"572‘de Mekke‘de doğdu. Peygamber Efendimizin İslâm‘ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilkidir. Câmiu‘l Kur‘an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi. Kur‘ân-ı Kerim‘de Tevbe Suresi‘nin 40 ayetinde hicret sırasında Rasûlullah‘la beraber olmasından dolayı, "...mağarada bulunan iki kişiden biri..." şeklinde övülmüştür. Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm‘dan sonra Peygamber Efendimiz ona Abdullah adını vermiş. Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddık" lâkabıyla meşhur olmuş. Hz. Ebû Bekir‘in nesebi Mürre ibn-i Kâ‘b‘da Rasûlullah‘la birleşir."
572‘de Mekke‘de doğdu. Peygamber Efendimizin İslâm‘ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilkidir. Câmiu‘l Kur‘an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi. Kur‘ân-ı Kerim‘de Tevbe Suresi‘nin 40 ayetinde hicret sırasında Rasûlullah‘la beraber olmasından dolayı, "...mağarada bulunan iki kişiden biri..." şeklinde ondan bahsedilir. Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm‘dan sonra Peygamber Efendimiz ona Abdullah adını vermiş. Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddık" lâkabıyla . Ebû Bekir adıyla meşhur olmuş. Hz. Ebû Bekir‘in nesebi Mürre ibn-i Kâ‘b‘da Rasûlullah‘la birleşir. Anasının adı Ümmü‘l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman‘dır. Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman dışında bütün ailesi müslüman olmuş. Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir‘in halifeliğini ve vefatını görmüş.
Yazar Kerim Aytekin Hoca diyor ki: "Hazreti Ebubekir (r.a.), sadakatin timsalidir" dedi. Kerim Aytekin ile sohbetimiz şöyle sürdü:
Hazreti Ebû Bekir‘in Müslüman olmadan önce de bir Müslüman gibi yaşadığı, putlara tapmadığı doğru mu?
Evet, İslâm‘dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan "hanif" bir tacir olan Hazreti Ebû Bekir, ölümüne kadar Peygamber Efendimizden hiç ayrılmamış, bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamış. Mekke‘de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuş. O dönemde Mekke‘nin ileri gelenlerinden olup Arapların nesep ve ahbâr ilimlerinde meşhur olmuş. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olur; sermayesi kırk bin dirhemdi ki, bunun büyük bir kısmını İslâm için harcamış. Rasûlullah‘a iman eden Ebû Bekir (r.a.) İslâm dâvetçiliğine başlamış, Osman ibn-i Affân, Zübeyr ibn-i Avvâm, Abdurrahman ibn-i Avf, Sa‘d ibn-i Ebî Vakkas ve Talha ibn-i Ubeydullah gibi İslâm‘ın yücelmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanların birçoğu İslâm‘ı onun dâvetiyle kabul etmişler.
Peygamber Efendimizin en yakın dostu ve danışmanı olduğunu söyleyebilir miyiz?
Hazreti Ebû Bekir‘in hayatı boyunca Peygamber Efendimizin yanından ayrılmadığını, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulduğunu, Peygamber Efendimizin birçok hususta onun görüşünü tercih ettiğini, özellikle Hazreti Ebû Bekir ‘e danıştığını biliyoruz. Hazreti Ebû Bekir‘in babası Mekke eşrafındandı. Hazreti Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâkı ile tânınan, sevilen bir kişi idi. Mekke‘de "eşnak" diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi. Câhiliye kültürüne karşıydı, şiir yazmaz ve şiiri sevmezdi, daha ziyade tefekkür ederdi.
Hazreti Ebû Bekir, İslama nasıl girdi?
Hira dağından dönen Peygamber Efendimiz ile karsılaştığında, Rasûlullah (s.a.s.) ona, "Allah‘ın elçisi" olduğunu söyleyip "Yaratan Rabbi‘nin adıyla oku" diye başlayan âyetleri bildirdiği zaman hemen ona: "Allah‘ın birliğine ve senin O‘nun rasûlü olduğuna iman ettim" demiş. Hazreti Hatice‘den sonra Rasûlullah‘a ilk iman eden odur. Hazreti Peygamber (s.a.s.) İslâm‘ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebû Bekir şeksiz ve şüphesiz bir şekilde kabul etmiş. Hatta Hazreti Peygamber (s.a.s.), "Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebû Bekir‘in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı " diye lâtif bir benzetme de yapmış. Mü‘min Ebû Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslâm‘a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiş.
