Büyüklerin kıyasıya yarış halinde olduğu bir arenada.
Küçük çocuklar insanlık dersi veriyor.
Yedi yaşındaki küçük kız, masallardaki iyilik prensesi olup çıkıyor.
Küçük Yağmur, satranç şampiyonasına katılır neredeyse şampiyon olmak üzeredir.
Karşısındaki rakibi çok zor durumdadır.
Yenilmesine an vardır.
Hüzünle sarsılmakta ve ağlamaktadır.
Yağmur kararını verir.
Rakibinin üzüntüsü üzerine bir zafer istememektedir.
Oyunun berabere bitmesi için ne gerekiyorsa yapar.
Yağmurun başarıları, Türkiye ile sınırlı kalmaz.
Avrupa 7 Yaş Kızlar Satranç Şampiyonasında 2. olur.
Trabzon Cumhuriyet İlköğretim Okulu 2. sınıf öğrencisidir kahramanımız.
Böylece yarışlara doymak bilmeyen, kazanmaların biriyle biniyle yetinmeyen o iflah olmaz hırsların dağ gibi odaklandığı büyüklere fair-play örneği sergilemiş olur.
Dünya Fair-Play ödüllü bir kız çocuğu daha bulunmakta Trabzonun.
Hilal, Okullar arası Kros İl Birinciliği yarışması sırasında 2 bin metrelik yarışın son 200 metresine önde girmiştir.
Şampiyonluğa saniyeler kalmıştır.
Tam ipi göğüsleyeceği sırada hemen arkasında koşan Sibelin yere düştüğünü görmüş, yarışı bırakarak arkadaşına yardım etmişti.
Hilal yarışmada derece alamamış ama Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafından aday gösterildiği 2006 Dünya Fair-Play ödülüne lâyık görülmüştü.
Bu iki kız çocuğunun öyküsü beni yıllar öncesine götürdü.
Bir beden dersinde koşu yarışmasındayız.
En öndeyim, neredeyse birinciliğime saniyeler kalmış.
Arkadan yetişen kız arkadaşım, önde oluşumu engellemek için mi, kendisi yarışı almak için mi, her nedense öyle bir itmişti ki.
Ne olduğunu anlayamadan adeta önce uçmuş, sonra o hızla yere düşmüş, çakıllı arazide hurda haline gelmiştim.
Kollarımın içine gömülen çakılları zor çıkarmıştı hemşireler.
O uzun yıllardan sonra bu hareketi yapan arkadaşımı her gördüğümde hemen o feci kazayı anımsarım.
Zira tozlu çakılların gömüldüğü kollarım hala o yara izlerini taşımakta.
Ama Yağmurla Sibelin büyüklüğünü okuduğumda, artık o arkadaşıma kızmaktan vazgeçmeliyim diye düşündüm.
İki sebepten.
Birincisi onun yerinde olsaydım bu utançla yaşamak bayağı ağır gelecekti.
İkincisi, ben niye yarışa o kadar asıldım ki.
Yağmur ve Sibel gibi yapıp, arkamdan bana yetişmek için canını dişine takmış ve çok hırslanmış arkadaşım için yavaşlayıp neden birlikte bitirmedik ki o yarışı.
Belki de hep sevgi ile hatırlayacaktı bu yarışı.
Oysa şimdi.
Onun da çok üzüldüğü o kaza, yaralanma, aradaki soğukluk hiç olmayabilirdi.
Batılı terimle fair-play.
İslami literatürde Îsâr mantığı.
İhtiyaç halinde kendisinden önce başkasını tercih etmek.
Nefsinden evvel kardeşini düşünme büyüklüğü.
Çölde dolaşıyorsun, sıcakta kavruluyorsun, mataranda son tek damla kalmış su.
Tam hasretle kavrayıp başına dikmek üzere iken, yanındakini kendinden önce tutup, son yudum suyu ona uzatıyorsun.
İster fair-play densin adına ister Îsâr.
Günümüz dünyasının unuttuğu kavramlar.
Ne ki yine de bir güneş gibi iki küçük kız çocuğunun yüreğinden çıkıp dünyamızı aydınlatabilmekte.
Çok seyrek de olsa, masalların iyilik perileri kitap sayfalarından çıkıp yeryüzünü ışıklandırmakta.