İnsanları kendi içinde tanımak, onlarla birlikte olmaktan geçer. Hayatta bazı şeyleri anlamanın yolu, insanla bire bir bir iletişim içinde olmayı gerektiriyor. İnsanları, konuşturmadan, onun davranışlarını, konuşma biçimini, sesindeki titreşimleri görmeden, duymadan, hissetmeden anlamak zordur.
Bir insanın nasıl bir tepki vereceğini anlamak ve o tepkinin nedenlerini bilmek gerekiyor.
İnsanlar, kendileri bir düşünce geliştirmedikleri zaman, başkalarının düşünceleri üzerinde yol alırlar. Bu Peygamberler tarihinden beri mi böyledir, reklam ve medya çağına girildiğinden beri mi, bunu çeşitli yönleriyle irdelemede, üzerinde durmada yarar var.
Elbette biz günümüzden sorumluyuz. Günümüz insanını anlamadan ve onu tanımadan sorumluyuz. Sorumluluk bilinci, duygusu, insanı daha anlamlı hale getiriyor. İnsan olma bilinci insanı farklılaştırıyor.
Günümüz insanı etki alanı giderek sınırlanıyor. İnsanın üstünde, insanı yönlendiren ve sürükleyen şeyler bir kuşatma biçimi almış durumda.
Bu kuşatmalar insanı insan olmaktan çıkarmaktadır. Etki alanı azaltılmaktadır. Bir Müslümanın durumu bir farklılık arz ediyor. İnanan insan, bir mümin camide namaza durduğunda, diğerlerinden farklılaşıyor.
İnsan hayatının kendine özgü bir ritmi vardır. Yükselişleri, alçalışları, bir müziğin ses ritmindeki gibi iniş çıkışlıdır. Hayatın doğası da bunu gerekli kılmaktadır. Namaz, insan için bir tefekkür ve düşünüş anı ve biçimidir. Namazdaki insan o anı diğerlerinden farklı bir duyguyla yaşamaktadır.
Bu geçtiğimiz haftayı inanç ve düşünce imkânları bakımından değişik konuma sahip olan insanlarla geçirdik. Bu insanların, hayata bakışlarında kimi zaman ortak yönler olmasına karşın, genelde, farklı alanda seyrettiklerini görürsünüz. Kimileri vardır ki düşünüş biçimlerinde bir teslimiyet ve kendi kendini yoklamadan uzak durmaktadırlar. Belki de öğrenim olarak üst düzey tahsil görmemiş, ama hayatın duruluğunu ruhunda yaşamış, yüzü abdest suyu, alnı secde görmüş, ruhu manevi bir haz ile donanmış bir insan diğerlerinden hemen fark edilebiliniyor. Ruhun arılığı önemlidir, sıradan bir durum değildir. Namaz kılan kılmayan, insanlar duruşları bakımından farklıdırlar. Ruhun arınması manevi bir hazzın yaşanmasıyla sağlanabiliniyor. Müslümanlar ibadetlerinde yaşadıkları yüksek bir haz duygusuyla hayata farkında olsun ya olmasın farklı bir bakış ile bakarlar.
Bu anlamda bir yüzün ruh parıltısı görülebiliniyor. Ruhları arı insanlar bulundukları yerlerde ruh parlaklığıyla kendiliğinden belli oluyorlar. Bir maçı seyreden insanlar arasında bile bunu fark edebilirsiniz. Kimi zaman yüzlere bakmak bile yeterli olabilir. Böylesi durumlarda insanların konuşmasına yansıyan dışavurum da bir başka ölçütüdür insanların.
Hayatın dışında olmak kadar bir sıradanlığı yoktur insanların. Bu hal insanlığın en zavallı durumudur. İnsanın ölçü dışılığı bu gibi durumlarda belirir.
Hayatı farklı bir gözle görmek ve onu süzmek için de bir bakış gereklidir. Her bakış aynı açılımda değildir.
Çok konuşmak ve çok hareket halinde olmak insan için bir kazanım değildir. Tükenen bir varlığın verici yanı olmaz. Verici olmak da bir yürek gerektirir. Sevgi yüklü bir yürek. Ruhu arınıkların sevgisi de farklıdır ve donanımlıdır.
Uygarlığımızın bize özgü yanlarına ve onun yansımalarına bakılırsa, şiirden güle, Kur an ve ezandaki ses ve ruh ahengiyle, insanı insana bağlayan hayatın içine çeken bir yanı var. Başka dinlerde olmayan bir ruh üflemesidir ve insanı hayatın içine çeken, içinde tutan bir ruh güzelliğidir.
Hayatı sıradanlaştırmak hayatın dışında olmaya götürmektir. Müslüman bilincinde hayatın her anını güzelleştirme ve anlamlı kılma sorumluluğu vardır. Müslüman insan sadece kendinden sorumlu değildir. Doğada var olan her şeyden sorumludur. Hayatın içinde olmak da budur.