Hayattan esintiler

Abone Ol

Ramazan  ayı birey ve toplumların ruhunda büyük bir etki bırakıyor. İnsanlarımızın kalpleri yumuşuyor, fertler ihtiyaç sahiplerine ulaşabilmek için evlerinden çıkıyor ve hayır hasenat işleri ile meşgul oluyorlar.  İslam toplumlarının kimliği bu çalışmalarla bütünleşir. Fakat son yıllarda, öteden beri süregelen bu çalışmaların büyük bir kısmını vakıf derneklerin üstlendiğini görüyoruz.

 Bu kurumlar öteden beri vardır ve önemli bir boşluğu doldurmaları bakımından da önemlidir. Fakat bu çalışmalar birebir yapılan yardımları etkilememelidir. Eskiden, yoksulun rızkını ayağına götüren ve onunla hemhal olan insanlarımız artık yoksula bu kurumlar aracılığıyla ulaşmak istiyor. 

Fakat bu durum iki kesimi birbirine bağlayan duygusal bağı zayıflatmakla kalmıyor tamamen ortadan kaldırıyor. Ramazan ayı süresince bahsettiğim kurumların yardım talepleri ile karşılaşmış olabilirsiniz. Sizin desteğinizle yoksullara ulaşıp yardımda bulanacaklarını belirten bu mesajlar ne yazık ki, yeterince ikna edici olmuyor.   Son birkaç yıl içinde birçok ihtiyaç sahibi kardeşimizi bu kurumlara yönlendirdiğim halde, hiç birinin ihtiyacının tam olarak karşılandığına şahit olamadım. Mağdurlar “biz şu derneğe ya da filan vakfa gittik ama “biz sadece yurt dışındaki yoksullara yardımcı oluyoruz, biz öğrencilere yardımcı oluyoruz, bize şu evrakları getirmelisin… dediler ve geri döndük” diyorlar. Yardım dernekleri toplumun önemli bir kısmına ulaşabilen ve çalışmaları ile topluma yön gösteren kurumlardır. Ancak yardımlaşma gibi önemli bir sorumluluğun sadece bu kurumlara devredilmemesi aksine eskiden olduğu gibi birebir yapılması taraftarıyım. Yani şahısların yoksula bizzat olaşıp, ihtiyaçlarının gidermelerinin daha efdal olduğunu düşünüyorum. Bilmiyorum ne dersiniz!