Haydi Gel, Aslımıza Geri Dönelim!

Abone Ol

Bizi Fena Dönüştürdüler” başlıklı yazımızda, bizi nasıl dönüştürdüklerini hülasa olarak anlatmıştık. Evet, mahallemiz gitti. Komşuluk gitti. Akrabalık münasebetleri gitti. Ailede huzur gitti. Sofralarda bereket gitti. Ağzımızın tadı gitti. Bu gidenler yetmezmiş gibi, şimdi de Kur’ân’ımızı, dinimizi, bizi biz yapan ne varsa onları elimizden almak istiyorlar. Evet, onlar bunu istiyor. Ben de bütün gücümle haykırıyorum: Haydi gel, aslımıza geri dönelim!

Aslımıza. Yani Asr-ı Saadet’e. Allah’ın kitabına ve Resûlullahın (a.s.m.) sünnetine sımsıkı sarılanların devrine. Lütfen o günlere bakın: Adı üstünde Asr-ı Saadet. Yani saadet asrı. Bir İslâm devleti var. Şeriat-ı Garrâ-yı Muhammediye hükümferma. Her yerde huzur havası var. Zira adalet var. Hakkaniyet var. Can, mal, namus emniyeti var. İzzetin kaynağı cihat var. İnsanlarımız o devri unutmuş. Ah bir hatırlasa… Bakınız Hz. Ömer devrine… Çok kısa zamanda İslâm’ın hâkim olduğu topraklara bakın… Tabiin, Tebe-i Tâbiîn devrine bakın. Sonraları Asr-ı Saadet’in bir nebze kokucuğunun bulunduğu devirlere, İslâm devletlerine bakın. Endülüs Emevî Devleti’ne, Selçuklu Devleti’ne, Osmanlı Devleti’ne bakın…

Yiğit bir erkeğe kantocu karı kıyafetleri, iffet timsali mütesettire bir hanıma erkek kıyafetleri giydirmek isteyenlere bakmayın. Bizim olan değerlere, aslımıza, kökümüze, kültürümüze, harsımıza bakın.

Bizi biz olmaktan çıkarıp köleleştirmek istiyorlar. Yol yakınken bu tehlikeyi fark edip aslımıza geri dönelim. En başta Hakikî imanı elde edelim. Allah-u Teâlâ’nın göndermiş olduğu dine, yani İslâmiyet’e sımsıkı sarılalım. Kur’an’ımıza her yönüyle sahip çıkalım. Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) Sünnet-i Seniyyesi’ne sarılalım. “İslâm ne emretmişse, o!” diyelim. Kardeş olduğumuzu hatırlayalım. Irkçılık engereğini ayağımızın altına alalım. Meslek, meşrep farklılığının bir kültürel zenginlik olduğunu unutmayalım. Sıla-i Rahim’e ehemmiyet verelim. Akrabalık bağını güçlendirelim. Komşuluk münasebetlerine ehemmiyet verelim. Fakir fukaraya sahip çıkalım. İbadetlerimizi ihmal etmeyelim. Zekât verecek durumda olanlar zekâtı yerine sarf etsin. Haramlardan kaçınalım. Bizi harama sevk edecek yerlerden, yollardan, teknolojiden uzak duralım. Gözlerimizin nuru olan çocuklarımızla, torunlarımızla meşgul olalım. Onları kurtlara, kuşlara yem ettirmeyelim. Onları yetiştirirken Sahabe-i Kiramı, ecdadımızı örnek alalım. Birer Fatih ve Fatih yetiştirecek anne olarak yetiştirelim.

Yiğit düştüğü yerden kalkarmış. Bizi nerede ve neremizden vurmuşlarsa tedavisini yapalım. Bizi vuran namertlere teslim olmayalım. Evladımızı, sevdiklerimizi onlara teslim etmeyelim. Haremlik-selamlık konusuna dikkat edelim. Düğünlerimizi haramlara bulaştırmayalım. Gençlerimizin evliliğini zorlaştırmayalım, bilakis alabildiğine kolaylaştıralım. Unutmayalım, altın, süs, püs, lüks eşya mutluluk getirmez.

Müslüman olduğumuzu hatırlayalım. Daha doğrusu bir an için dahi olsun bu şerefi unutmayalım. Müslüman demek, her hususta Allah’a teslim olmuş; dünya ve ahiret saadetinin anahtarını elini almış kimse demek. Yeryüzünün halifesi demek. İzzetli şerefli, asil bir kimse, Allah’ın seçkin bir kulu demek.

Ey dostlar! Geliniz aslımıza geri dönelim. Bizim aslımız pak, mazimiz pak, geleneklerimiz, örfümüz, yaşayışımız pak idi. Temizi bırakıp necisi almayalım. Müşrikler her şeyleriyle necistir, yani pisliktir. Onları taklit etmeyelim. Onları dost edinmeyelim. Onlara sırlarımızı vermeyelim. Evet, onlarla ticaret yapabiliriz, bize lüzumlu teknolojileri satın alabiliriz. Unutmayalım, Cenab-ı Hak kâfirleri dünyanın imarı için yaratmış. Onların işi bu. Hz. Süleyman Aleyhisselam da böyle yapıyor ve kâfir cinleri bile hizmetinde kullanıyordu. Biz de öyle yapalım. Onun ötesinde onların yaşayışlarını, örflerini, geleneklerini almayalım. Onlara köle olmadan evvel, artık uyanalım, kendimize gelelim. Bir an evvel aslımıza geri dönelim…