Hayatın tutamakları

Abone Ol

Bir yola düşüldüğünden itibaren, her insanın kendine göre bir yürüyüş tarzı yol ve yordamı olur. Bu gidişler genel anlamda özeldir. Özel olmalarına karşın bireyseldir. Bireyseldir ama bu sadece kendisini ilgilendirmez. Sınırları aşkındır.

Kendimizi bildik bileli sorumluluk alanımız genişledikçe insanlarla olan ilişkilerimiz, dertlerimizi, kaygılarımızı, hatta üzüntülerimizi ve sevinçlerimizi çoğaltır. Bir bakıma çoğalırız. İnsanız ve bu insan olmanın gerekliliğidir.

Sıradan olmak da vardır hayatta. Sıradanlık, bir önceki yazımızda vurguladığımız dertsizlik, kaygısızlık, başıboşluk, nemelazımcılık gibi yaşama biçimidir. Böyle insanlar fazlasıyla vardır ve bu dünyayı işgal ediyorlar. Görünürde bu tipler hiç yaşlanmazlar, yıpranmazlar, öylesine yaşayıp gidiyorlar. Sevinçlerinde ve üzüntülerinde bile bir boşluk olur.

Dert sahibi olmak, sorumluluk sahibi olmadır. Sadece kendini düşünmeme değil, düşünmenin ötesinde daha öteleri düşünmedir. Ufku geniş olan bu insanlar için acı çekme hayatın kendisi ve gerekliliğidir. Genel anlamda insanı kucaklama, dünyanın en ağır yükünü üstlenmedir. Ben bu işte varım demedir.

İnsan neden bu zorluklara talip veya isteklidir, neden durduk yerde kendisini böylesine ağır bir yükün altına sokmaya razıdır? Asıl soru ve sorunlar da bunlardır. Dünya, oluş üzerine kurguludur. Bunda iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, yanlış ile doğrunun, hak ile batılın varlık düzleminde bulunulmaktadır. İnsan ara yerdedir. Vasatta yani tam ikisinin arasındadır. Böylesi bir durumda bir tercih yapmak durumundadır. Tercih kişinin yön ve yolunu belirler. Yön tercihinde bulunan artık ne yaptığının, yapacağının farkındadır.

Zalimlerin olduğu şu dünyada zulüm vardır. Zulüm olmasa zalim olmadığını nereden bilebileceğiz. Biliyor isek o zaman bu öfkeli yüzün bir gün gelip kişiyi bulmaması, etkilememesi düşünülemez. Bir biçimde en olmadık yer ve zamanda gelir bulur kişiyi. Şu sıralar dünyanın olanından biteninden habersiz gelip bir anda gözlerinizi açtığınızda yeryüzünde birtakım şeyler döndüğünü anlarsınız. Bir dünya düzeni var ve düzen normal bir işleyişte değildir. Böyle bir dünya yangınının ateşinin içine atılıp gitmeyi mi, huzurlu bir ortamda kendinizi bulmayı mı tercih edersiniz? Bulmak istediğiniz yok ise kendinize bir yer açmak durumdasınız. Yaşamanız için bu gerekli ve bu da sizin hakkınız.

Tercihler elbette ki iyi ve güzel, hayırlı ve doğru olandan yana olma yönündedir. Kötülükler içinde var olma beklenemez. Orada edilgin ve bir durumun kurbanı konumundasınız.

Başa dönersek, hayatın tutamakları insana güç verir, tutunmanızı sağlar, var olmanızı gerçekleştirir. Zor olan bir tercih gibi görünüyorsa da asıl ve kolay olanı bu yoldur. Birlikte olmanız gerekenlerle olma durumundasınız. Bu ise sizi hem değerlendirir hem değer katar.

Kendimize ilişkin, hayat sürecimizin hastalıkların bir özetini geçerken bu zaman zarfında neler olup bitmiştir, neler yapılmıştır, hayatımıza neler katmışız ve çeşitlendirmişiz ona bakarız. Yoksa hayatı terk edip kendimizi sıradanlığa, yani çürümüşlüğe, yani paslanmaya bıraksaydık dökülüp dağılan biri konumuna düşecektik. Okuduk, düşündük, okuduk, hayaller kurduk, ufkumuzun önünü açtı, öteleri, perdelerin ve sislerin gerisindekileri görmeye gayret ettik. Konuştuk, yazdık, eserlerimiz oldu. Toprağa, denizlere, sulara, havaya tohumlarımızı saçtık. Yolumuzu sürdürdük, bir yolumuz, yöntemimiz ve alanımız oldu. Böyle yapmasaydık bu hayatın içinde yitip gidecektik.

Elbette ki yorgunluklarımız, kimi zaman üzerimize ağan ağlıklardan sinişlerimiz ve pes eder gibi oluşlarımız olmuştur, olması da doğaldır. Çünkü yükümüz ve yaşananlar az buz değildir, yorucu ve yıpratıcıdır.

Bu dönemlerin öyküleri, şiirleri, romanları, dertleşmeleri oldu, olması gerekir. İnsan sevdiklerine nazlanır, dertlenir, içini açar. Ama güçlü olmak, insanın tutamağıdır.