Hayatı anlamaya dair

Abone Ol

İnsan, bir amaç için ve üzerine sorumluluk yüklenerek yaratılmıştır. Bu kul ve halife insanın anlam bilgisidir. Öğrenilmesi gereken asıl bilgi budur. Bu bilgiye ulaşmamızı doğru sorulara verilen doğru cevaplar sağlar. Bu yüzden “niçin” sorusu önemli bir sorudur, topluma değer yükler ve hayata anlam katar. 

Niçin sorusundan mahrum kalan insanlığın iki büyük problemi vardır. Anlamsızlık ve bunun neticesinde ortaya çıkan başıboşluk. Günümüzün kışkırtıcılığı karşısında insanlık “niçin” sorusunu unutmuştur. Bırakalım tüm insanlığı, Müslüman muhayyilesinde bile böyle bir soruya yer olmaması durumun vahametini bize göstermektedir. Dünyevileşmenin kıskacındaki Müslümanların anlam kaybı olduğu bir gerçektir. Fakat asıl gerçek ve de tehlikeli olanı anlamaya dönük soruların unutulmuş olmasıdır. Böylece anlamsızlık ve başıboşluk yaşantımızın karanlığa doğru çizilmiş kalın çizgisi olmuştur.   

Bu anlamsızlık, gençlimizin büyük bölümünü okumadan ve düşünmeden uzaklaştırmıştır. Düşünmek sorularla hayat bulur. Düşünebilmek için soru sormak gerekir. Doğru soruyu sormak için ise doğru okumalar yapılmalıdır. Soru sormuyorsak anlamaya dair cevabımız yok demektir. Anlamsızlık hayatımızı kuşatır ve artık yaşam gayemiz dünyaya dönük taleplerimizden ibaret kalır. Eğer yanlış soru soruyorsak doğru cevaba ulaşmamız mümkün değildir. Yanlış sorularla donatılmış zihinler, bir sürü yanlış cevabın yükünü taşımaktan başka bir şey yapamayacaktır.

Yanlış sorulara cevap arayan fertlerin ideolojilerin kölesi olmaktan, etnik taassubun ve mezhepçiliğin tırpanını yemekten kendilerini kurtaramazlar. İdeolojiler zihni genişletmez daraltır, düşünceyi kendi alanına mahkûm eder. Etnik taassup, sünnetullahın sorgulanmasına kadar işi götürebilmektedir. Çünkü bu taassup yaratılanlara farklı anlamlar yüklemektedir. Mezhepçilik ise kalbin mutmain olmasından öteye, mutlaklığın hükümranlığına taliptir.  

Bu anlamsızlıklar başıboşluğu da beraberinde getirmektedir. Bu başıboşluk, öteye dönük kaygı taşımayan, berilerde kendine hazdan duvarlar ören fertler üretmiştir. Bu başıboşluk, adaleti lütuf gören, adalet taleplerini fitne olarak değerlendiren siyasiler ortaya çıkarmıştır. Bu başıboşluk, çocuklarına gelecek satın almayı vazife bilen ebeveynler türetmiştir. Bu başıboşluk, gündelik yaşamın zevkini, ailesinin emeğine ve geleceğe dair hayallerine tercih edebilen gençler doğurmuştur. 

Yine bu başıboşluk, dini hayatımızı şekilciliğe indiren, dinin özüne dönük bir kaygı taşımayan, yetimin sağ elle yemesine karışıp, yetim hakkı yiyenlere ses çıkarmayan Müslüman bir havas tipi ortaya çıkarmıştır.  Bu başıboşluk, gökdelenlerde rant devşirenler ile maden ocaklarında can verenlerin aynı TV programını izlediği, aynı partiye oy verdiği ve aynı futbol takımı için heyecanlandığı bir sosyal yapıyı doğurmuştur. Bu başıboşluk, çöpe ekmek atanlarla, atılan ekmekleri çöpten alarak çocuklarına götürenlerin aynı dine inandıkları ve aynı mezhebe bağlı oldukları bir sistem ortaya çıkarmıştır. Aynı zamanda bu başıboşluk, sosyal medyada ve atılan sloganlarda Müslümanlığını zirvede yaşayıp fıkhı öteleyen mücahitler türetmiştir. 

Tüm bu anlamsızlıktan ve başıboşluktan kurtulmanın reçetesi hayatı anlamaya dair soruları kendimize sormaktan geçer. Soru sormaktan korkmayalım, sadece doğru soru sorup sormadığımızdan emin olalım.