HAYATIN DIŞINDA OLMAK

Abone Ol

Sorumsuzluklar, ilgisizlikler bugün insanın gerçeklerinden biri. Buna kayıtsızlık da diyebiliriz. Dünyamız, coğrafyamız, çevremiz ve hatta en yakın çevremiz bile artık neredeyse ilgi alanımız dışında. İdeallerini silenlerin, hayatın dışına çıkaranların veya hedeflerini ideallerinin dışına çıkaranların genel bakışı desek bu duruma. Ne yazık ki bu göz ardı edilemez bir durum

Bireyselliğin daha çok öne çıktığı gerçeği olarak da tanımlayabiliriz buna. İnsan teki, bugün için salt kendi çıkarına odaklı. Kendisinden başka hiç kimseyi ve hiçbir şeyi görmüyor. Gözleri ve kalpleri adeta kararmış gibi. Çıkarcılığı hem maddî hem de manevî olarak görüyoruz. Kendisini Müslüman olarak tanımlayanların neredeyse hemen tamamı bu kapsama giriyor ne yazı ki. Bir Müslümanın sorumluluk alanları salt kendisiyle sınırlı değil, olmamalı da. Kendisinin ötesinde bir dünyanın varlığı zaman içinde yaşanarak ihsas ettiriliyor. Kendi çevresinden başlayan, dalgalar hâlinde dışa açılan ve bütün kâinatı kuşatan bir bakıştır bu. Öncelik elbette insandır. İnsan yaratılmışların en değerlisidir: “Eşref-i mahlûkat”. Bu tanımlama insan değerinin yüceliğini gösterir. İnsanı yücelten erdemleridir. Erdemleri ise belirleyen ve tanımlayan dindir. Bir Müslüman için bu Kur’an’ı Kerim’de genel başlıklar halinde verilir ve bunların tanımlaması da yapılır. Bunların asıl yorumlayıcısı ve uygulayıcısı ise, Peygamberimizdir (S.A.V.). Peygamberimizin hayatına bakılma gerekliliği var her zaman için. Hayatın ve yaşamanın ilkelerinin en çarpıcı örneğini veriyor.

Müslümanlar Peygamberimizi değerlendirirken hayatına ilişkin bir boşluk bulunmadığını görür ve bilir. Ne ki bunu hayatına tam anlamıyla uyarlıyor dersek doğru olmaz. En çok değer verdiği kızı Fatıma’yı (R.Anha) ümmetinin diğer bireylerinden ayırmadığı görülür. Ve hatta bugün için çok çok sıradan sayılan bazı süslenmelere dahi izin vermediği bilinir. Kimi zaman onların ev eşyası ve giysilerinde değişim gördüğünde evlerine girmez tepkisini dile getirir ya da kendisi doğrudan müdahalede bulunur. O an bir kırgınlığı olur. Dönemin ziynet eşyası bugünkü gibi paha biçilmez değil. Sıradan süsler olsa gerektir.

Peygamberimizin ticareti mübah kılması ve ticaret yapılmasını söylemesi, insanlığın rızık temini için en önemli bir yol olduğu gerçeğini gösterir. Fakat bunun sınırları kendi doğasında var. Bu, asla aşırı gitmeye ya da tıkınmaya bir gidişe izin verilmez. Ticaret yapma da bir hak. Ölçüleri olan. Rızık temini için bir araç ve hatta cihada katkı sağlama alanı. Kimi seferlerde en yakın arkadaşlarının başta Hazreti Ebubekir (R.A.) olmak üzere bütün varlıklarını bağışladıkları da bilinir.

Aşırılıkların önünde iki önemli engel var. Biri aşırı zengin olmaya ve haksız servet edinmeye engel ve ket olan faizin yasak olması. Kesin bir dil ile haram kılınmıştır. Fakirler ve yoksullar lehine dengeyi sağlayan zekât. Bu da zorunlu. Bu önemli iki unsur hayatın dışına çıkarılmış ne yazık kimi bahaneler ile bu engeller de aşılmış bulunuyor. Faize meşruiyet kazandırma çabası Müslümanlarca da olduğu görülüyor.

Bugünün bir Müslümanına infak diye bilinen bağış yapma isteğinde bulunma ya da böyle bir şeyi ihsas ettirme asla mümkün değildir. Vereceği küçük bir miktarı bile canından bir parça koparır gibi verir zorlanır. Oysa infak koşulsuz ve gönülden bir bağıştır. Bir Müslüman inandığı hak davaya, o davanın yüceliğine hem bedenen hem de malen katılma gerekliliği var.

Bugün insanlığı saran sorumsuzluk duygusu artık yadsınmaz bir gerçek. Dünyanın varlık yükünü taşımaya zorlanma insanı çıkmaz yola sürükler. Dünya tamahı doyumsuzluk getirir.

Dünya tamahı ve malı insanın başına her zaman için bela ve yüktür. Gereksinimi kadar bir zorunluluğu var. Dünya malını kim beraberinde götürmüştür ki.

Müslüman olma bilinci insana şu gün yaşananların dışında bir hayat alanı gösteriyor. Bundan başka bir kurtuluş yolu da yoktur. Belalardan kurtulmanın tek yolu kendi değerlerine dönüştür.