Hayatla oynanan saklambaç gizlenen kız çocukları 1

Abone Ol

Devir Câhiliye devri. Adı üzerinde câhiliye. Câhiliye kelimesi “Cehl” kökünden gelir. Cahil, cühela, cehalet hep bu kökten türemiştir. Barbar, zalim, medeni olmayan manalarını da içinde barındıran Câhiliye kelimesiyle; insanların nefsi arzularına köle oldukları, ilahi kitaba uymayı reddettikleri, zulüm, sömürü, ırkçılık gibi yaygın olan kötülüklerle beslenip, ayakta duran bir sistem kurarak, bu sistemde yer alan, rol oynayan insanlar da kastedilmektedir. Çağlardan Câhiliye Çağı, devirlerden Câhiliye Devri. Bu devrin içinde dönen bir Câhiliye kadını. Üstelik hamile. Bir yük taşımakta değeri biraz sonra belli olacak. Doğum başladı. Günler öncesinden kazılan derin bir kuyunun ağzına yaklaştı anne adayı. Baba bir yerlere saklanmış, haber beklemekteydi. “Ey baba adayı! Erkek dersem çık! Kız dersem gizlen!” Babalar çocuk olmuş saklambaç oynamaktaydılar hayatla. Bin bir acıdan sonra ağlama sesiyle hayat buldu bebek, hayat buldu anne.  Çocuk kızdı. Anne de kızdı. Sonra annenin hiddetten kızaran yüzü kapkara kesiliverdi.  Hemcinsi olduğunu unutup, karardı kalbi. Tekmeleyiverdi bebeği kuyuya. Büyük bir sessizlik kapladı dünyayı.  Baba “Kız” denildiği için çıkamadı saklandığı yerden günlerce insan içine. Karanlıkta saklandığı için mi kara gözükmekteydi yüzü, yoksa kapkara olduğu için mi saklanmaktaydı, bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki İslâmiyet öncesi Avrupa’da avlanan cadılar Arabistan’da gömülmekteydi. Üstelik rahattı anne ve babalar.

Doğar doğmaz öldürülemeyen kızlar da altı yaşında aynı işleme tabi tutuluyordu. Vicdanları rahattı ebeveynlerin. Kızı bir güzel süsleyip, en güzel elbisesini giydirip, evden “attaya gidiyoruz.” diye çıkıyorlardı baba-kız. Daha önceden kazılmış derin bir çukurun yanına geldiklerinde baba kızı çukura atıyordu. Kız attaya gidiyordu. Bilmediği görmediği bir yere. Üzerine atılan topraklar çocuğun haykırışlarını engelliyordu. Çocuk babasının annesinin kalbine ulaşamamıştı ki burada sesini duyurabilsin Toprak olmuş taş olmuş kalpler sağırdı, kördü. Üstü toprakla dolan canavar kuyunun ağzı da toprakla örtülüp, düzeltildi. Artık ortada ne bir mezar, ne de çocuk vardı. Attaya gitmişti kızcağız. Bu yaptıklarının adı Arapça’da “Mev’ûde”ydi. Mev’ûde; diri diri toprağa gömmek, gizlemek demektir. Araplar arasında Mudar’dan; Temîm, Kinâne, Kays, Hüzeyl, Esed ve Kureyş, Rebîa’dan Bekir b. Vâil ve Kahtânîler’den Kinde ve Huzâa bu âdetin uygulandığı kabilelerden bazılarıdır.

Meşhur Hanifler’den (İslâmiyet öncesi Hristiyan, Yahudi veya müşrik olmayıp, Allah’a inanan ve bir olan Allah’a ibadet eden, Hz. İbrahim dini üzere olan) Zeyd b. Amr b. Nüfeyl,  bu defa yetişememişti kıza. Kurtaramamıştı onu. O bazen diri diri gömülecek kızları babalarının elinden alıp, besler, büyütürdü. Sonra tekrar babasına sunardı, büyütülmüş nazik bir beden olarak. Ama baba kabul etmeyebilirdi kızını, büyüse de. O zaman yine ona bakardı, bu hayırsever merhametli kişi. Görüldüğü gibi bu vahşete karşı çıkan merhametli kişiler ve kabileler de vardı. Yani tüm Arabistan veya tüm kabileler böyle vahşi değillerdi. Mesela,

Zeyd b. Amr b. Nüfeyl gibi; şair Ferezdak ‘ın dedesi Sa’saa b. Nâciye de hayatları karşılığında ikişer üçer deve vererek diri diri gömülmeye götürülen kızları kurtarmıştır. İkişer, üçer deve ve kurtarılan 360 kız çocuğu. Bu konuda şiirinde Ferezdak şöyle der: “Dedem ki kız çocuklarını gömenleri men ederek yaşattı, o zavallılar gömülmediler.”