Hazreti Ebû Bekir, hangi ünlü sahabilerin islama girmesine vesile oldu?
Ebû Bekir Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslâm‘a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satın alıp azad etmekte kullandı. Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır. Kendisi de Mescid-i Haram‘da müşriklerin saldırısına uğramış. Hazreti Ebû Bekir, iman ettikten sonra annesi, karısı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebû Kuhafe henüz iman etmemişti. Osman ibn-i Affan, Sa‘d ibn-i Ebî Vakkas, Abdurrahman ibn-i Avf, Zübeyr ibn-i Avvâm, Talha ibn-i Ubeydullah gibi ilk müslümanları İslâm‘a davet eden odur. On üç yıl Mekke‘de Rasûlullah‘ın yanında kalan Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Aişe‘nin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alıp Ebû Bekir‘e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten ağlamaya başlamış.
"Sıddîk ile Emîn‘in Sevr dağındaki mağaraya hareket ederek hicret Mekke‘den Medine‘ye hicretinden bahseder misiniz?
Sevr mağarasına ilk giren Hazreti Ebû Bekir, (r.a.) mağarada keşif yaptıktan sonra Hazreti Muhammed Mustafa (a.s.) içeri girmişti. Ebû Bekir‘in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamış. Onlar Mekke‘den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar. Kureyş kabilesinin müşrikleri Ebû Cehil başkanlığında Esma‘nın evini aradılar, hakaret edip dayak attılar. Hazreti Ebû Bekir (r.a.) hicret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı. Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu, nereye gittiğini kâfirlere söylememişti. İz süren Mekkeli müşrikler Sevr mağarasına kadar geldiler. Rasûlullah bu sırada Tevbe Suresi‘nin 40 ayetinde buyurulduğu gibi O‘na şöyle diyordu: "Üzülme, Allah bizimledir" Mağarada üç gün kaldıktan sonra Medine‘ye yönelen Rasûlullah ile Ebû Bekir Küba‘ya vardılar. Küba‘da üç gün kalan Rasûlullah ile Hazreti Ebû Bekir Medine‘ye ulaştıklarında, humma hastalığına yakalandı. Hastalık ilerleyip yatağa düştüğünde Rasûlullah, "Allah‘ım Mekke‘yi bize sevgili kıldığın gibi Medine‘yi de bize sevgili kil, hummayı bizden uzaklaştır‘ diye dua ettiği zaman Hazreti Ebû Bekir ve hasta olan diğer sahabeler iyileştiler. Bu aradâ Hazreti Âişe ile Hazreti Muhammed (s.â.s.)‘in düğünleri yapıldı. Mescidi Nebî inşâ edildi. Masrafların bir kısmını Hazreti Ebû Bekir karşıladı. Medine‘de kardeşlik tesis edildiğinde Ebû Bekir‘in kardeşliği Harise ibn-i Zeyd oldu.
Hazreti Ebû Bekir‘in hangi savaşlara katıldığı biliniyor mu?
Peygamber Efendimiz ile birlikte bizzat çarpıştığı savaşlarda (Bedir‘de, Uhud‘da, Hendek‘te) Hazreti Ebû Bekir de yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu. Rasûlullah‘ın bizzat idare ettiği harplere gazve denir. Ebû Bekir, bu sözü geçen büyük savaşlardan başka, otuzdan fazla gazveye katılmış. Çarpışma olmaksızın Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Useyre gazveleriyle de düşmanlar itaat altına alınmıştı. Bütün bu gazvelerde Hazreti Ebû Bekir, Rasûlullah‘ın en yakınında yer alır, onun "veziri" gibiydi. Bedir‘de, oğlu Abdurrahman müşrikler safında yer aldığında Ebû Bekir oğluyla çarpışmış. Sadece o değil, Bedir‘de birçok sahâbî, oğlu, kardeşi, babası, dayısı ile çarpışmıştı.
Hazreti Ebû Bekir sadakatinin yanı sıra cömert bir sahabeydi diyebilir miyiz?
