Hayvanlara işkence, sicile geçmeli

Abone Ol

Gün geçmesin ki hayvanlara eziyet ile ilgili bir haber okumayalım.

Ekranlar, gazeteler, sosyal medya sadece haberi de yansıtmıyor; görüntülerle vahşeti ortaya çıkarıp kanımızın donmasına sebep oluyor.

Son papağan olayı toplumun tüm kesimlerini aynı anda üzdü ve endişelendirdi.

Çünkü ekranlara çıkarılmış, yarışmaya katılmış, ünlü yapılmış birisinden toplumun beklemeyeceği bir kötülüktü.

Elbet sorgulanacak onca şey arasında ekrana dadananların tekin olmadıklarını, onları ekrana dadandırıp sırtlarından para kazananların hele hiç tekin olmadıklarını da her seferinde bir kez daha idrak etmekteyiz.

Paraya doyamayan patronlar, önlerine geleni ekrana taşıdıkları yetmezmiş gibi toplumu bozma, ifsat etme, ruh hastaları ile insanların huzurunu kaçırmaları hususunda da yaptıkları kötülüklere her gün daha fazla yenilikler eklemekteler.

Toplumu bu para hırsı kaplamış patronlardan, onların ruh hastası yarışmacılarından gerçek anlamda koruyup muhafaza edecek manevi filtreler ne yazık ki çok eksik.

Artık nasıl bir habercilik ki ateşin içine atıp yaktıkları yavru kedileri ya da anne köpeklerin kavrulmuş iskeletini yahut yarısı yanmış hayvanın cansız bedeninin görüntülerini yayınlayıp, nasıl bir algı oluşturulmaktadır ki benzer haberler gittikçe artmakta.

Mahallemde dolaşan güzel kedinin kuyruğu kesik, başka bir muhitte patisi kesik köpek topallayarak yürümekte idi. O zavallı hayvanlara işkence, nasıl bir vahşi eğlence haline dönüşmüş ki; hiç acımadan, gaddarca hayvanları sakat bırakabilmekte caniler.

Çok şükür sabah işlerine giderken arabalarından inip sokak hayvanları için bol miktarda mama bırakan merhametli insanlara rastlamaktayım.

Ya da hafta sonlarında çoluk çocuklarını yanlarına alarak ormanlara gidip karlı kış günlerinde onlara yiyecek taşıyan şefkatli insanlardan da haberdarım.

Hayvanlar da merhametli insanları yakından tanıyıp çok iyi bilmekteler.

Çocukluğumda Üsküdar’da yaşayan Deli Naciye yürüdüğü zaman peşi sıra yüzlerce kedi onu takip ederdi.

Naciye kasapları dolaşır, onlar için ciğer toplardı, yaşlı kadının yanından geçenler burunlarını tutardı.

Kat kat elbiseleri üst üste giymiş, aşikârdı ki çok yoksuldu, muhtemelen soba yakamadığından üşümemek için öyle giyinmişti.

Şefkatli kadın, kedilere bakmaktan kendisine bakamaz hale gelmişti, bazen eteğine doldurduğu ciğerlerle; yetişkinler arasından uzanıp yiyemez diye kucağında beslerdi yavru kedileri, adaleti gözetirdi.

Yine çocukluğumun o uçsuz bucaksız uğultulu tepelerinde İstanbul’ un binası az; yeşili, boş arazisi, papatya açmış kırlarının çok olduğu mutlu zamanlarda.

Gözlerden uzak bir yerde mahalle kasabımız koyun keser, hemen anında olduğu yerde etlerini satar bitirirdi.

Fakat Rahmiye Hanım Teyze, o kasaba şiddetle karşı çıktı, “hayır mahallede çoluk çocuk var, sen ortalık yerde o hayvancağızı kesemezsin, benim psikolojim bozuluyor” deyip, çıkıp bağırdı.

Onunla da yetinmeyip hemen üzerini giyinip, gidip ilgili yerlere şikâyet etti yaşlı kadın.

Zabıta gelip kasabın dükkânını bir müddet mühürledi.

Şimdi de bu hayvanlara işkence edenlerin suçları yanlarına kâr kalmamalı, hukuki süreç başlatılıp sicillerine işletilmeli, askere alındıklarında ya da işe girerken veya evlenirken; yüz kızartıcı suç olarak toplumda karşılık bulmalı kişinin bu menfi özelliği bilinmeli.

Yoksa hayvana işkence eden, yarın insana da çekinmeden, vicdanı sızlamadan aynısını yapacaktır.