Hayatın dengesi

Abone Ol

İnsanın hayatı; eğitim , iş, sosyal ve devlet hayatı kısa filmlerin toplamı kadardır. Her dönem kendi içinde de iç içedir ancak öncelik olarak zaman zaman biri öne çıkar. Hayatın bu dört aşamasında insan, hakkını verdiğinde en büyük sermayeye sahip olur. Her dönemin sermayesi ayrıdır. Hayatın “eğitim” aşamasını kariyer kaygısına kurban etmeyenler ilk sermayelerini kazanırlar. “İş” hayatında fazla gelir, fazla mesai, ev, araba gibi ihtiyaçları kısa sürede elde etme çabasıyla, çevresini ihmal etmeyenler ikinci sermayeye ulaşır. Hayatın “eğitim” ve “iş” bölümlerinde kazanılan bu sermaye, hayatın sosyal ve devlet kısımlarında daha büyük zenginliklere dönüşür.

Bütün bu süreçleri herkes birer kısa film şeklinde yaşar. Çocukluk, hangi kısa filmde oynadığını bilmeden geçirilen dönemdir. Gençlik ise, “hayatında ne kadar söz sahibisin” kısa filmidir. Bu filmi, “ekonomide ne kadar söz sahibisin” kısa filmi izler, orta yaşlarda… Ve son olarak devlette ne kadar söz sahibisin kısa filmi ile hayat sona erer. Hatta devlet kısmı, kısa film değilmiş gibi yaşansa da kısa sürer. Kısa filmler arasındaki bağlantıları ise kritik aşamalar belirler. Mesela ergenlik , çocuklukla gençlik filmlerini montaj eder. Evlilik, gençlik ve orta yaş kısa filmlerini buluşturur. Sosyal hayattaki statü de son perdeye bağlar insanı…

Hayatın dengesini yakalamak isteyenler, her kısa filmdeki idealinin farkına varmalıdır. Çünkü dengesizlik, ideallerden uzaklaşmadır. İdeallerden uzaklaşma, sahip olunan inancın, inandığı gibi yaşamaktan, yaşadığı gibi inanmaya sürüklenmesiyle gerçekleşir. En önemlisi ise, idealler terk edildiğinde kişinin çalışması, bilgisi, birikimi, kararlılığı, nezaketi, çalışma üslubu ve renkli kişiliği hiçbir şey ifade etmez. Sürekli sürüklenir ve sürüklenen herkes, kötünün iyisini tercih ederek hayatı sorgulamayı bırakır.

Hayatın dengesini korumak isteyenler, hayatın her kısa filminde bu dengeyi koruyacak rehberlere ihtiyaç duyarlar. Çünkü her filmin bir yönetmeni olmalıdır. Kısa filmine rehberlik edecek rol-model bulduğunda insan, aldığı eğitim sonucunda bir iş sahibi olur, eğitim ve iş hayatı ile oluşturduğu bir sosyal çevre kazanır. İletişim kabiliyeti ölçüsünde sosyal hayatına yön verir. Böylece edindiği hayat tecrübesi ile devleti için cemiyet adamı olmaya hak kazanır. Çünkü kendi yürüyüşünü bulmuştur!