Rahatlıkla diyebiliriz. Hicretin 9. yılında Medine‘de büyük bir kıtlık olur. Bu arada Bizans imparatoru, Şam‘da Hicaz bölgesini istilâ etmek üzere büyük bir ordu hazırlar. Rasûlullah, bu orduya karşı İslâm ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaşır. Hazreti Ebû Bekir malının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullanır.
Peygamber Efendimizin vefatından sonra Hazreti Ömer ile Hazreti Ebû Bekir‘in sözlerini nakleder misiniz?
Peygamber Efendimiz; 13 Rebiyülevvel Pazartesi günü (8 Haziran 632) vefât edince, Onun vefâtını duyan Müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar. Hazreti Ömer, O‘nun için "öldü" diyen olursa onun kellesini keseceğini söylüyordu. Hazreti Ebû Bekir, "Ey insanlar, Allah birdir. Muhammed O‘nun kulu ve elçisidir. Muhammed‘e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür. Allah‘a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir" diyerek Âl-i İmran Suresi‘nin 144. ayetini okudu. Hazreti Ebû Bekir‘in konuşmasından sonra Hazreti Ömer, hemen Ebû Bekir‘e bey‘at etti. Hazreti Ömer‘in bu davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir‘e bey‘at ettiler.
Peygamber Efendimizin vefatından sonra ortaya çıkan yalancı peygamberlere ve dinden dönenlere karşı ne yaptı?
Hazreti Ebû Bekir, Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, "namaz kılarız, ama zekât vermeyiz" diyenlere karşı savaş açtı. Esvedu‘l-Ansi, Müseylemetü‘l-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edildi. İsyanlar bastırıldı. Zekât yeniden toplanmaya ve Beytü‘l-Mal‘e konulup dağıtılmaya başlanmıştır. Rasûlullah‘ın hazırladığı, ancak vefâtı sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün‘e yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır.
Hazreti Ebû Bekir ‘in en önemli hizmeti nedir?
Hazreti Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrâ‘nın birçoğunun şehid olması üzerine, Hazreti Ömer‘in Kur‘ân‘ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur‘ân âyetlerinin toplanmasını sağlamıştır. Hazreti Ebû Bekir, Zeyd ibn-i Sâbit‘in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti. Ayrıca şâhitlerle âyetler doğrulanıyor, kurrâ‘ ile te‘kid ediliyordu. Böylece bütün âyetler toplandı ve "Mushaf" meydana getirildi. Hazreti Osman zamanında çoğaltılarak Dârü‘l-İslam‘ın bütün vilâyetlerine dağıtıldı.
Sıddık lakabını nasıl aldı?
Peygamber Efendimizin en sadık dostu olan Hazreti Ebû Bekir‘in Mirâc olayında sergilediği sonsuz sadakat ona "Sıddık" lakabını kazandırmıştır. Peygamber Efendimizin Mirac hadisesini duyan müşrikler, Mescid-i Aksa‘nın pencerelerinin sayısını söylemesi üzerine bile iman etmezken, O‘na "seninki Mirac‘a gittiğini söylüyor. Sen ne diyorsun?" diye sorduklarında: "O diyorsa doğrudur" sözü tarihe geçmiştir. Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Hazreti Muhammed Mustafa (a.s.)‘ı uyandırmamak için sesini çıkarmadı. Ağlarken göz yaşları Peygamber Efendimizin mübarek yüzüne düştü. O, uyanıp ne olduğunu sorduğunda, "Anam-babam sana fedâ olsun ya Rasûlullah" dedi. Peygamber Efendimizin Hz. Ebu Bekir‘i öven birçok hadis-i şerifi vardır. Bunlardan bazıları şöyle "Benden sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir‘dir", "Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebû Bekir hariç", Peygamber Efendimiz son hutbesinde "Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti‘‘ diye Ebû Bekir‘i övdü. Mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hazreti Ebû Bekir‘in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri gösteriyor.
Nerede ve ne zaman vefat etti?
Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hazreti Ebû Bekir zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme gösterdi. Hicrî 13. yılda Medine‘de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düştü. Yerine Hazreti Ömer‘in namaz kıldırmasını istedi. Ashâbla istişâre ederek Hazreti Ömer‘i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hazreti Ebû Bekir (r.a.), 634‘te Medine‘de vefât etti.




