Dün Hürriyet gazetesinden Yalçın Doğan‘ın "Tayyip bana iş bulacacak mı?" başlıklı yazısına bugün Sabah yazarı Engin Ardıç‘tan cevap geldi. Konuya öyle bir noktadan dalmış ki Ardıç, Yalçın Doğan için "sözün bittiği" yer. Fakat bu durum sayın başbakanın sorumluluğunu hafifletmiyor tabi ki...
Başvurdukları en ham, en sığ, en dangalakça demagoji budur: Çarpıtma. İlgisiz konuları birbirine bağlama. Anayasadan girip işsizlikten çıkma. Bunlar ara sıra "halka" inerler... Kahveye gitmişler, "halka" sormuşlar: Anayasa değişikliği tasarısı konusunda ne düşünüyorsun? "Anayasa değişirse Tayyip bana iş bulacak mı?" cevabı gelmiş. "CERN reaktörünün hızlandırılmış atomaltı parçacıklarını benim hizmetime mi sunacak?" tepkisi gelmeyecekti herhalde. Kahvehanede, her soruna pratik bir çözüm, her atılıma hazır bir itiraz vardır. Yol ortasındaki "refüjlerin" değerlendirilmesi için oralara domates ekilmesi de gündeme gelir, Apo‘yu önce serbest bırakıp sonra çaktırmadan temizleme önerileri de... "Birkaç kişiyi Taksim Meydanı‘nda sallandırma" çözümü de ezelden ebede kadar geçerlidir. Ama gazeteci aradığı yanıtı almış, yazı konusu çıkmıştır: Halkımız işsizlikten kırılıyor, anayasa umurunda değil! Destek aldığı halk, hani "oyunu beğenmediği dağdaki çoban" kitlesidir tabii.