Ruha film yapan adam yine iş başında. Uyanınca okunacak ve uyandırmak için okunan bir masalı anlatan, güleryüzlü bir Çağan Irmak filmi. Ağlatıyor da. Çünkü anlatıyor. Bir şeyleri izah etme derdi var. Soruyor, sorguluyor. Sorumsuzluğunuzu, uykunuza işaret ederek yüzünüze vuruyor. Masalsız hayatınızdaki mutluluk yalanını, mumunuzu söndüren bir ezan vaktinde resmediyor.

Sinemamızın ‘tarzı olan‘ nadide şahsiyetlerinden Çağan Irmak, çağa, çelişik yaşam anlayışımıza, modernlik yalanına, hakikat sorgusuna, sorumsuzluğa ve zıtlıklara atfen; masalsızlığa işaret eden masalsı bir eser ortaya koymuş.

Filmin kahramanı o kadar ‘garip‘ ki. Hep gülüyor. Üzgün mü, mutlu mu anlamıyoruz. Kendi ifadesiyle, "gülmüyor, yüzü öyle". Böylelerine deli muamelesi yaparız, hayatta. Peki ne kadar haklıyız? Ya da nasıl bir haksızlık bu? Halüsinasyon görüyor/mu? Yoksa bizim gerçeklik diye yaşadıklarımız, zihnimize yerleştirilmiş -halüsinasyon dahi olamayacak kadar gerçek dışı- manasızlıklar mı?

Saf mı? Pollyanna mı? Deli mi? Garip mi? Mecnun mu? Sen mi? Ben mi? Kim?

Bir ağaca sarılıp onu dinlemek... Ne kadar saçma değil mi? Filmi izleyince bu soruyu bir daha gözden geçireceksiniz.

"Bilmem" diyor filmin şarkısında, Redd. Aslında bütün atıp-tutmalarımız, ahkâm kesmelerimiz, bilmişlik taslamalarımız, hiçbir şey bilmediğimizin, bilmediğimizi gizleyişimizin, arayışımızın belirtisi. Sorgulama, evet. Yaşamı veya hayatı. Neyi yaşadığımızı, nasıl yaşadığımızı, kim için ya da kiminle; ne kadar kendimizle? Enaniyetinize, somurtkanlığınıza, sorumsuzluğunuza, sorusuzluğunuza saldıran film, rahatsız olmaya hazır olanlara eğlence vaat ediyor.

Uyandırmak için masal anlatıyor ya

"Niye vazgeçmiyorsun, niye bu kadar iyisin?" soruları çok bilindik Yeşilçam replikleri gibi gelebilir. Ama değil. "Niye bizim yaşadığımız gibi ve bizim kadar ölü değilsin" demek istiyor. Uyandırmak için masal anlatıyor ama neden uyandırmaya çalışıyor?

Ruha film yapan adam; uyanınca okunacak ve uyandırmak için okunan bir masal ile karşınızda. "Eğlenceli bir film" diyor, Çağan Irmak. Ağlatıyor da. Çünkü anlatıyor. Bir şeyleri izah etme derdi var. Soruyor, sorguluyor. Sorumsuzluğunuzu, uykunuza işaret ederek yüzünüze vuruyor. Masalsız hayatınızdaki mutluluk yalanını, mumunuzu söndüren bir ezan vaktinde resmediyor.

Büyümez olaydınız!

Hastanede, kavga eden futbolcular detayı giriyor. Herkes kavga ediyor. Spor müsabakasında bile kan akıyor. Hangi barıştan, insanlıktan, medeniyetten, daha da önemlisi yetişkinlikten/büyümüşlükten bahsediyorsunuz? Büyümez olaydınız... Beddua değil, dua. Siz büyüdüğünüz için, insanlığınızı, insan yanınızı değil benliğinizi büyüttüğünüz için bu haldesiniz ve dünyayı da bu hale getirdiniz. Kitabın ortasından eleştiriyor ve eleştirmekle kalmıyor. Çözüm, diyor; masal, diyor. Anlatıyor, masalı.

Hayata bu kadar renksiz bakmamalısınız

"İşaretleri takip et" cümlesini şiar edinen, bunu ‘kız tavlamak‘ için kullanan, hayatının başka da bir gayesi olmayan karakter, hastaneye gidince rahatsız oluyor. Ama aslında gerçeğe uyanıyor. Pembe tablolardan falan bahsetmiyor, film. Tam tersi, hayat acılarla ve sıkıntılarla mevcut. Sadece ‘hayata bu kadar renksiz bakmamalısınız‘ demek istiyor.

Bir de ölmek isteyen ve "Yıllardır beklediğim Azrail, rica etsem beni öldürür müsün?" diye öykünün kahramanlarından birine yalvaran karakter var, filmde. Ne alakası var diye aklınızın ucundan bile geçirmiyorsunuz. Tam tersi, fevkalade diyorsunuz.

