Hayatın Peşinde Takılma; Önünden Git, Yanında Yürü!

Abone Ol

Hayatın peşinde koşmaktan onu yaşamaya fırsat bulamıyoruz. Geçen gün bir dostumun yanında bu cümle ağzımdan çıkar çıkmaz dostum sözün içeriğinden etkilendiğini saklamadan “Bu tam da bir yazı konusu azizim” demişti. Hayata malzeme olarak yaklaşmayı sevmediğimden “Yazarız” diye geçiştirmiştim. Hayatı yazmak, hayatın içerisinden konu devşirmek başka bir şey, onu malzeme olarak kullanmak bambaşka şey. Önce yaşamak sonra yaşamaktan hasıl olanı yazıya geçmek en uygunu. Her şeyden önce hayat sözü konu teşkil etmeksizin sessizce yaşanır.

Merhum İlhami Çiçek’in dediği gibi “ağlamanın kırı sessizdir”, ama yaşamanın kırı da öyledir. İnsanın yaşadığı her şey içinde ses yapar. Bu sesin kafadan kalbe, kalpten kulağa yansımaları yazmaya malzeme sağlar. Masadan bir vazonun kayıp düşerek parçalara ayrılması gibi insanın içine düşen şeyler de kimi zaman düşerken kırılmanın sesi ile içe batan cam kırıklarının sızısını birlikte yaşatır insana. Bir şey vardır, fakat gözün gördüğü şekilde orta bir yerde değildir bu. İnsanın iç dünyasının olay mahallinde gerçekleşir her şey. Bu mekân görünmez bir tebeşirle daire içerisine alınmıştır. Bakın ne diyorum sevgili dostlarım, hayat kendisi ile ilgili ileri geri konuşulmadan evvel adamakıllı biçimde yaşanmak ister. Ağzınızda bir şekeri yeterince erimeden çıkarıp atar gibi hayatımıza kattığımız şeyleri de yeterince çiğneyip hazmetmeden ya yutuyor ya da dışarıya tükürüyoruz. Bir şeyi, bir ânı yaşamak hiç de az bir şey değil. Bütün benliğinizle yaşadığınız şeyin hayatiyetini kendi hayatınıza katmanız gerekiyor.

Acaba hayat bizi peşinde koşturmaktan zevk mi alıyor? Bunu hayatın kendisine sormak gerekiyor. Onu hakkıyla yaşarsanız şayet o size doğrusunu söyleyecektir. Siz onu kandırırsanız -yaşamadığınız halde yaşadım diyerek atlatırsanız- o da sizi kandıracak ve doğruyu söylemeyecektir.

Edebiyat ve sanat, hayattan çok daha fazla bir şeydir. Bu fazla şeye ulaşabilmek için yaşamanın da az olanına değil en fazlasına talip olmak gerekir. Portakal yiyen kişi portakalın çeşni ve lezzete bürünmüş mesajını çok iyi dinlemesi gerekir. Tadılan bu lezzet ancak edebiyatçıyı yeni lezzetleri aramaya yöneltebilir. Tattığımız, dokunduğumuz, kokladığımız, işittiğimiz ve gördüğümüz şeylerin bize doğru konuşan çok katmanlı, kuşatıcı bir dili vardır.

Hayatın peşi neresidir? Ona dokunamadığımız yeridir herhalde. Düşüp ölebileceğini hiç aklına getirmeden trafikte bir kamyonetin kasasına takılıp giden çocuklar gibiyiz. Hiç yüzünü görmeden hayatın hep arkasına takıldık. Kim bilir yüzü nasıl güzeldir hayatın? Ev sahibi olmak için çalışıp koşturmaktan evde oturma saadetini yaşayamadık. Tatil gelmezden evvel tatil masraflarını karşılamak için çaba sarf etmekten dinlenmeye vakit bulamadık. “Üzüm” demekten üzüm yemeye fırsatımız olmadı. Belki de bu yüzdendir ki varlığın değil durmadan yokluğun şiirini yazdık. Doymanın değil aç kalmanın, kavuşmanın değil ayrılığın şiirini yazmak daha çok rağbet gördü.

Edebiyatın beslendiği kaynak neden mahrumiyet olsun ki? İtminan duygusu ile de pekâlâ büyük eserlere imza atılabilir. Hüzün içimize gurbet selamı getiren bir duygunun postacısı iken onu üzüntü ve kederin kucağına iten hep yoksunluğu kutsayan bu anlayıştır. Şimdi kalkıp da bir şairin “Bize niye ‘Sen mutluluğun şiirini yazabilir misin?’ diye soran yok” demesine bakıp da ona hak vermeye gerek yok. İsmi Abidin bile olsa şimdilerde hiçbir şair mutluluğun şiirini yazabilecek modda değil. Varsa yoksa yıkılmışlık ve hüsran. Ne de olsa yıkılan evden malzeme çok çıkar. Yapılan bir evde bütün malzeme evin kendisine harcanmıştır. Hayatın yapım ekleri bu inşaata harcanmış, çekim ekleri yıkım eki gibi enkazda kullanılmıştır.

Hayatı yaşamadığımız, yaşadıktan sonra bizde bıraktıklarıyla ortaya çıkar. Yazdıklarında hiçbir hayat belirtisi olamayan bir şair ya da öykücü ya yazdıklarının müntehiridir ya da damarlarının mürekkebi çekilmiştir. Yazarsanız, siz, siz olun hayatın arkasından koşup peşine takılmayın. En iyisi hayatla omuz omuza yürümek ya da hayatın önünden seyretmektir. Şayet kurduğunuz hayaller yürüyeceğiniz yolları kapamamışsa.