Haydi itiraf et artık sayın Baykal!

Abone Ol

CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Habertürk’te Didem Arslan Yılmaz’ın sunumuyla ekrana gelen Türkiye’nin Nabzı programına konuk oldu. 

Didem hanımın 367 kriziyle ilgili bir sorusuna kızan Baykal, “Bunun dışında bir laf bulamıyor musun, Didem?” diye çıkıştı! 

Deniz bey neden bu kadar öfkelendi? Baykal, Didem hanımın bu sorusuna neden bu kadar alındı? Neydi bu olay? 

Elbette bunun bir perde arkası var!

Kısaca hatırlatayım… 

TBMM’de “sancılı” bir Cumhurbaşkanı seçimi vardı…

Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 26 Aralık 2006’da Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazısında, anayasada belirtilen 367’nin sadece karar yeter sayısı değil, aynı zamanda toplantı yeter sayısı olduğu görüşünü ortaya attı. 

Böylece Meclis’teki sandalye sayısı 354 olan iktidar partisi, tek başına kendi oylarıyla cumhurbaşkanı seçemeyecekti.

Bu arada CHP, 367 iddiasıyla seçimi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

Aynı günün akşamı Genelkurmay Başkanlığı internet sitesine, daha sonra “e-muhtıra” olarak anılacak, bir basın açıklaması konuldu.

İşte tam da bu aşamada Deniz Baykal o meşhur cümlesini söyledi. Neler dedi? Bakalım; 

“Anayasa Mahkemesi’nin 367 milletvekili bulunmadan cumhurbaşkanı seçilebileceği yönünde karar vermesi durumunda, Türkiye’yi tehlikeli çatışmaya sürükleyecektir.”

Haydaaaaa!

Aynen bu cümleyi kullandı Deniz Baykal. 

Bu konuşmanın hemen ardından Anayasa Mahkemesi 1 Mayıs’ta verdiği kararla, 367 iddiasını kabul ederek yapılan birinci tur oylamayı iptal etti. 

Bunun üzerine 6 Mayıs’ta yapılan iki yoklamada da toplantı yeter sayısının (367) bulunamayışı yüzünden 11. Cumhurbaşkanı seçilemedi. 

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar ile Baykal’ın bu konuşması arasında bir bağlantı var mıdır, yok mudur bunu sizlerin yorumuna bırakıyorum.

Baykal’ın Didem hanıma öfke patlamasının sebebi de, işte bir türlü zihinlerden çıkmayan yukarda anlatmaya çalıştığım bu fotoğraftır…

***

Ben de buradan diyorum ki, haydi yıllar sonra itiraf et Deniz bey! Yukarıdaki cümleniz “normal” cümle değildi! 

Bu işin perde arkasını açıklayınız artık!

Hangi saiklerle o açıklamayı yaptınız? 

Bir yerlerden baskı mı oldu, birileri tehdit mi etti, biz elbette bilemeyiz, her neyse artık, bunları açıklar mısınız, Deniz bey?

MURAT ÜLKER, ‘EGULLEK’, LAZ FIKRASI…

Ülker’in patronu Murat Ülker, benim de iştirak ettiğim Suudi Arabistan gezisine son anda katılamadı. Ama sorularımızı cevapladı. İşte o soru ve cevaplar; 

* Ülker,  farklı kıtalara yayılmaya ve Suudi Arabistan’da yatırım yapmaya nasıl karar verdi?

“Babamın Suudi Arabistan’a iş yapması önce bir zorunluluktan başladı. İhracat karşılığı kredi almıştı ve bu kredi ile makinelerimizi yenileyip çeşitlerimizi artırmıştık. Zamanı gelince de ihracat taahhüdümüzü yerine getirecektik. Ortadoğu ülkelerinde geniş muhiti olan eski Şanlıurfa milletvekillerinden Salih Özcan ile bölgeye gitti. Beyrut, Kuveyt, Bahreyn ve Suudi Arabistan pazarlarını gezmişler. Suudi Arabistan’da İngilizlerin (şimdi bizim olan UB) hâkimiyetini görmüşler.

