Geçtiğimiz cumartesi günü sevdiğim bir kardeşimin düğünü vardı. Geç vakte kalmadan salona gitmek için işyerimden çıktım. Ancak yol boyunca önünden geçtiğim benzin istasyonlarında bir otomobil kalabalığı vardı. Niçin insanlar böyle benzin kuyruğuna girdiler diye düşünürken gece yarısından itibaren benzin ve mazota 40-41 kuruş zam yapılacağını hatırladım. Bizim gibi ileri yaşlarda olanlar geçmiş yıllarda yaşanan benzin kuyruklarını hatırlamışlardır. Ancak geçmişte kuyruk benzin yokluğundan oluşuyordu. Yani bir istasyonda benzin var ise insanlar hemen oraya koşuyor, depolarını doldurmaya çalışıyorlardı. Şimdiki benzin kuyruğu ise akaryakıt yokluğundan değil, birbirini takiben gelen zamlardan hiç olmazsa bir depolarını zamsız doldurma kuyruğu idi. Akaryakıtın yokluğunun oluşturduğu mu yoksa akaryakıt olmasına rağmen vatandaşın hiç olmazsa bir deposunu zamsız doldurabilme yarışının mı kabul edilebilir olduğu sorusu akla gelebilir.
Hemen belirteyim ki, kuyruklarda beklemenin iyi tarafı olmaz. Ancak döviz kurundaki yükselişin kıskacındaki Türkiye’de insanların iyice bunaldığını, bu zam furyasından biraz olsun korunabilmek için bir depo zamsız benzin alabilmenin hesabını yapmak zorunda kalmış olmak sanıyorum ekonominin birtakım açıklamalarda ileri sürüldüğü gibi iyi olmadığını göstermeye yetecektir. Bir başka ifadeyle benzin kuyruğundaki araçların büyük bölümünün fiyatı 100 bin lira ve üzerindeydi. Yani insanlar bir şekilde araba sahibi olmuşlar ama akaryakıt zamları karşısında arabalarına binebilmek için benzin almakta zorluk çekiyorlar. Yoksa hiç kimse bir depo benzinde 12-16 lira arasında kâr elde edebilmek için büyük paralar ödediği arabası ile saatlerce kuyruğa girmez ve beklemez.
Kısacası motorin ve benzine zam geleceğini duyan vatandaşlar bir gece önceden soluğu akaryakıt istasyonlarında aldılar. Böyle olunca da istasyonlarda uzun kuyruklar oluştu. Tek hedef son kez arabalarının deposunu zamsız doldurmak. Elbette zamsız benzin alabilmek için kuyruğa girenlerin hepsinin hedefi bir depo benzinde sağlayacakları indirim olmayabilir. Ancak havaların soğumaya başlaması ile evlerin ısıtılmasında kaloriferlerin devreye girmesi, bu arada likit gaza ciddi oranda gelen, daha da geleceği beklenen zamlar insanların günlük konuşmalarını işgal ediyor. Bu kışı nasıl ısınarak geçirebileceklerinin hesabını yapıyorlar. Özellikle tüm dar ve sabit gelirlilerin gelen kış, kâbusu olmaya başladı bile. Bu bakımdan da bir gazetenin dikkat çektiği, “Beslenmek ve ısınmak emekliye kâbus oldu” değerlendirmesini sadece emekliler için değil, tüm dar ve sabit gelirliler için değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Özellikle de son bir yılda akaryakıt ürünlerine pompaya yansıyacak şekilde 22 zam yapılmış olduğu düşünüldüğünde ister istemez, “Bu işin sonu nereye varacak, insanlar artan fiyatlar ve enflasyon karşısında daha ne kadar direnebilecek?” diye sormadan edemiyor. Bu arada bir yetkili bir günde bir aylık ihracat yapıldığını söylüyor, ama açık bitmiyor. Döviz kurundaki yükseliş sürekli olarak aleyhimize, bizden ürün alanların ise lehine sonuç veriyor. Bu da açıkça ekonominin giderek çıkmaza girdiğini gösteriyor. Kısacası, sorunları muhalefetin ya da birtakım dış güçlerin üzerine atmak sorunlarımızı gidermediği gibi hafifletmiyor da. Bu bakımdan artık birtakım bahanelerin arkasına gizlenerek kamuoyundan sorunları saklamanın mümkün olmadığının görülmesi gerekiyor.