İletişim, varlığın kendisi ve çevresiyle ilişkisine dair bir süreçtir. İnsanın kendine başlayarak toplumu ve onun değer yargılarını, onların işleyişini her manada etkiler. Bu etki ister olumlu isterse olumsuz olsun her zaman kendini hissettirir. İnsanın düşünmesinden, konuşmasına birçok konuda bakışını, duyuşunu dolayısı ile de duruşunu değiştirir. Özellikle insan ürettiklerinin bir bakıma hayatına tesiri ile de konum ve boyut değiştirir. Bu bakımdan bugün teknoloji insanın hayatını derinden etkileyebiliyor. İnsanın niyetini, amelini değiştirirken etkileri hiç de istemediği bir noktaya doğru gidiyor.
Sabah uyandığında hemen elini ilk attığın telefonun ve onun ekranında günün çoktan başladığını fark ettiğin o bildirim ışığının heyecanı, mesajlara yaklaştıkça soğuk bir rüzgâr estirip seni ürperttiğinde içinde hissettiğin tam olarak kekremsi bir tattır. Çünkü belki iyi niyet, belki hatırlama, belki bir temenni olarak gönderilen mesajın adressizliği ve soğukluğu o tadı getirmiştir. “Hayırlı cumalar!” mesajı tamda bu konuya uygun bir örnektir. Belki de diyeceksiniz ki bu hız çağında, bunca koşuşturmacanın içinde insanların hatırlandığını düşünerek sevindiği, hatta incelik olarak bile gördüğü bir iyi niyet dileğini, “Cuma’yı”, Pazar’a konu ediniyorsun. Haklısınız. Bu kadar birbirine uzak düşen insanların oluşturduğu pazara (!) Cuma’yı konu edinmek ne demek? Tam manası ile hadsizlik!
Ama meseleye bir de şuradan bakalım, bugün incelik ve estetikten yoksun birçok davranış sırf bir takım yoksunluklardan dolayı iyi geliyor diye benimsedikçe kaybettiğimiz özenin hayatımızda, ilişkilerimizde açtığı yarayı bir iletişim kazası ya da teknolojinin soğuk yüzü olarak değerlendirmek, bu pazara malzeme çekmekten başka bir şey değildir. Kime gittiği belli olmayan dua mı, temenni mi olduğu açık olmayan bu tarz sözler bizi birbirimize yakın kılmıyor bilakis daha da uzaklaştırıyor. Öyle özensiz, öyle muhatabını ciddiye almayan uyduruk bir çiçeğin üzerine değişik fontlarla yazılmış, yanarlı dönerli mesajlardan hiç bahsetmiyorum bile. Telefon rehberinde ki on, on beş kişiye toplu olarak internetten bulunan bu resimli mesajı göndermek, gönderen için iyi niyetli bir eylem iken, alan için de mutluluk kaynağı mı oluyor? Bence tam tersine gönderilmemesi gönderilmesinden daha hayırlı gibi. Çünkü hayatımızda birbirimize karşı özensizliğimizin bir başka yansıması olarak bu toplu mesajları görebiliriz.
Şimdi sadece şunu demeye gayret ediyorum. Kurumların klişe temennileri gibi böylesi temennilerin; hayatımızın en önemli, en iyi niyetli dileklerine, dualarına yaptığı kötülüğün ferdi boyutunu dile getirmeye çalışıyorum. Kandiller, bayramlar, özel günler hepsi bu özensizliğin izlerini taşıyor. Şimdi Cuma günü ya da bayramda seyranda bir mesaj ile de olsa iletişimi var kılma gayretinde olanlara bunu terk edin demiyorum sadece özen gösterelim muhatabımıza ki mesajımız da, duamız da yerini bulsun. Kısa bir cümle ile de olsa içine bir tutam incelik katalım. Yoksa çarpık, küçük taşların üst üste yığıldığı bu duvar görünümlü hayatın enkazından bir türlü çıkamayacağız. Pazar gününüz hayırlı, bereketli olsun efendim, hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMİ
“Yüzüm aslında hangisidir?
Daha çok hangi çehreme, çehremde oturmalıyım?
Öte yandan, herkes başka bir yüz arayabilir yüzümde,
aramıştır, arayacaktır. Kaybolurken bulun” (Enis Batur/İç Bükey)
Not: Bazı Türküler ne kadar naif yakılmışsa da etkisi, yangını büyüktür. Ozan Nesimi’nin nefesi perde perde yakıyor değen her sineyi ve bir sitem katarı, muhatabının omuzlarına yüklüyor. “Şifa istemem balından/Bırak beni bu halımdan/ Razıyım açan gülünden/ Yeter dikenin batmasın” diyor. Grup Abdal bu güzel türküyü havalandırıyor. Biz de payımıza düşeni topluyoruz.
Bize Kadar:
1- “Kandırılmanın iki türlüsü vardır; ya doğru olmayana inanırsınız ya da doğru olana inanmayı reddedersiniz” der, SørenKierkegaard.
2- Voltaire, “AkıIIıkişiIerin en büyük taIihsizIiğisaIakIarın abuk subukIukIarıyIa başa çıkmak zorunda olmaları” olduğunu söyler.
3- Hoca Ahmet Yesevi, “Gönlü kırık, zavallı ve garip birini görürsen, yarasına merhem ol. Onun yoldaşı ve yardımcısı olmaktan çekinme” der.
4- Bu hafta istersen, Dergâh Yayınları’ndan çıkan Hüsrev Hatemi’nin “Kelimeler Kitabı”nı okuyabilirsin.
5- Belki vaktin olursa “BigFish/Büyük Balık” filmine bakabilirsin. Tim Burton’un en sürrealist filmi diyebiliriz. Bir roman uyarlaması.
Dağarcık
“Bugün Van Gogh, ona yemek vermeyecek restoranların duvarlarını, onu akıl hastanesine kapatacak doktorların muayenehanelerini ve onu hapse tıktıracak avukatların yazıhanelerini süslüyor.” (EduardoGaleano’dan tadımlık/ Aynalar)
TEKKE
“Kalemler kaldırılmış, yazgı tamamlanmıştır”
İbn Abbas (ra) anlatıyor: Bir gün Peygamber’in (sav) arkasında bulunuyordum. Bana şöyle söyledi: “Delikanlı, sana birkaç cümle öğreteyim: Allah’ın emirlerini ve nehiylerini gözet ki, O’nu yanında bulasın. Bir isteğin varsa Allah’tan iste, yardım dileyeceksen Allah’tan dile ve bil ki bütün insanlar sana bir fayda sağlamak için çalışsalar, ancak Allah’ın senin için yazdığı şeyi sağlayabilirler. Eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalkışsalar, ancak Allah’ın yazmış olduğu zararı verebilirler. Kalemler kaldırılmış, yazgı tamamlanmıştır.” (Sefa Şahin’den tadımlık)
Bir Lahza
“Zorlu savaş veren herkese nazik davran ve insanların ne olduğunu gerçekten görmek istersen, yapman gereken tek şey, ‘bakman’.” (Wonder’dan)