Bir Laz fıkrası vardır. Laz hacca gitmiş, dönüşte de sormuşlar. Nasıldı, Araplarla anlaşabildin mi diye… Hiç zorluk çekmedim zaten Araplar hep Türkçe konuşuyorlar demiş. Camiye gidiyoruz Türkçe, Kur’an okuyorlar Türkçe, demiş. Sonra da eklemiş, ‘Sadece pazarlık yaparken acayip bir lisan konuşuyorlar, onu anlamadım…’ Ayrıca, bu topraklar bize bereketli geldi…”

* Merhum Sabri Ülker, bu alanda hangi gayretleri gösterdi, siz çocuklarına bu anlamda hangi tavsiyede bulundu?

“Babam, ‘buralarda bir işimiz olsa da gidip gelmeye vesile olsa…’ derdi. Annem de her anne gibi, çok çalışıp yorulmamızı pek istemezdi. Buna rağmen, bu mübarek topraklarda iş yapmamızı hep destekledi. Suudi Arabistan’la olan manevi yakınlığımız fabrika kurmamıza neden olmuştur. İhracatta belli bir hacme ulaşınca, Sabri Bey “imalat imkânı olur mu?” diye takip etti.”

* Murat Ülker, bir gece içinde nasıl pazarlık yaptı ve sonuçlandırdı? 

“2000 senesinde bir yatırımcı burada bir yağ fabrikası kurmuş önce. Sonra çikolataya dönmüş ama başarılı olamamış. O sırada ben de kayınvalidem ve kayınpederimi hacca götürmüştüm. Umre ve hac arasında Cidde’ye gittim. Bir günde pazarlığı bitirip fabrikayı aldım.”

* Murat Ülker, yurt dışında iş yapma kültürü ile ilgili neler öğrendi? 

“Asıl öğrendiğim şudur ki; bu işin temeli, saygılı olmaktır. Saygı ve güven asıldır. İstikrar şarttır. Bugün aşağı yukarı, her ülkeyle nasıl iş yapılır biliyorum. 130 ülkeyle direkt ticaretim var. Kimi güler yüzden hoşlanır, kiminde daha mesafeli bir ilişki gerekir. Arapçada en çok duyduğum kelime

‘egullek’ yani ‘anlatayım sana’ manasına geliyor. Anlattığını mutlaka dinleyeceksin ki, yakınlaşma olabilsin.”

* Ülker, Suudi Arabistan’daki yatırımlarından kâr ediyor mu?

“Bugün Suudi Arabistan’da bisküvide pazar lideriyiz, işlerimiz kârlıdır. Çikolatada gayretlerimiz sürüyor. Dünyanın en büyük cirolu Godiva dükkânı Riyad’dadır.” 

SON BAŞBAKAN!

19 Mart Pazar günü (dün) Başbakan Binali Yıldırım, memleketi Erzincan’da miting yaptı. Binali bey buradaki konuşmasına, “Ana ocağım Erzincan. Baba ocağım Erzincan. Erzincan’ın havası serttir ama insanı merttir, 24 ayardır...” diyerek başladı. 

Bu mitingin diğerlerinden biraz -biraz değil aslında oldukça- farkı var; Başbakan Binali Yıldırım, getirilmek istenen sistem değişikliği onaylanırsa “son başbakan” olacak. 

Millet 16 Nisan’da ne karar verecek elbette bilmiyoruz!

Ama sonuç şayet “evet” çıkarsa, Binali Yıldırım “son başbakan” olarak tarih sayfalarında yerini alacak.

Dünkü miting de Erzincanlı Binali Yıldırım’ın “son başbakan” sıfatıyla memleketindeki “son mitingi” olacak...