Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: “Yedi huy vardır ki bunlar hayırların toplandığı hasletlerdir.” İslam'ı sevmek ve Müslümanları sevmek: Hiçbir Müslüman’a karşı kin beslemeyeceğiz, düşmanlık beslemeyeceğiz. Bu benim sözüm değil, Kur'an-ı Kerim'de Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Müminler, ya Rabbi, kalbimizde hiçbir mümine karşı haset, fesat, kin bırakma diye dua ederler.” Müminlere kin bağlamak, kötülük düşünmek asla doğru değildir. İslam'ı sevmek ve Müslümanları sevmek, Allah'ın rızasına sebeptir. Müminlerle bir araya gelmek ve ihtiyaçları gidermek: Müminler, yardımlaşma maksadıyla bir araya gelirler. Sık sık birbirimizle buluşalım ki İslam sevgisiyle kaynaşalım. İhtiyacı olan varsa giderelim. Allah yolunda birbirini sevmek maksadıyla oturmak çok güzeldir, bütün hayırları kendisinde toplar. Kötü insan hakkında "kesin hayır gelmez" deme: Çevremizde yaptığı işler kötü olan birini gördüğümüzde, bir kötülüğü sebebiyle "bunun işi bitti" demeyelim. Bir gün bakarsın iyi oluverir. Kendi ayıbımızla uğraşalım, başka insanların ayıbıyla uğraşmayalım. Düzeltmek için uğraşalım, ancak kesin kanaat beslemeyelim. İyi insan hakkında "kesin cennetlik" deme: Güzel bir insan gördüğümüzde "kesin cennetliktir, evliyadır" demeyelim. Çünkü o da bir gün yanlış yola dönebilir. Hiç kimse için kesin kanaat sahibi olmayalım. Başkaları hakkında kesin hüküm verme: "Şu adamdan hayır gelmez" deme çünkü bir gün iyi olabilir. "Bu adamdan hiç kötülük gelmez" de deme çünkü yanlış olabilir. Dikkatli olalım. İyiliği emret, kötülüğü yasakla: İyiliği teşvik edelim, iyiliğe yardım edelim. Kötülüğü yasaklayalım, kötülüğü engellemeye çalışalım. Kendi nefsinle uğraş: Kendi nefsindeki kötülükleri düzeltmeye çalış, onunla uğraş. Kendi amelini düzeltmeye gayret et.
İLİM SAHİPLERİNİN MAKAMI
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Dünyada ilim sahipleri, peygamberlerin halifeleridir. Onlar ahirette de şehitlerden olacaktır." Burada kastedilen, tüm profesörler veya her ilim sahibi değildir. Önemli olan, ilmiyle amil olmaktır. Yani ilmini yaşayan, öğrendiği ile amel eden kimseler peygamberlerin halifeleridir, ahirette de şehitler mertebesindedir. İlmini söyleyip kendisi yapmayan, namazı abdesti olmayan, içki içen ancak çok bilgili, zeki, güzel şeyler söyleyen kişiler bu kapsama girmez. Ayrıca bu ilim sahipleri, çevresindekilere şahitlik edeceklerdir. Onların dini öğrenmek için meclislerinde bulunduğuna dair şahitlik yapacaklardır. Bu yönüyle de "şüheda" kelimesi şahitlik anlamına gelir. Özetle, ilmiyle amil olan ilim sahiplerini peygamberlerin halifeleri olarak karşılayın. Onlar ahirette hem şahittir hem de şehitler mertebesindedir.
ÇOK SORU SORDULAR VE KÜFRE DÜŞTÜLER
Yahudiler, Musa Aleyhisselam'dan çok fazla soru sordular, durmadan sordular ve peygamberden birçok şey istediler. Ancak amellerini yapmadılar, kısalttılar. Cenab-ı Hakk'ın emrettiği ibadetleri terk ettiler. Çok soru sormaları ve amellerini terk etmeleri onları küfre kadar götürdü. Kendilerine Allah gazap etti ve Allah'ın gazabına uğrayan kimseler oldular. Aynı şekilde Hristiyanlar da İsa Aleyhisselam'dan çok soru sordular, çok şey istediler. Fakat kendileri yapmadılar ve dinlerine ilaveler yaptılar, bazı şeyleri de dinlerinden çıkardılar. Neticede onlar da küfre düştüler. Kur'an-ı Kerim'de bunlara dair açık ayetler vardır. Peygamberimizin haber verdiği gibi cereyan etmiştir. Tevrat'ta olanları Yahudiler değiştirmiş, İncil'de olanları da Hristiyanlar değiştirmiştir. Yanlış şeyler ilave etmişler, eksiltmişler ve böylece küfre düşmüşlerdir. Allah'ın oğlu dediler, baba-oğul-ruhulkudüs diyerek teslis inancına saptılar. Yahudiler de Allah'ın haramlarını çiğnediler, uydurmalarda bulundular.
YAHUDİLER BÖYLEDİR, HEMEN KÜFRE SAPARLAR
Firavun'un zulmünden kaçanları, Allah'ın emri ile Musa Aleyhisselam topladı ve Firavun'dan habersiz Mısır'dan çıkıp doğuya, Kızıldeniz'e doğru yönelmelerini emretti. Kızıldeniz'e kadar geldiler. Firavun durumu anlayınca ordusuyla arkalarından harekete geçti. Beni İsrail, Kızıldeniz'e gelince, "Bizi getirdin, karşımızda deniz var, nereye gideceğiz?" diyerek Allah'a itiraz ettiler. Musa Aleyhisselam, "Allah var, Allah'ın emriyle buraya geldik, niye isyan ediyorsunuz?" dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hak Kızıldeniz'i ikiye ayırdı, ortasında kuru bir yol açıldı ve Beni İsrail geçti. Firavun ordusuyla yetişti, denizin ikiye ayrıldığını ve ortasında yol olduğunu görünce ordusuna "marş marş" diyerek girdi. Fakat denizin ortasında, İsrailoğulları'nı yakalamak üzereyken deniz birdenbire kapandı. Firavun o anda Allah'a iman ettiğini söyledi. Kur'an'da bu anlatılır. Cenab-ı Hak, "Şimdi mi? Geçmiş olsun" buyurdu. Son anda herkes gözünü açar, gideceği cennet ve cehennemi görür, inanır. Ancak ölüm anındaki, yeis halindeki iman makbul değildir. Yeis haline düşmeden önceki iman makbuldür. Yahudiler böyledir, hemen itiraz ederler, Allah'ın emirlerini değiştirirler, eksiltirler. Hristiyanlar da aynı şekilde yaparak küfre düşmüşlerdir. Peygamberimizin haber verdiği gibi, onlar da kitaplarını değiştirmişler ve Cenab-ı Hakk'ın yolundan ayrılmışlardır.