Haysiyet mücadelesi ve Erbakan

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm!

D.MEHMET Doğan’ın “Büyük Türkçe Sözlük”ünde “haysiyet” kelimesi şöyle açıklanır: “Değer, kıymet, itibar, şeref! “Haysiyet divanı” tamlamasının karşılığı da, “Dernek ve bazı kuruluşlarda, iç şeref meselelerini ele alan, bazı cezalar veren heyet” şeklindedir. Tanım olarak ise kişinin kendisine ailesine, toplumuna, ülkesine karşı duyduğu saygı ve değer bilinci kazanma olarak açıklanır. Haysiyet, insan ve ülkelerin geleceği için çok önemlidir. Toplumlar, haysiyetiyle geleceğe yürürler.

Hayatım içinde, Erbakan Hoca’yı; kendisi, değerleri, içinden çıktığı toplum ve ülkesinin haysiyetini hep önde tutan bir “lider” olarak gördüm. O, Yunus Emre misali temiz ve derinlikli bir İslâm anlayışını benimsedi. Batılı hayat tarzının kabul gördüğü bir dönemde hiç mi hiç “aşağılık kompleksi”ne kapılmadı. Halisane inandı, inandığı gibi yaşadı. Hangi şart ve zorluk içinde olursa olsun, inancını ifade etmekten ve yaşamaktan çekinmedi.

Siyaset, girift ve netameli bir alandı. Kimliğini hiç gizlemedi. İnancından taviz vermedi. Hep hakkı üstün tuttu. Davasında samimiydi. “Batıl davada zirve olmaktansa, hak davada zerre olurum” kararlılığı gösterdi.

Dış politikada da hep yerli ve millî oldu. Özgürlük ve bağımsızlığımıza büyük önem verdi. Medeniyetler kurarak insanlığa hizmet etmiş bir milletin evlâdı olduğunu hiç unutmadı. ABD, Batı ve İsrail gibi emperyalist ülkelere karşı, millî menfaatlerimizi savundu. Hiçbir zaman onların tuzağına düşmedi.

MİLLÎ HAYSİYET İÇİN

ERBAKAN Hoca, Türkiye’mizin haysiyetini “sonuna kadar” korudu. 1974 öncesi Kıbrıslı soydaşlarımıza Rumlar yıllarca katliam yaptılar. Dönemin hükûmetleri Kıbrıslı’ya sahip çıkamadı. 1974’te terörist Sampson, Makarios’a karşı Kıbrıs’ta darbe yaptı. Rumlar zulüm ve katliamını büsbütün artırdılar. Katliamlar soykırıma dönüştü. Erbakan, Ecevit İngiltere’ye gidince “Başbakan Vekili” sıfatıyla, Bakanlar Kurulu’ndan “Kıbrıs Barış Harekâtı” kararı çıkardı.

Amerika’nın büyük savaş gemisi 6. Filo Akdeniz’de harekâta hazır bekliyordu. Hoca, stratejik yöntemlerle Türkiye ve Kıbrıslı soydaşlarımızın haysiyetini korumak için büyük çaba gösterdi. Ordumuz Kıbrıs’ta destanlar yazdı. Ada’nın üçte birini aldı; katliamı durdurdu.

ABD kendisinden izinsiz Kıbrıs’a harekât yaptığımız için Türkiye’ye “silâh ambargosu” uyguladı. Parası ödenmiş silâhlarımızı vermedi. Türkiye de, MSP’li İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk’ün kararıyla ABD’nin Türkiye’deki tüm askerî üslerini kapattı. Sonraki Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, ambargoyu kaldırmak için 1976 Mart’ında ABD’ye gitti. Carter, 10 dakikalık görüşme için Çağlayangil’i 2 ay bekletti. Odasına girdiğinde Carter pencereden dışa bakıyor, misafirine sırtını dönüyordu.

Beklerken Carter’in kırmızı telefonu çaldı. Carter, MSP’li İçişleri Bakanı’nın ABD’nin tüm askerî üslerini kapattığını öğrendi. Şaşkına dönen Carter, Çağlayangil’i akşam yemeğine davet etti. Çağlayangil, Hatırat’ında diyor ki: “Bir anda kendimi Carter’den üstün gördüm. O ezik halimden hiçbir iz kalmadı. Göğsüm kabardı.” İşte, milletin haysiyetini Erbakanca korumanın ideal devlet adamlığı örneği!..

BANA NE AMERİKA’DAN!

1991’DEKİ “Liderler Açık Oturumu”nda, Erdal İnönü, “Avrupa bizi, topluluğuna girmeye lâyık gördü” demişti. Erbakan, söz alarak konuştu:

“İnönü’yü severim. Biraz önceki sözüne üzüldüm. Ne demek! Kimmiş Avrupa! Nereye girmemizi lâyık görüyor? Bu nasıl ifade? Biz, tarihin en şerefli milletiyiz. Biz, Avrupalıyı bir yere lâyık görürüz veya görmeyiz. Bu bir iltifat mı? Her şey buradan başlıyor. Önce bu gerçekleri; bütün insanlık tarihinde ve bugün bulunduğumuz noktadaki görevlerimizi bilmeliyiz.”

Erbakan, 1980’de Rumların “federe devlet” talebi sonrası yöneticilerimizin GKRY ile görüşmelerini millî haysiyetimizle bağdaştıramadı. TBMM’de hakkımızı şöyle savundu:

“Bizim KKTC olarak bir bağımsız devletimiz var. Bir yandan İslâm ülkelerinin bağımsız devletimizi tanımalarını istiyoruz, siz de bunu kabul edin, diyoruz. Öbür taraftan, işte BM şunu dedi de, bunu dedi de!.. Vay canına yaa! Biri sizi hipnotize mi ediyor Allah aşkına!  Efendim, Amerika’nın hoşuna gitmezmiş! Bana ne Amerika’dan! Bizi Amerika mı yönetecek? Kim sizi zorluyor? Rum bizim peşimizden koşsun! Görüşmeleri kesin de, 60 milyonluk Türkiye, 6 milyarlık dünya sizi alkışlasın!”

Erbakan, milletin onurunu korumayı her şeyin önünde tutardı. Türkiye’yi, Türkiye’de yaşayanların yönetmesini isterdi. Dıştan müdahaleyi haysiyetimize aykırı bulurdu. Şu sözleri kimliğinin belgesidir: “Ben bu mücadeleyi, ikbal, makam, şöhret veya seçimlerde bana oy versinler, diye yapmadım. Ne yaptımsa Allah rızası için yaptım.” (Davam, s. 250)