Biriktirme hastalığına tutulmuş insanların hazin
öykülerini izlerken zihnimizde onlarca soru beliriyor: Bunca şeye sahip olan
bir insan neden çöp konteynırlarına koşar da çöp toplar Eski eşyaları neden
biriktirme ihtiyacı hisseder Acaba bu görüntüler yoksulluktan mı
kaynaklanıyor Oysa bu insanlar kendilerine toplumun dışında bir hayat kurmuş
ve bir damla sevgi için koşturuyorlar. Elde ettikleri her parça ile bir boşluğu
örtmeye çalışıyorlar.
Psikolojide OKB Dispozofobi kapsamında ele alınan
biriktirme hastalığı gittikçe artıyor. Onları çöp konteynırları arasından
çıkarıp hayata katmak isteyen yakınlar, muvaffak olamadıklarını söylüyorlar.
Vaktiyle her biri sıradan bir hayatın sıradan yolcusuydu.
Anne ya da baba oldular, çalışıp para kazandılar, sevdiler ve sevildiler ve
hayatı herkes kadar tanıdılar. Fakat kimsenin görmediği ve bilmediği arka
bahçede çok daha farklı şeyler olup bitiyordu. Yaşanan travmatik olaylar,
hayatın getirdiği güçlükler, depresyon ve sevgi açlığı gibi gereksinimler
büyükçe bir boşluk açmış ve kişi artık bu boşluğu kapatmanın dışında bir şey
düşünemez hale gelmiştir. Sevgi açlığı her şeyden daha ağır gelir ve o insanlar
bütün yaşamlarını bu açlığı giderebilmek için harcamaya başlarlar.
Eşlerini evlatlarını ve yakınlarını kaybedenlerin ise en
büyük korkuları sevilen kişilerin eşyalarını atmaktır. Bunu düşündüklerinde
dahi içlerinden bir parçanın düşüp yok olduğunu hisseder ve acı duyarlar. Ölen
yakının bütün eşyaları birikmiştir ve kişi geride kalanlarla avunmaya
çalışmaktadır.
Yoksulluğun izlerini silemeyenler vardır bir de. Atılan
her şey yoksul günlere geri götürür onları. Aç kalma ve mahrum bırakılma
endişesi taşırlar. O yüzden eski eşyaları, kâğıt parçalarını, boş kavanozları,
eski kıyafetleri, ayakkabıları evin bir köşesinde biriktirirler. Evin
dağınıklığı, ortamın hijyen olmaması ve ortaya çıkan pis kokuların farkında
dahi değillerdir. O yüzden insanların neden bu kadar tepkisel davrandıklarına
bir mana veremezler.
Bu kimselerin büyük çoğunluğu kendi istekleri ile
tedaviye başvurmazlar. Bu durumdan rahatsızlık duyup kendilerini tedaviye
zorlayan yakınlarla mücadele eder ve kendilerine zarar verdiklerini düşünürler.
Çünkü onlara göre biriken eşyalar er geç kullanılacak ve ihtiyaç olan bir
boşluğu dolduracaktır.
Sevgi açlığı ya da yoksunluk duygusu maddi araçlarla
giderilmez. O yüzden kişinin çabası boşunadır. Kişinin yakınları onu bir
şekilde tedaviye ikna etmeli ve normal yaşama geri dönmelerini sağlamalıdırlar.