Haydi gel, dedeli, nineli evlere geri dönelim

Abone Ol

Eskiden aileler “geniş aile” idi. Dedeli, nineli, analı, babalı, bol çocuklu… Hatta bazı müsait evlerde ailenin ikinci çocuğu evlendirilir ve orada barındırılırdı. Böyle ailelerde bir huzur, bir neşe, bir muhabbet, bir bereket olurdu. Ben ve kardeşlerim böyle bir evde büyüdük. Dedem, ninemle birlikte üç halam ve amcam bizimle birlikteydi.

Dedem ve ninem, benim ve kardeşlerimin mürebbiyesi gibiydi. Dedem bizleri camie götürür, ninem uzun kış geceleri ibretli hikâyeler anlatır, eve düzenli gelmemizi kontrol ederdi. Nenem aynı zamanda “mutfak çavuşu” gibiydi. Hayvan kesilip kavurma yapılır, daha sonra “topaç” haline getirilir. Bulgur ve simit (köftelik bulgur) çuvallarının içerisine konurdu. Nenemin kocaman bir sandığı olurdu. Onun içine de şire dediğimiz Antep yöresine has, (cevizli sucuk, bastık (pestil), dilme, kuru incir, ceviz, kuru üzüm, vs.) doldurulurdu. Bu şire misafir geldiğinde çıkarılırdı. Bir de ev halkına adaletli bir şekilde bölüştürülürdü. Bizim evde katı yağ ve ayçiçeği yağı kullanılmazdı. Yöredeki temizliğiyle meşhur ailelerden tereyağı alınırdı. Büyükçe küplere nenem “kuymak” yapıp bu küplerin içini sıvar, daha sonra tereyağını bu küplere basar, yemekler bununla yapılırdı. Nenemin aşçılığı meşhurdu. Tek çeşit yemek yapsa bile, mesela şehriyeli bulgur pilavı, yerken parmaklarınızı da yerdiniz. Nenemin talebeleri olan halalarım da çok lezzetli yemek yaparlardı.

Biz işte böyle ailede şefkatle gıdalanarak büyümüştük. Halalarımız bizleri çok severlerdi. Gelin olup evden ayrılıncaya kadar her halimizle alâkadar olurlardı. “Kurbanım!” demeleri yok mu, insana bambaşka bir huzur verirdi. Merhum Yahya amcamla arkadaş gibiydik. Bir tane bisikleti vardı. Yegâne eğlencesi futbol oynamaktı. Beni bisikletin arkasına bindirir, futbol oynanacak sahaya götürür, amatör küme takımlarından birinin oyuncusu olarak sahaya çıkardı. Tek taraftarı da bendim. Bazen oyuncular birbirine girer, ben yaşıma bakmadan kavgayı ayırmaya çalışırdım. Eve dönüşte, dedem amcamın yaralı, bereli halini görünce beni sorguya çeker, neler olup bittiğini öğrenmeye çalışırdı. Amcam askere gidince onunla mektuplaştık. Dönüşünde evlendirildi ve dedem kendisine ayrı bir ev alıncaya kadar bizimle oturdu. Ne güzel günlerdi.

Gel zaman, git zaman, geniş aileler kaybolmaya yüz tuttu. Ne hazindir ki dedeler, nineler evlerde istenmez oldu. Bizim Antep’te 350 metrekarelik daireler var. Hatta 750 metrekare olanlar da var. Tanıdıklardan bunlarda oturanlara bakıyoruz, bir karı koca, bazen de en fazla 2-3 çocuk. Anne, baba başka evde. Niye böyle? Gelin hanım istemiyor. Belki “sevgili oğulcuğun” da işine geliyor.

Bakınız Sevgili Peygamberimiz, yaşlı ana-babasına ilgi göstermeyenleri “Burnu yere sürünsün!” diyerek nasıl takbih ediyor: Bir hutbeye çıkarken üç defa “âmin!” demiş. Sahabeler bunun hikmetini sorunca da şöyle buyurmuştu:

“Cebrail (a.s.) üç duâ etti, ben de onlara âmin dedim. Birisi: Cebrail (a.s.): ‘Annesine, babasına veya sadece onlardan birine ulaşmış bir evlat, (onlara güzel hizmet edip, onların hayır duasını alıp) cenneti kazanamadıysa, ona yazıklar olsun / burnu yerde sürtünsün!’ dedi, ben de ‘âmin’ dedim.” (Buharî, el-edebu’l-müfred- 1419 / 1998, Riyad- 1/338; Taberanî-evsat- h. no: 8994; Bezzar, h. no: 1405; Mecmau’z-zevaid, 10 / 164)

Bu meşhur hadiste yer alan ikinci konu, Peygamber Efendimizin (asm) ismi geçince salavat getirmek, üçüncü konu ise Ramazan-ı Şerif’i güzelce değerlendirmekle ilgilidir.

 Rabbimiz (cc), ana-babaya iyi davranmayla ilgili defalarca emir buyurmuştur. Kur’an-ı Azimüşşân’daki konuyla ilgili âyet-i kerimelerden ikisine meâlen bakalım:

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine ‘Öf!’ bile deme; onları azarlama. İkisine de güzel söz söyle.

“Onları esirgeyerek üzerlerine kanat ger ve, ‘Rabbim, küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, sen de onları esirge!’ diye duâ et.” (İsrâ / 23-24)

Ana, babasını huzurevine yerleştirenleri ya da evlerinde tek başlarına bırakanları işitiyoruz, bizzat müşahede ediyoruz. Onlar hesabına biz üzülüyoruz. Oysa o ana-babalar (çocukların dedesi, ninesi) evin temel direkleridir. Çocukların mürebbisidir. Evin kız çocuğu ninesinden başta yemek yapmak olmak üzere neler öğrenir. Erkek çocuk da dedesinden okulda öğrenemeyeceği nice bilgileri öğrenir. Cemiyet olarak, dedeli-nineli aile hayatına geri dönmeliyiz. Gerçek huzur bunda…