Hayrın anahtarı olmak, bazen yolunu kaybetmiş birine yol göstermek, bazen de boynu bükük bir garibin ümidi olmaktır. Hayır, kimi zaman da mazlumu, mağduru, masumu gönlümüzde barındırmak, onların acısını yürekten paylaşmak, gözyaşlarına ortak olmaktır. Kimi zaman da hayır, zalimlere, yakıp yıkanlara, terör estirenlere, cana kıyanlara, insanlara hayatı zindan edenlere buğz etmek ve karşı çıkmaktır.
Ebû Hureyre’den (R.A.) rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin: “İman, yetmiş küsür, bir rivayette altmış küsür şubedir. Onun en faziletlisi: Lâ ilâhe illALLAH sözüdür, en aşağı mertebesi de: Yoldan gelip geçenlere eziyet veren bir şeyi kaldırıp kenara koymaktır” hadis-i şerifi hayrın bitmez tükenmez çeşitlerine vurgu yapmaktadır.
Hayra koşmak ve insanları hayra teşvik kadar kötülükten uzak durmak ve insanları ondan alıkoymak da önemlidir.
Dinimizde iyiliğe, hayra anahtar, şerre kilit olmak; “Emr-i bil-maruf nehy-i anil-münker” kavramıyla ifade edilir. Buna göre, her bir Mü’min aslında hayrın anahtarı, şerrin kilidi olmalıdır. Her Mü’min, ahlakın, erdemin anahtarı, gayr-i ahlakî tutum ve davranışların, insanı alçaltan onursuzluğun kilidi olmalıdır.
Enes b. Malik’ten (R.A.) rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin şu sözü de hayra öncülük edip şerre set çekenler için ne güzel bir müjde; tersini yapanlar içinse ne düşündürücü bir uyarıdır: “İnsanlardan öyleleri vardır ki, onlar hayrın anahtarları, şerrin de sürgüleridir. ALLAH Teâlâ’nın, ellerine hayırın anahtarlarını koyduğu kimselere ne mutlu! Şerrin anahtarlarını ALLAH Teâlâ’nın ellerine koyduğu kimselere ne yazık!”
Hayra anahtar, şerre kilit olabilmek ancak dil ve gönül birlikteliği, safiyeti sağlandığında gerçekleşebilir. Hayrın anahtarı olabilmenin sırrı, bütün davranışlarımızda olduğu gibi ihlâs ve samimiyette saklıdır. Gönlün derinliklerinden süzülerek eyleme dönüşen sözün gücü ile sadece dilde kalan sözün gücü bir olur mu Zihin ve gönül dünyasını hayra ve iyiliğe kapatan birinin, hayır öğütlemesi karşıdakini etkiler mi ALLAH Teâlâ’nın rızasının gözetilmediği iyilikler, hayırlar hiç kalıcı kazançlar sağlar mı
O halde geliniz, hayırlı hizmetleri sadece desteklemekle kalmayıp, bu hizmetlere anahtar olalım. Hayır peşinde koşalım ki, hayırla yâd edilelim. İyilik ve güzellikleri çoğaltalım ki fert ve toplum olarak güzelliklere kavuşalım. Şeddâd b. Evs’den (R.A.) rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin şu duası ile Rabbimize hep birlikte el açalım: “Allah’ım işlerimde sebat isterim senden, doğru yolda gayretli ve becerikli olmayı isterim senden, nimetlerine karşı şükür etmemi güzelce ibadet ve kulluk yapmayı isterim, doğru dil ve selamet bulan bir kalp isterim senden. Bildiğin her zararlı şeyin şerrinden sana sığınırım. Bildiğin her faydalı şeyin hayrını senden isterim. Bildiğin her bir günahımdan dolayı bağışlanma isterim senden. Şüphesiz sen kimselerin bilemeyeceği gaybı bilensin.”
İSTİHARE MÜMİNE RUHİ DAYANAKTIR
Dinimizde istihare konusu oldukça ciddi ve önemlidir. Mü’mine ruhi dayanak olduğu için Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz istihareye çok önem vermiş, Cabir b. Abdullah’ın (R.A.) ifadesiyle istihare duasını Kur’an-ı Kerim öğretir gibi öğretmiştir.
İstiharede bulunan bir kimsenin istihare sonucunda kalbinin karar kıldığı şeyi yapması lazımdır. Binaenaleyh kişi istihareden önce gönlüne gelen açık arzuya itimat etmemeli, şahsi arzusunu terk etmelidir. Aksi halde Allah için değil, kendi hevesi için istihare etmiş olur.
Müslim, İman: 58; Buhari, İman: 3; Ebû Davut, Sünnet: 15İbn-i Mace, Sünne:19, No:237, 1/86
Tirmizî, Deavat:23, No:3407, 5/476