Bana gelince hayat neden masalsız

"Biri uyudu, öbürü düş gördü" diyor, film. Uyumak, uyanık olmak, düş, masal, gerçek vs. Her tarafından soru işareti dökülen, tebessüm ettiren, eğlenceli, duygusal bir film, Prensesin Uykusu. Klişelerle, sinemayla, Yeşilçam‘la ve kendisiyle dalga geçiyor, Çağan Irmak. Kompleksiz her insanın yapabileceği gibi...

Ve bir Yeşilçam klasiği olarak (Kemal Sunal örneği) hep gülen adam filmin doruk noktasında ağlar. Klişe mi dersiniz? Öyle demeyin. Diyemiyorsunuz zaten. Yanaklarınızın ıslanmasına engel olabilecek derecede ‘dirayetli‘ iseniz, en azından tebessüm ediyorsunuz.

Kader, irade, ben ve O

Aziz‘in günlüğündeki şu satırlar önemli:

"Kader değiştirilemez, değiştirilirse kader olmaz diyenler var. Olmasın varsın. Hiç bir

şeyin değiştirilmeyeceği bir dünyada yaşamak ne umutsuzca olurdu öyle değil mi? Başına gelmiş kötü bir olay, öyle bir gün gelir ki olması gerektiği için olmuş ve daha

iyi bir şeye neden yaratmıştır. Bilemezsin."

Değiştirilebilir kader... Ya da kader değiştirilebilir mi? Külli irade ile cüzi irade meselesi işte. Çağan Irmak elbette bu konuyu düşünerek bakış açısını ortaya koymuyor. Ancak sinema hayattan bir parça ise ve sizin hayata bakışınızda kader kavramı söz konusuysa perspektifinizi de kendiniz hazırlama özgürlüğüne sahipsiniz. Çağan Irmak‘ın ‘değiştirebilme‘ bağlamında ele aldığı konu, cüzi irade sahibinin, yaşadığı hayata ne kadar müdahil olabildiği hususunda kafa yoranlar için güzel bir sorgulama örneği.

Takvim yaprağını hayattan düşürüyor, kahraman; hepimiz gibi. Farkında olmadan eskittiğimiz hayatımızı hatırlatıyor. Bizi var eden, bizim var ettiğimiz, aslında bizden bağımsız bir iradenin kontrolünde.

Oyuncu seçiminde hata yapmaz mı, bu adam?  Teknik olarak bir Çağan Irmak filminde olduğunuzu hissediyorsunuz. Neredeyse sizi rahatsız edecek hiçbir unsur yok. Animasyonlar yerinde ve dozunda kullanılmış. Malum bir sinema dili mevcut. Ve Çağan Irmak‘ın tartışılmayacak yegâne unsuru varsa; oyuncu seçimi. Başrol oyuncusu Çağlar Çorumlu harika bir seçim.

Anlamıyorum

Ve lakin Çağan Irmak filmlerinin bazısında mevcut olan, anlamsız bir göndermeden de bahsetmeden edemeyeceğim. Issız Adam‘da, Mustafa Hakkında Herşey‘de olduğu gibi bu filmde de ‘grup seks‘ göndermesi ya da benzeri cinsel vurgulamalar var. Gözünüze ya da kulağınıza sokmuyor Çağan Irmak. Ama olmasa daha iyi olur, daha doğrusu olmaması gereken bir ayrıntı. Filmin bütününe halel getirmemekle beraber, genel başarıyı lekeleyen bir durum gibi geliyor.

Aslında filmle ilgili bütün mana, Redd grubunun yaptığı film şarkısının sözlerinde:

Ben kimin uydusuyum

Uymadı mı sorgusuyum

Hala eski duygusuyum

Bir avuntu dolguyusum

Terk eder beni korkusuyum

Hala eski duygusuyum

Prensesin uykusuyum.

Uyan nazlı, uyanmaz mı

Bana gelince zaman durmaz mı

Uykusuz, rüyasız

Bana gelince hayat neden masalsız,

Bilmem.

Bir masalın yokmuşuyum

Ben, hiç ben olmuş muyum?

Hala aynı duygusuyum

Prensesin uykusuyum

Filmin öyküsü

Bir kütüphanede memur olarak çalışan Aziz, kendi küçük dünyasında sakin ve huzurlu bir hayat sürdürmektedir. Bir gün, mahalleye yeni açılan kuaförün sahibi Seçil ve 10 yaşındaki kızı Gizem, Aziz‘in oturduğu apartmana taşınır. Aziz‘in yeni komşularıyla renklenen hayatı, küçük kızın daldığı uzun uykuyla gölgelenir. Gizem‘in daldığı uykunun tetiklediği bambaşka olaylarla, sıradan görünen ama aslında rengârenk karakterlere sahip bu insanlar birlik olup, kaderi değiştirmeye çalışırlar.

Muhabir: Haber Merkezi