Çok korkunç değil mi Canilik! Vahşet! Bu kız evlatlarına yapılan korkunç eziyete tanıklık eder yüce Mevlâ ve ifşa eder insanlara bu gizleneni, bu mev’ûdeyi: “Onlardan birine kız çocuğu müjdesi verilince içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine müjdenin kötülüğünden dolayı halktan (kavminden)  gizlenmeye çalışır; onu aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun yoksa toprağa mı gömsün! ” (en-Nahl XVI/58-59)

Peki diri diri toprağa gömülen bu kız çocuklarının suçu neydi

Suçlarından biri uğursuz olarak addedilmeleri, uğursuz olmaları. Uğursuzdular, çünkü bazılarının yüzlerinde gözlerinde, vücutlarında sakatlık vardı. Ya topaldılar, ya kör, kötürüm, ya şaşıydılar, ya da kulaksız, ya da çolak. Bazılarının derilerinde alacalar, benekler, sedef gibi rahatsızlıklar vardı. Bu yüzdendi uğursuz sayılıp, öldürülmeleri... Bir de Tanrılara kurban etmek için öldürülüyordu bu küçücük bedenler. Kurban edilenler arasında kız çocuğu da vardı, erkek çocuğu da.

Kız çocuklarının öldürülme nedenlerinden birini de Allahu Teâlâ En’âm Sûresi’nde şöyle açıklamakta:

“Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veririz; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah’ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın.” (VI/151) Demek ki fakirlik korkusuyla öldürülüyordu o yavrucaklar!   Kabilenin veya ailenin ekonomik açıdan yetersiz olması öldürmeyi mazur gösteriyordu. Onlara göre,  dünyaya gelen kız çocuğu kabileye bir yüktü. Küçükken doyurulacak bir boğaz, büyüyünce korunulacak bir namus. Oysa erkek çocuk, kabilede yükü omuzlayan, ekmek getiren, savaşandır. Güçlüdür. Her şarta dayanır. Nazik değildir.  Kıymetlidir. Bu tip düşünce, bana hiç de yabancı gelmiyor sevgili okurlar. Bazı yörelerde yapıla gelmekte olan erkek çocuk-kız çocuk ayrımı sanki Câhiliyeden kalma bu düşünceyi hatırlattı bana. Sakın ola etrafımızda da Câhiliyeden kalma birileri olmasın Hele hele bir kız doğunca ortalığı kaplayıveren sessizlik. Anne babaların ağzını açmayan bıçak, bebeklerin boğazına saplanıvermiş gibidir. Bu sessizlik öyle yer etmiş ki toplumumuzda, sesli konuşma ve kahkahaların ardından bir an ortalık sessizleşiverirse, insanlar birbirine: “Şu an bir kız doğdu” demezler mi “Kız çocuğu doğdu!” derler hep bir ağızdan konuşan insanların doluştukları odaya anlık bir sessizlik çöktüğünde... Bıçak yemiş gibi kesilir konuşmalar... Bütün sesleri yutan ağır bir sessizliğin çöktüğünü hissedersiniz üstünüze... Bunun başkalarını nasıl etkilediğini bilmem. Ama ben bu yazdıklarımdan sonra iliklerime kadar ürperirim her halde. Sonra da itiraz ederim kızım gibi: Kız olmak suç mu

Evet Suç. Suçları Avrupa’da yakılan kadınların suçlarıyla aynı. Kız olmak, geleceğin kadınları olmak. Ya da geleceğin fahişeleri, esirleri, köleleri olmak. Nasıl mı Arap kabileleri birbirlerine hiç bir haber vermeden savaş açarlar ve esir aldıkları kızları ya pazarlarda satarlar ya da kendileri cariye olarak kullanırlardı. .  Kızın babası fidye vererek kızını kurtarmak istediğinde kız serbest bırakılırdı. Kız da bir tercih yapmak zorunda kalırdı:  Babasını mı yoksa efendisini mi tercih etmeli Bu durum baba için büyük bir utanç vesilesi sayılıyordu. İşte böyle utanç verici bir duruma düşmemek için, bazı Arap kabileler, kız çocuklarını daha küçükken öldürüyorlardı.