Yolsuzluk ve rüşvetle suçlanan nazırlarımız , Meclis
TV den yayınlanmayarak milli irade ye gösterilmeyen görüşmeler esnasında
kendilerini cansiperane savunuyorlardı. Haklarındaki son derece ciddi iddialara
cevap vermeye çalışan bir tanesi, kendisini savunma telaşesine ispatlamazsan
şerefsizsin, namertsin klişesini eklemeyi de unutmadı. İlgili ilgisiz hemen
herkesle ilgili olarak Türkiye seninle gurur duyuyor enflasyonu yaşanan bir
memleket olmamız hasebiyle, namertlik, şerefsizlik gibi kelimelere de
aşinalığımız hayli fazla artık. İçeriğinde bağımsız düşünmeye başladık bu
kelimeleri ve aynı gurur duyma meselesindeki gibi bu kelimelerin gerçeği
yansıtıp yansıtmadığının da bir anlamı yok bu topraklarda.
Sabık nazırlardan birisinin (ki 700 bin TL değerinde bir
saati rüşvet almak hakkındaki suçlamaların küçük bir örneği aslında), kendisini
savunurken rüşvet olup olmadığı tartışılan o meşhur saati takmaması ilginç bir
ayrıntı olarak göze çarptı. Kendi parasıyla, yani helal yollardan temin
ettiğini söyleyen ve masumiyetine inanan birinin, tam da böyle civcivli bir
dönemde bu saati takması beklenen bir davranıştı aslında. Aksi olunca insan
ister istemez farklı düşünmeye başlıyor.
Aynı şekilde, sabık nazırın kendini müdafaa ederken sarf
ettiği gazete ilanı ve garanti belgesine dair kanıtlarının da saat firması
tarafından çürütülmesi , ayrı bir ilginçlikler silsilesini oluşturdu. Ama asıl
ilginç ve vahim olan durum, böylesi bir yalanlama karşısında dahi bu
siyasileri destekleme azmindeki yurdum insanlarının tepkisizlikleri oldu.
Neyse, artık alıştığımız bir hasletimiz bu!
Böylesi detaylara bakarken, aslında kocaman bir gerçeği
gözden kaçırmamamız gerekiyor. Millet iradesi kelamını ağzından düşürmeyen,
halkın ta kendisi olduğunu iddia eden ve mütedeyyin kesimlerden oy alan bir
partinin bir mensubunun, kendi parasıyla ve helal şekilde olsa dahi, 700 bin
TL lik bir saat satın alması başlı başına bir vahim olaydır. Meselenin ahlaki
yönden hoş olmadığı ve bu ülke insanına karşı sorumluluk mevkiinde olan bir
kişinin, (maddi gücü olsa bile) böylesi bir satın almada bulunması en başta
kamu vicdanını, sonra da inanç esaslarını yaralayacaktır. Böylesi bir olay
Kuzey Avrupa veya Kıta Avrupası ülkelerinde olsa, orada kopacak gürültüyü
tahmin etmek zor değil. Maalesef bizim toplumumuz yaşadığı şaşırtıcı değişime
birlikte birçok hassasiyetini yitiriyor, birçok şeyi artık kafaya takmıyor .
Bir diğer sabık nazırımızın savunma hattını hakkındaki
iddialara ikna edici yanıtlara değil de, Bir Bakan şüpheli addedilemez e
kurması da başlı başına ironik tabi. Kendisinden beklenen, delilleriyle
birlikte isnat edilen suçlamalar doğru
değildir iken, meseleyi usul açısından uygunsuz noktaya taşıma çabası hayli
garip. Bir diğer sabık nazırın, büyük tepki çeken kutsalla alay iddialarına
yanıt verirken ayetten alıntı yapması da tarihe geçecektir muhtemelen.
Tüm bu ilginç ve hararetli tartışmalar arasında gözlerden
kaçan bir nokta daha var. Söz konusu kimselerle ilgili Meclis soruşturma
komisyonu kurulması kararı çıkıyor, ancak b komisyonun böylesi bir hukuki temize çıkarma gibi bir işlevi olup
olamayacağı soru işaretlerine sebep oluyor. Beklenen şudur halbuki:
Abdestinden emin olduğunu ve veremeyeceği hesabı olmadığını söyleyenlerin,
Meclis te kurulan bir soruşturma komisyonu yerine, Yüce Divan da temize çıkmayı
kendilerinin talep etmeleriydi. Çünkü kurulan komisyon, öyle veya böyle
çoğunluğu elinde bulunduran siyasi partinin etkisine ve yönlendirmesine açık
olacağı gibi bir şüphe daima söz konusu olacakken, Yüce Divan da bir yargılanma
ise kamu vicdanını gerçekten de rahatlatabilirdi.
Lafı bir diğer nazırımızın kelamı ile bağlayalım.
Adana da, ameliyathanede sedyede beklerken eşi doktorla tartıştı diye başka bir
hastaneye (hem de sedye üzerinde) gönderilen kadın hasta meselesiyle ilgili
Sağlık Bakanı nın açıklamasına kulak verelim. Sağlık Bakanı, tipik bir idareci
yanıtı veriyor ve vatandaşa ayar çekiyor : Herkes durması gerektiği yeri
bilecek! Bu sözler üzerine her şeye hazır ve nazır nazırlarımızın
dediklerine de inanmak düşer vatandaşa.