Hazreti Ömer'in adaletini anlatıp hayatta turist Ömer gibi yaşarsanız, dindar nesil yetişmez!

Abone Ol

Recep Tayyip Erdoğan bir dönem açıkça şöyle demişti:

“Dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz.”

Bu söz o gün sadece bir temenni olarak söylenmedi.
Bir hedef olarak ortaya kondu.
Bir istikamet olarak gösterildi.
Bir nesil inşa etme iddiası olarak anlatıldı.

Ancak bugün gelinen noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Bu gerçekten samimi bir medeniyet hedefi miydi,
yoksa milletimizin inanç hassasiyetleri üzerinden güçlü bir beklenti ve siyasi algı oluşturma söylemi miydi?

Çünkü bugün ortada çeyrek asra yaklaşan bir iktidar tecrübesi var.

Ve bu sürenin sonunda ortaya çıkan tablo, bu sorunun sorulmasını kaçınılmaz hâle getiriyor.

Nitekim bir önceki Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş şu dikkat çekici bilgiyi paylaşmıştı:

“Okullarda Kur’an-ı Kerim ve siyer derslerinin tercih oranı yüzde 30’dan yüzde 4’e düştü.”

Bu açıklama basit bir rakam değildir.

Bu, verilen sözlerle ortaya çıkan sonuç arasındaki mesafenin büyüdüğünü gösteren açık bir tablodur.
Ve aynı zamanda artık ciddi bir muhasebenin kaçınılmaz hâle geldiğini hatırlatan önemli bir işarettir.

Çünkü çeyrek asırdır eğitim politikalarını belirleyen de, gençlik politikalarını yöneten de aynı iktidardır.

O hâlde ortaya çıkan sonuçtan başkalarını değil, önce iktidarı sorgulamak gerekir.

Bir nesil yetiştirmek iddiası ortaya koyduysanız…

o neslin neden bu derslerden uzaklaştığını da açıklamak zorundasınız.

Çünkü gençlik nutuklarla yetişmez.

Gençlik gördüğünden etkilenir.
Karşılaştığı adaletten etkilenir.
Şahit olduğu örneklerden etkilenir.

Söylenenle yaşanan arasındaki mesafe büyüdükçe gençlik uzaklaşır.

Ve bu uzaklaşma bir günde olmaz.

Yıllar içinde birikir.

Bugün gençlerin uzaklaştığı şey din değildir.

Gençlerin uzaklaştığı şey çelişkidir.

Çünkü dindarlık kılık kıyafetle ölçülmez.

Dindarlık sakalla ölçülmez.
Dindarlık başörtüsüyle ölçülmez.
Dindarlık makamla ölçülmez.
Dindarlık sloganla ölçülmez.

Dindarlık adaletle ölçülür.
Dindarlık kul hakkına riayetle ölçülür.
Dindarlık israf karşısındaki tavırla ölçülür.
Dindarlık yetimin hakkını korumakla ölçülür.

Gençlik tam da buna bakar.

Ve gördüğüyle karar verir.

Hazreti Ömer’in adaletini anlatıp hayatta turist Ömer gibi yaşarsanız…

Hazreti Ali’nin ilmini anlatıp günlük hayatta cin Ali gibi davranırsanız…

gençlik anlatılanla yaşanan arasındaki farkı görür.

Ve sessizce uzaklaşır.

Çünkü gençlik sözden çok örneğe bakar.

Örnek zayıfladığında söz etkisini kaybeder.

Bir başka söz daha vardı:

“Fakirler cennetin en üst katında olacaklar, biz zenginler onlara bakacağız.”

Bu sözü söyleyenlerin çoğu imkân sahibi insanlarsa, insan şu soruyu sormadan edemiyor:

Madem fakirlerin makamı daha yüksek olacak deniliyor, o hâlde neden bu kadar servet biriktirme gayreti var?

Neden bu makamı paylaşarak kazanma yoluna gidilmiyor?

Gençler tam da burada düşünüyor.

Ve şu soruyu soruyor:

“Bize anlatılan din başka, yaşanan hayat başka neden?”

İşte tercih oranları tam burada düşüyor.

Bugün gençler Kur’an dersinden uzaklaşmıyor.

Gençler samimiyetsizlikten uzaklaşıyor.

Gençler dinden değil…

dinin temsil edildiğini iddia eden hayat tarzından uzaklaşıyor.

Adalet anlatılıp adalet zedeleniyorsa…

tevazu anlatılıp kibir büyütülüyorsa…

ahlâk anlatılıp ayrıcalık korunuyorsa…

gençlik bunu görür.

Ve sessizce geri çekilir.

Çeyrek asırlık bir iktidarın sonunda hâlâ “dindar nesil” hedefi konuşuluyor ama ortaya çıkan tablo tersine işaret ediyorsa…

burada artık gençliği değil, temsil anlayışını konuşmak gerekir.

Çünkü adalet anlatılıp yaşanmıyorsa…

söz etkisini kaybeder.

Ve söz etkisini kaybettiğinde…

dindar nesil yetişmez.