Haydi birlikte konuşalım

Abone Ol

Birlikte konuşup tartışabileceğimiz sağlıklı bir ortamın olmayışı asıl çıkmazımız. Çıkmaz çünkü çok farklı dil ve tutumlar, bölünmeler, zıtlaşmalar birlikte konuşmaya başlıca engel. Doğrular ve yanlışlar belirgin değil. Ortamı belirleyen siyasal söylemler ise derinlikten yoksun. Pragmatik, geçici ve sanal. Kısa süreliğine, anlık durumu kurtarmaya dönük. Kısa süreli bakışlar bir an için çözüm olabilir, ne ki zaman çok hızlı akıyor. Olaylar çok hızlı gelişiyor, ayak uydurulamıyor.

Emperyalizmin kıskacında, emperyaller arasında tercihte bulunma, birbirinin aynısı olan sadece görünümde farklı olanlar arasında bir tercihe zorlanmak gibi durumlar söz konusu. İrade kendimizde olmayınca başkalarının iradeleri ve belirleyicilikleri tercihlerden birine zorlanılıyor.

Günümüzde yaşanan somut göstergeler var. Abede’de bir seçim yapıldı. Bir önceki Başkan Biden’ın bölgemiz ve özellikle de Müslümanlar için tutumu ortada. Böyle olunca emperyal ülkenin bu başkanının bunaklığı söz konusu edilerek kişinin şahsına odaklanma söz konusu oldu ne yazık ki. Bunu hafifletmek ya da gerekçelerini hafifletmek için “bunaklık” vurgusuyla geçiştirildi. Bir bunaktan kurtuluş ile bir “dost” başkan tercihi gibi absürt bir tanımlama oldu, oluyor.

Yerine gelenin bir geçmişi olmasına karşın, ülkesindeki Müslümanların ondan yana tavır koyması bir başka paradoks. Bununla yetinmeyip Müslüman ülkelerin başkanlarının ona dönük iyimserlikleri de gene benzer bir durum. Bu adam Biden’ın kaldığı yerden daha keskin, daha kararlı ve saldırganlığıyla kendini belli etti. Daha da ileriye doğru adım adım ilerliyor. Müslüman ülkelerin başkanlarını âdeta tiye alıyor, alaysı bir dil ile onurlandırıyor gibi yapıyor ama tehdit ediyor. Kimi başkanlar için “akıllı”, “anlayışlı”, “işini bilir” gibi tanımlamalarda bulunuyor. Aslında bunlar birer tehdittir. “Aklınızı başınıza alın” tehdidinin ironik bir göndermesidir. Ürdün Kralı Abdullah ile diğer kimi ülkelerin başkanları için söyledikleri aslında kabul edilebilir değil.

Gazze’yi işgal etme düşüncesi ve bugün medyaya yansıyan bir başka demeciyle de “İsrail’in alacağı her kararın arkasındayız” demesi asıl niyetini belli ediyor. Bunun yanında keskin dişlerini göstermesi, Gazzelilerin elindeki tutsakların falan gün ve saate kadar bırakılması tehdidinde de bulunması gerçek yüzünü gösteriyor.

Emperyalizm, sömürge ruhunu asla terk etmiyor. Müslümanlara ve İslâm’a karşı savaşını sürdürürken, savaş ticaretinden fazlasıyla kazançlı çıkıyor. Diğer yandan da sömürü düzenini daha temellendiriyor. Savaşların maliyetlerini de bunların üzerine kuruyor.

Libya ve Irak konusunda iyimser olanlar, işgal öncesiyle sonrası arasında hem ekonomi, hem özgürlükler ve refah ya da demokrasi adına ne gibi olumlu bir sonuç vardır. Libya bölünmüş, ekonomik gücünü tamamen yitirmiş, halkı sefil durumda, parasının hiçbir değeri yok.

Irak ise aynı durumda. Mevcut durumlarının yanında talan edilmiş bir Irak’tan söz edilebilir. Daha şu son bir hafta içerisinde İngilizler Irak petrollerini yeniden kendilerine bağladılar.

Afganistan’da bulunan askeri araçlar, silahlar emperyalizme ait. Bunlar onların denetiminde.

Suriye konusu sıcaklığını koruduğu, hamasi ve hayali kimi yaklaşımlardan sağlıklı bir değerlendirme yapılamıyor. Kimin denetiminde, nereye kadar ve nasıl bir sonuç olacağı şimdiden belli. Çünkü koşulları ve konumları belirleyecek olan da Amerika ve bağlıları.

Siyasal bölünmüşlükler, mezhepçilikler, ırkçılıklar öyle aşırı boyutta ki, kitleleri de bunu inandırdıkları için ne tartışabilir ne de konuşabilir. Baskın olan ise suya sabuna dokumayan sıradanlıklardır. Ne yazık ki derinlemesine ve ayrıntılı konuşulamıyor.