diye sormuş. Hep beraber "inanırız çünkü sen ömründe yalan söylemedin" diye cevap vermişler. Bu topluluk İslama ve hazreti Peygambere düşmandılar fakat onun doğruluğunu inkar edemediler.

Tarih sürecinde, şahsiyetini İslamla şekillendiren kimselerin, en azılı düşmanları tarafından dahi güvenilir kimseler olarak tanımlandığını görürüz. Çünkü bu kimseler, inançları nedeniyle cezalandırılsalar dahi dürüstlüklerinden hiçbir taviz vermemişlerdir. Bu nedenle İslamı yaşayan bir kişi nerede yaşarsa yaşasın, dürüstlüğüyle, merhametiyle, insanlığıyla bilinmekte ve anılmaktadır. Bütün bunlar dinimizin bize kazandırdığı hasletlerdir.

Muhabir: Haber Merkezi